Kayıtlar

Mayıs, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BEN DEMOKRASİ'YE İNANIRIM BENİM PARTİM KAZANDIĞI SÜRECE...

           Adını tarihe kazımış ünlü anarşistlerin hayatını okuyunca ve muhalefet ettikleri adamlara bakınca ne kadar haklı olduklarını çok iyi anlıyorum. Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiye veya hiçbir ideolojiye kendimi yakın hissetmedim. Maalesef ailemde böyle uç noktadaki düşüncelere sahip insanlar yoktu. Çevremdeki insanlar geçim derdi ile uğraşmaktan bırakın siyaseti, hakkı hukuku kendine bile vakit ayıramıyordu. Toplumun geneline baktığımızda da bunun böyle olduğunu görüyoruz.            Maalesef bizi idare edenler hedefi saptırıp bakıç açımızı farklı yerlere yönlendirebiliyor. En basitinden örneklendirmeye başlıyorum. Futbolun dünyanın her yerinde bir afyon olarak kullanıldığını çok iyi biliyoruz. Milyonlarca taraftarın içinden acaba kaç tanesi şu soruyu kendisine sormuştur. Abicim kulüplerin başına neden işadamları geçer. Milyonluk camiayı yöneten bu adamlar bu kadar para harcarken hem kulüpler hem de şirket başka...

YALAN DÜNYA

          İçim daralmış yine buhranlardayım. Yani birşeyler canımı sıksa da, aklımda bir şeyler gereğinden fazla yer kaplasa da her zaman neşem ve keyfim yerinde. Bu hayatta ailem ve dostlarımdan başka varlığımın olmadığı, kaybedecek bir tek canımın olduğunu anladığım günden bu yana yüzüm hep güleç. Ama ben ve benim gibiler bu hayata karşı ne zaman gülümsesek, bir şeylere göz yumsak mutluluk tacirleri tepemize biniyor.            Hayatımın dönüm noktaları aklıma geliyor da... Lisede yeşil sahalarda top koştururken bir gün hayalini kurduğum takımın formasını giyeceğim günü hayal ederdim. Kazandığım ilk büyük para ile bir ev alıp annemlere sürpriz yapmayı düşünürdüm. Taa o günlerde birileri bana hayal sattı, kimileri önüme taş koydu. Sonra aldım dersimi, hevesim ve hayallerim kursağımda kalmış bir şekilde tutunacak bir dal aradım ve üniversiteye Trabzon'a gittim. Hayatımda ilk defa öğrenilmiş çaresizlikle başbaşa kaldım. Güvendiğim...

KADINLARI ANLAMA KILAVUZU OLSA!

         Arkama yaslanmışım kitabımı okuyorum. Öyle bir satır geldi ki önüme durdum düşündüm; " Aşk (bir başkasının mutluluğunu istemek olarak anlaşılan tanımını kastederek) aslında hiç doğal olmayan bir olgudur ki kendini nadiren tekrar eder; ruh yeniden bakire kalamayacak hale gelir ve bir başkasının ruhundaki okyanusa dalacak gücü kendinde yeniden bulamaz."           Şimdi James Joyce abimiz bu lafı dedikten sonra bize halt etmek düşer. Haftanın üç günü çalıştığımdan dolayı hafta içi sabahları televizyona bakma fırsatım oluyor. Sabah izdivaç programı, öğle izdivaç programı, akşam izdivaç programı...Türk insanı olarak ne kadar romantik, sevgiye muhtaç, aşka hasret bir toplum olmuşuz. Paravanın arkasında bir ömür aradığı mutluluğu bulmanın hayali ile yanıp tutuşan binlerce hilkat garibesi. Adam kadına soruyor neyimi beğendiniz diye? Kadın da diyor ki; ailenize çok düşkünsünüz, gerçek aşkı arıyorsunuz, namuslusunuz, çalışkansınız fala...

SALAZARIN 3F'Sİ İŞ BAŞINDA

          Aradan 4 gün geçmesine rağmen derbi tartışmaları hızını kesmemiş durumda...İşin ilginç tarafı da şu hiç kimse maçın skorunu, oynanan oyunu, milyonlarca lira para alan futbolcuların sahadaki verimsizliklerini konuşmuyor. Galatasaray'lı futbolcular ezeli rakiplerine kaybetmelerine rağmen şampiyonluğun keyfini yaşıyor, Fenerbahçeli'ler iki büyük hedefte hüsrana uğramasına rağmen kendini Galatasaray galibiyeti ve 64 maç yaptık teranesi ile avutuyor.             Bu ülkede milyonlarca insan haftanın 6 günü günde 14 saat çalışarak ayda 800 lira ile geçinmeye çalışırken siz futbolcuların milyonlar kazanıp, böyle bir bahane üretmesi bence yüzsüzlük ve nankörlükten başka bir şey değildir. Çocuk iken babam futbol maçının yayınlandığı kanalı değiştirmesine uyuz olurdum. Bir baba nasıl futbolu sevmez ya. Olabilir miydi böyle bir şey? Ayaklarımı yere sağlam bastığım ilk günden itibaren yıllarca topun peşinden koştum. Üniversiteyi kaz...

KRİZ HABERCİLERİ

          Krizler üzerine bir yazı yazmak aslında aklımda yoktu. Ama üniversitede bitirme tezimin ekonomik krizler olması ve son birkaç gündür Güngör Uras ve J.K.Galbraith'ın etkisi ile bu konu hakkında bir yazı yazma gereği duydum.            Bir ülke neden krize girer, habercileri nelerdir, erken teşhis ve doğru tedaviler ne kadar faydalı olur? Çok ilginçtir ki dünyada bu konuya kafa yoran binlerce bilim adamı ve politikacı olmasına rağmen önceden geleceği tahmin edilen krizler ya tahmin edilemiyor ya da önlemler gerektiği gibi alınmıyor. Krizler iktidarları değiştirip, bazı insanlara büyük fırsatlar sunarken olan yine sabit gelirlilere, emeklilere, emekçilere ve öğrencilere oluyor.             Türkiye 2002 yılından beri politikada istikrarı yakaladı. Sağlanan bu istikrar beraberinde stabil bir yapı oluşturdu ve ekonomideki dalgalanmaları da azalttı. Ve haliyle rekorlar ve yükselişler gerçekleşti...