Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutluluğun Hikayesi, Sefaletin Kendisi...

            Bazen aklımda çok şey birikmesine rağmen kendimi ifade edemiyorum. Bir yerde tıkanıyorum. İçime kapanıyorum ve aklımı her geçen gün kemirmeye devam eden düşünce alemine dalıyorum. Bugün uzun bir yazı yazacağım. Bu aralar okuduğum bir kitap biriktirdiğim bazı şeylerin şelale olup akmasına neden oldu. Charles Eisenstein'ın " Kutsal Ekonomi" adlı kitabından bahsediyorum. Paranın insan hayatındaki rolünün ne olması gerektiğini anlatan harika bir eser.               Bir şeylere aklımın ermeye başladığı günden beri hep imkansızlıklarımı sorguladım. Bu hayatta sahip olduğum görünmeyen zincirler var ya işte onlardan nasıl kurtulabilirim dedim hep kendi kendime. Ama bir süre sonra o zincirlerin varlık nedenini anladım. Dışarıdaki hayatta şiddetli bir rüzgar esiyor, bizi her an savurup bilmediğimiz limanlara götürebilecek. Şu hayatta yapılacak onca şey varken parasızlığı hep bahane olarak gördük. Maddi olanakları yete...

İstanbul Manzaralı Benliğim

            İstanbul benim şehrim...Cıvıl cıvıl renkleri, eşsiz manzarası, bitmek bilmeyen enerjisi bendeki güleryüzü, sade ama mutluluk dolu hayalleri anlatıyor. Nasıl İstanbul'a dışardan bakanlar onu büyüleyici buluyorsa beni de tanımayanlar her daim mutlu, mesut şen şakrak biri zannediyor. Halbuki kalbim İstanbul geceleri kadar gümbür gümbür atarken aklım çıkmaz sokaklarında kayıp.              Kum saati tersine döndüğü günden beri kum taneleri avucumun arasından akıp gidiyor. Bitsin dediğim her an, her dönem için o kadar pişmanım ki. Nerede o çocukluk dönemindeki aptal gülümseme, bol şekerleme, saf ve temiz düşünceler. Nerede o ergenlik dönemindeki utangaçlık, gizli saklı bir şeyler yapma arzusu. Hepsi geride kaldı.               Dertler derya olmuş bense bir sandal...Sabahları işe giderken ayaklarım geri geri gidiyor. İnsanlar sabahın köründe bir çalar saat sesi ile zorla uyanıy...

Parayla Saadet Olmaz...

     Ülkede gündem çabuk değişiyor. Ekonomi, siyaset, savaş naraları derken ülkede neler olduğunu idrak etmekte zorluk çekiyoruz. O yüzden film şeridi gibi aklımdan geçenleri yazmaya başlıyorum.      Gezi parkı eylemleri ve Federal Rezerv Bank'ın tahvil alımını kademeli olarak azaltacağı haberleri piyasalarda endişeye sebep oldu. FED'in bu açıklaması şu anlama geliyordu. 2008 yılında meydana gelen krizden sonra dünyaya enjekte ettiği dolarların dozunu azaltacaktı. Gelişmekte olan ülkelere akan dolarların kaynağı bir nevi kesilmiş oldu. Çok ilginç bir piyasa sistemi tarafından dünya yönetiliyor. Amerika krize girdiğinde hükümet dolar basıp veya tahvil satın alıp piyasayı rahatlatmaya çalışıyor. O dolarlar dönüp dolaşıp Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere gerek yatırım, gerekse cazip faiz oranları için akıyor. Haliyle bizim gibi ülkeler geçici bir refah dönemi yaşanıyor. Şimdi ise hasta olan Amerika ayaklanmaya başladı. Krizden dolayı kaçan yatırımcıları...

Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az dostum var...

        Bilmiyorum ama sanırım hayatımda ilk defa sonbaharın gelmesini sevinçle karşıladım. Bundan tam bir yıl önce ne umuyordum bir yıl sonra ne buldum. Üniversite benim için oldukça çetin geçti. Cebimdeki her kuruşun muhasebesini yaparak ve kurduğum her hayali yarınlara erteleyerek geçen koskoca bir 4 yıl...Üniversite biterse bir an önce rahatlayacağımı düşünüyordum, bittikten sonra bir an önce iş bulursam yine rahatlayacağımı düşündüm. Hele hele aklımın ucundan bile geçmeyen bir mesleğe adım attığım için hala ne zaman rahatlayacağımı düşünüyorum. Ne istiyorum diye kendime sordum hem de defalarca. Aslında cevabını bildiğim bu soruya defalarca kaçamak cevap verdim.           Ailenin övünç kaynağı kuzenimin nasihatlerini dinleyip mali müşavirliği denedim. Aptal mıyım ben arkadaşım devlette yıllarca çalışıp ne yapacağım. Burada her yıl yükselip 30'lu yaşlarımın ortasında paraya para demeyecektim. Olmadı Türkiye'nin en kaliteli üniversiteler...