Kayıtlar

Nisan, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Okuyordum ben ya, Hangi ara adam oldum...

       Arada kendi kendime konuştuğum doğrudur , hani rastlarsanız bu çocuk deli falan demeyin , sadece hayal kuruyor. O kadar çok tilki dönüyor ki kafamda. Yıllarca didindiler , borç harç okuttular adam ettiler. Çocukken adam yerine koymayan esnaf, takım elbise kravatı görünce hoşgeldin ne vereyim abime diyor. İşten çıkınca telefonum çalıyor, Dila hanım günlük siparişini veriyor ; çubuk kraker, patlamış mısır , sakız biraz da çikolata. Aynı abisi gibi mutluluk boğazdan geçip mideye oturuyor....        Apartmandan bir yorgunlukla giriyorum , yerlere faturalar saçılmış. Devlet sağolsun acımamış, trt payı , kayıp kaçak bedeli döşemiş yine faturayı en afillisinden. Helali hoş olsun nasıl olsa bize yol-su-z-luk olarak geri dönecek. Eskiden akşam kurulan sofranın pek de bir kıymeti yoktu benim için. Ama şimdi boğazımdan geçen her lokma ayrı tad veriyor. Çünkü o lokmanın sofraya nasıl geldiğini biliyorum. Babamla ses etmeden haberleri izliyoruz. Kız ...

Ah keşke....

        Çıplak ayaklarımın üzerinde toprağa basa basa ilerliyorum. Her ne kadar hatırlamasam da annem hep aklına geldiğinde anlatır. "Küçük bir çocukken ayağını toprağa basmazdın, o kadar korkardın ki..." Uzanıyorum çimenlerin üzerine masmavi gökyüzünde film şeridi gibi akıyor bulutlar. Kaybettiklerimiz izliyor mudur bizi bulutların arkasından. Anneannem çiçeklerine bakıyordur belki, Ertuğrul eniştem mangalın başında...Hani ne diyordu Yaşar Kemal: " Bindiler de çektiler gittiler, o iyi insanlar, o dünya güzeli atlara. Bir daha hiç gelmeyecekler. Hiç hiç hiç. Demirin tuncuna , insanın piçine kaldık. Şu dünyanın yaşaması müşkül hal ilen. Bin iyiyi bir kötüye kul eden..."           Yapamazsın diyorlar, bırakıp gidemezsin doğup büyüdüğün , o çok sevdiğin insanları...Onlar değil miydi halbuki, babadan yadigar kalan evi üç kuruşa satıp, çekip giden. Bayram mesajları da nedir üstadım. Aynı sofrada oturup , öpüşüp sarılamadıktan sonra. Uzatır mısı...