Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tanrı'nın Unutulmuş Çocukları...

         Otobüs tıklım tıklım her zaman ki gibi, kuytu bir köşede burnumu cama yaslamış manzarayı seyre dalmışım. Çengelköy sahili insan seli, bense yolunu kaybetmiş avare. Sıcak sahlebin müptelası olmuşum, hafiften rüzgar esiyor, masanın üzerinde karalamak için kağıt kalem bir de kitabım. Derin derin düşünüyorum...            Küçük bir çocuğun yüreğine sahip olamayan insanlar tarafından yönetildiğimiz bu ülkede bizim için ne iyi ne kötü hala belirsiz. Herşeyin pahalı fakat bir tek insan hayatının ucuz olduğu ülkemde hayallerimizi bağlayıp uçurduğumuz uçurtmamız tellere takılmış. Bir kamyonetin üzerinde başlayan siyasi hayat saraylarda sürerken , sıradan vatandaşın yırtık gömleğinde değişen tek şey yama yapılmış bir kaç yırtık.             Afrikalı zenciler kadar cinselliğe açız, onların ki yiyecek yemek bulamamaktan ; bizimkisi insan eti daha ucuz olduğundan. Her gün sokaklarda ölen kadınların gör...

Mutluluk Kavgası...

        Sloganlarla iniyoruz Kazlıçeşme yokuşunu sıkı sıkı tutuyorum babamın elini. Mehmet amca geçiyor yanımızdan omzunda oğlu. Arkadan mahallenin bıçkın delikanlıları şarkı söyleyerek , gülerek devam ediyorlar. Stad tıklım tıklım yaşlılar çekirdek çıtlıyor , biz hep bir ağızdan bağırıyoruz. Bugünlerde o stadı kaderine terk ettik. Mahalle aralarında anons yapılmıyor. Maç günü satılan o enfes gevrek simitler yok. 25 kuruşa aldığımız kağıt helvada...           Okuldan koşarak geliyorum eve , daha milenyum çağına geçmedik. Annemizin dizinin dibinde Rosalinda seyrediyoruz. Ah yok mu o Fernando Jose ilik gibi kıza ne acılar çektirdi. Ama neyse ki Meksikalılarda bizim gibi mutlu son müptelası olduğundan mercimeği fırına, çocuğu da kucağa verdik. Pembe dizi tadındaki hayatım Annemin kafama kitap vurması ile değişti. Kim derdi bir Şeker Portakalı ile başlayan hevesin yerini 1000'i aşkın kitapla dolu rafların alacağını.       ...

Denizde Kum , Bizde Hayaller

         Geçmişe özlem ne güzel bir şeymiş arkadaş şimdi daha iyi anlıyorum. Sıkılıp, kaçmak istediğim her anda yüzümü çevirebileceğim, güneşi görebileceğim bir yer var çünkü. Her sabah kravatı ilmek gibi bağlarken sıkı sıkıya boğazıma, ne de güzel yaşlanıyorum onu farkettim. Yavaş yavaş aklar düşüyor saçlarıma, sık olan taraftan seyrek olan tarafa doğru tarıyorum. Aynı yolu yürürken tanıdık yüzlere rast geliyorum, her gün aynı saatte randevulaşmış gibi yoklama yapıyorum metro istasyonunda.             Belki diyorum bu mutsuzluk yaşamayı bilmediğimden değil , haksızlığa ses çıkaramadığımdan veya hayallerimin peşinden koşacak gücüm olmadığındandır. Bir kızın karşısına oturup gözlerinin içine derin derin dalmak ister bazen yüreğim. Hani vardır ya argo bir tabir. " Söz vermek göt vermeye benzemez" diye. İşte götüm yemediğindendir yalnızlığım...Can Yücel'in Datça'sı varsa benim de Üsküdar'ım var derim, alırım başımı giderim arada sır...