Kayıtlar

Ekim, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Üsküdara Gider iken...

Sabah güneşi penceremin kenarından süzülmüş odama, Güzel bir günün habercisi gibi. Her şey bir kenara, dertler çekmecede, stres sakız olmuş ağızda Elimde kitabım Üsküdar ile buluşmaya geç kalmamalıyım. Mihrimah Sultan beni bekler, Tarih kazınmış  o daracık sokaklar, İnsan seli akarken üzerime ufak bir tebessüm yüzümde, Maneviyat kokan semtin, gönlü zengin insanları... Kariyer illeti yapışmış enseme, Hayallerim aklımın hep bir köşesinde. Ne güzel olurdu Mihrimah'a bakan bir sokağın köşesinde küçük bir sahaf dükkanı Okunmuş kitaplar bir rafta, içinde küçük küçük notlar Kim bilir kaç kişinin anısı var  sayfalarda Aradığı küçük mutluluklar olan insanlar ile dolar o fakirhane Zenginlik dediğin para ile değil insan sevgisi ile ölçülür oralarda. Sonra atarsın kendini meydana, Bir esnaf lokantasında sade ama lezzet dolu sofrada bulursun kendini Beyaz keten örtüler, biraz pilav biraz ciğer Çok şey mi istiyoruz bu hayattan Ekmek kırıntıları attığımız güvercinler k...

Biraz Emek, Biraz Hayal = Mutluluk

                Güneş doğmadan başlıyormuş ya hayat. Sabahları işe giderken göz aşinalığı hep aynı insanlara denk geliyorum. Metroda bir kenara kıvrılmış kestiriyorlar. Elleri nasır tutmuş, taş kesilmiş. Yüzlerinde yılların yorgunluğu. Çocuk iken hiç düşünmezdim akşam sofraya oturduğumda bu güzel yemekler nasıl önüme geliyor diye. Babam hiç konuşmazdı sofrada. Ben hep anlatırdım bir şeyler. Mahalle maçında attığım golleri, miskette üttüğüm çocukları...Babam dinlemezdi belki ama bir gözü haberlerde bir gözü bende dinliyormuş gibi başını sallardı.                     Erken kalkıyorum babamdan. Ben evden çıkarken, o iki büklüm yatağa kıvrılmış yatıyor. Dile kolay kırk yıl. Başarısız olmadı mı, hayal kırıklığına uğramadı mı, patronları gururunu kırmadı mı? Elbette oldu bunlar. Ama hiç bir zaman pes etmedi. Etseydi belki bugün onların halinden anlayan bizler olmayacaktık. Bir şeyi başarmak için aynan...

Beni Bana Sor...

               Çok şey vardı kafasında O'na dair. Gözlerinin önünden o kadar çok kız geçti ki; onun olmayan, olmayacak olan. Hep uzak durdu o insanı boğan kalabalıklardan. İlk görüşte kim kimi tanımış, kalabalığın içinde gözüm seni nereden ısırıyor diye bakarken pat kendini bulmuşsun ilişkinin içinde. Kim bilir kaç kez doğru adamı buldum derken aslında  attan inip eşeğe bindiğini farketmişsindir. O yüzden hep haddini bildi ne at oldu ne de eşek.  Eşeksen semer vuran çoktur, at isen bacağın kırıldığında kafana sıkarlar. Yalnız oldu, o yüzden her zaman...                  Bukowski'nin romanlarındaki o dişleri kırık, usları kırık adamlar olmak işine geldi. İnsan kalabalığından uzak, aynalardan kaçan, bir köşede kendi başına hayatını sürdüren hergele olmaktı en kolayı. Başarının bir anlamı yoktu, yaşanılan zorluklar olmayınca. Maddiyat her zaman canımızı okudu, hayaller yarınlara ertelendi, sev...

Gidenlerin Ardından

Masam her zaman ki gibi çarşamba pazarı Bulamıyorum o çok sevdiğim dolma kalemi Gözüm takılıyor kenardaki resme Hep bir arada gülen mutlu yüzler ve birden hayallerde bulurum kendimi **** Bir daha olmayacak kahkahalar inletir odamı Dedemin poğaçaları kokar o daracık mutfak Anneannem elinde mısırlarla gelir tarladan Biz torunlar yapışır eteğine şefkat kokan ellerini koklarız Annem seslenir kapının eşiğinden yıka ellerini sofraya oturuyoruz Helal lokma var tabakta, bir parça anne sevgisi Babam baş köşede her zamanki gibi... **** Gece olurdu yıldızları alırdık koynumuza Kuzular say say bitmez Masallar birbiri ardını izlerdi. Çocuktuk işte hiç büyümeyecekmişcesine yaşardık Bizi omzunda gezdiren adamların yaşlanmadığı bir dünya hayal ederdik. Engeller her zaman vardı tabi bizi sırtlayan babalarda... **** Şimdi gidenlerin resimleri baş köşede Hatıralar kalbimizde, gözyaşları usul usul akarken mendile Radyoda çalan bizim şarkımız Elbet bir gün kavuşacağız, bu böyle yarı...

Kısa ama Öz...

              Zaman bir kum tanesi gibi avucunun arasından akıp giderken, aynadaki yüzün yıllara meydan okumaya direnir. O gün gelir bir kalp çarpıntısı ile başlar herşey. Aklın kalbine söz geçiremez, dünyayı toz pembe görmeye başlarsın. Hem görmeyip de ne yapacaksın. Bu ömür çalışarak, iki lokma ekmeğin peşinden koşarak, üç kuruş paranın hesabını yaparak geçmez ya.               Sıcacık bir yuva, boy boy çocuklar, mutlu bir aile, gülen yüzler...Bugün bunların hepsini bir arada görme fırsatım oldu. Amcalarımın, halamın çocukları ile bir araya geldiğimizde birlikteliğin tadını almayalı yıllar olmuş onu anladım. En son böyle bir araya geldiğimizde kimimiz yerde emekliyordu, kimimiz okula yeni başlamıştı, kimimiz de daha ergenliğine yeni girmişti. Şimdi ise kendi ayakları üzerinde duran bir düzine insan, biz oturup sohbet ederken etrafımızda koşuşturan dünyalar güzeli çocuklar. Babalar dede, anneler nine olmuş, kuzenl...

Hayat Bayram Olsa

            Bir bayram daha geldi çattı. Çocuk iken duyduğum heyecan var mı içimde zannetmiyorum. Nerede o eski bayramlar diyenler vardı ya çocukluğumuzda aynen katılıyorum. Hiçbir zaman olmayacak. Mesela bahçesinde top koşturduğumuz anneannem yok artık, dedem artık daha yaşlı ve daha yalnız...O bahçede koşturan küçücük çocuklar iş, güç, çoluk çocuk sahibi oldu. Değişmeyen bir şey kaldı belki de; her bayramın 2. günü tüm aile bir araya gelmemiz.               Sabah kimileri bayramlığıyla, kimileri pijamasıyla koyuldu  caminin yoluna. Çocukluk arkadaşlarımla kıldım namazı aynı safta. Aylardır görmediklerimle bayramlaştım. Namazdan sonra caminin önünde belki göremediklerimiz kalmıştır diye beklerken, bir de baktık saadet zinciri oluşturmuşuz. Herkes sıraya girip bayramlaşıyor. Kaybettiğim maneviyatı ak sakallı amcanın sıcak elinde tekrardan hatırladım. Ekmek kuyruğundan, börek sırasına kadar her şey aynıydı değişen b...