Kayıtlar

Mayıs, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İçimdeki Şeytan...

      Hayatın bazen mezun olmaya yakın, tatlı bir heyecan ve stresin kapladığı an gibi olmasını istiyorum. Henüz daha hayallerin kafeslere tıkılmadığı, geçim derdinin boynumuza asılmadığı günler ne güzel günlerdi. Çocuk akıllıydık belki de, büyüklerimizce düşüncelerimiz pek ciddiye alınmıyordu. Hayatın en acı verici tarafı nedir biliyor musunuz? Her türlü yokluğu çeken ailenizin, okula gidemediği için sizi okutan ailenizin gün gelince ben seni bunun için mi okuttum demesi belki de. Çünkü gün gelir düşünceleriniz ağır gelir. İşte o zaman akbaba gibi üşüşürler etrafınıza. Neler diyorsun ? İşinden mi kovulmak istiyorsun , yarın öbür gün devlet kapısına giremezsin. Bak önüne koyarlar dediklerini...        Ne sokaktan topladılar gecenin bir yarısı bizi , ne de eve nefesimizde alkol ile geldik. Harçlığımızdan artan üç kuruşu kitaplara verdik ama sanırım rakıya versek daha iyiydi. Hiç olmazsa onun yaptığı kafa gelip geçiciydi. Ne zor şeymiş adam olmak. Ada...

Bir Başkadır Benim Memleketim....

        Küçük bir sahil kasabası güzelce bir kahve demli çayların eşliğinde aldı bir memleket meselesi...Eskiden ne güzel cahildik be. Ekmek dediğin kendi evinde pişerdi, ne ekersen onu biçerdin. Olduğu kadarı tencere de kaynardı, doyduğun kadar yerdin sofrada. Yüz yüze bakardık , renkler farklıydı belki kahve masasında ama memleket hepimizin memleketiydi.          Keşke İstanbul'un İstanbul olduğu dönemlerde yaşasaydık. Hani iki yaka arasının kayıkla geçildiği, yolları arabaların, yeşili betonların esir almadığı güzelim İstanbul. Neyse memleket meselesi demiştik öyle değil mi? Tarım ülkesi dediğimiz güzelim ülkemde tarım ithalatı son 12 yılda dört katı artmış, müslüman ülkede kesecek kurbanı Uruguay'dan getiriyoruz. Tohum desen kısır o da İsrail'den. Güzelim ülkemde tohum takas şenliği yapalım dediler. Maalesef tohum lobisine kurban gitti.           Almanya gibi ülke sahip olduğu kömür madenlerini en verimli şek...

Kamacı'nın Mutluluk Pastahanesi...

Temel Kamacı’nın hikayesi  kimilerimize göre ilham verici kimilerimize göre sıradan ve sıkıcı. Ama anlatsak roman olur deriz ya; hakkını da vermek gerekir. Onun karşısında oturduğum her an düşüncelere dalarım. İstediğiniz kadar bilgi sahibi olun. Onun karşısında el pençe divan oturup , ağzından çıkan her kelimeyi tasdik etmek zorundasınızdır. Biz de böyle yaptığımız için her zaman onun gözünde hayırlı evlatlar olmuşuzdur. Her zaman mütevazıdır , fakirliği ile övünür, cahilim der ama biz konuşmaya başladığımızda siz ne bilirsiniz benim tecrübelerim var der. Dayak cennetten çıkmıştır tezine karşıdır ama bir de yetiştirdiği çocuklarına sormak lazım. Bir insanın en büyük davası ekmek davasıdır dediğinde sağ eli havadadır. Hele hele konu memlekette ki işsizliğe geldi mi tutamazsınız koca adamı. Çünkü topraktan gelen bizler toprağa yüzümüzü çevirmişizdir. Nasıl bir bebek dünyaya geldiğinde ayağa kalkana kadar anne sütü ile besleniyorsa, toprakta bizim anamızdır. Hepimize yetecek rızk...

Ayda Yürüyen Adamın Günlüğü...

          Her zaman ki gibi bir pazar sabahı , kafamızı yastığa gömüp mışıl mışıl uyumak varken sabahın köründe kız kardeşim Dila'nın hayatı sorgulaması ile uyanıyoruz. Bembeyaz tavana boş gözlerle bakarken acaba rüyamı görüyorum yoksa duyduklarım gerçek mi? Biz ailecek hiçbir zaman kahvaltıya resmi şekilde giyenerek oturmadık. Babam eğer tersinden uyandı ise yüzü sirke satar sofrada. Annem Dila'nın ağzına lokmaları tıkarken; ben de önümden kaçıran varmışcasına saldırırım kahvaltıya...           25 yaşımda aldığım her nefesten, yaşadığım her andan bir anlam çıkarır oldum. Okuduğum binlerce kitap ve izlediğim binlerce filmden sonra hayata şüphe ile yaklaşır oldum. Levent metrosunda dilenen görme engelli amca acaba gerçekten kör müdür diye takip ettiğimde onu dilendiren kızının hakaretlerini duyunca böyle insanlığın ızdırabını s.keyim dedim kendi kendime. Sonra her sabah iflasın eşiğine gelmiş milyon dolarlık şirketin finans elemanı ola...