Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Huzura Giderken Kedere Uğradım...

Resim
            Yüzüme yüzüme esiyor rüzgar , inatla gidiyorum üstüne. Dudaklarımda ince bir gülümseme , sonraki hamleyi savuştururcasına. Trafik bugün akıyor , insanların yüzündeki telaş her zaman ki gibi aynı. Kimisi arka koltuğa kitaplarını , kimisi hayallerini atmış. Hee sıcak ekmeği de unutmamak lazım. Helal kokan , hayat kokan...               Boş bir banka kuruldum, bacak bacak üstüne attım. Derin bir nefes aldım boğazın havasından. Önümdeki sayfalara üfledim. Arada daldı gözlerim; yakından görüp uzaktan sevdik. Söyleyecek sözümüz, yazacak kelimelerimiz, tek kişilik sevdamız bir de verecek canımız vardı. Gerisi laf-ı güzaf. Bırak dostum üzerindeki gömleğin eskisin , yamalı olsun. Hiç olmazsa incir ağacına çıktığını bilsinler. Kıyafet dediğin nedir ki çıplaklığını örtmek için değil mi? Utanmıyorum dostum sadece ; fikirlerimin para etmediği , hayallerimin bakiyeye yansımadığı bu dünyada kendime yetemiyorum.   ...

Babalar Ve Oğulları...

Resim
        Bir Pazar günü , annem parmak uçlarında yürüyerek mutfağa süzülüyor. Babam tüm haftanın yorgunluğunu atarcasına yatakta 2.80 uzanmış. Ben televizyonun başındayım. Tsubasa'nın jeneriklik gollerini seyrediyorum. Derken sofra hazırlanmış. Yüzümde aptal bir gülümseme, babam soluksuz ağzına ekmeği tıkıyor. Sanki biz masada yokmuşuz gibi. Sanırım babasının oğlu olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum.               Babamın sırtındayım. Bozkurt'ta tribünler tıklım tıklım. Saha toprak , insanlar heyecanlı , çocukların ağzı kulaklarında. Tellere yaklaşıyorum. Yalvarıyorum Hüseyin abi'ye ne olur beni de alın aranıza diye. Gülümsüyorlar bana , hafiften de alaya alıyorlar. Biz zaten seni bekliyorduk hani nerede formanı getirmemişsin. Yaşlı gözlerle babama dönüyorum. Benim neden formam yok diye.  Çok değil bir kaç yıl sonra üzerimden çıkarmamak üzere o kırmızı beyaz formayı giyecektim. Yüzlerce maç , şampiyonluk kupası , unutulm...

Hayat Güzel be Arkadaş...

        Tüm bir hafta stres altında çalıştıktan sonra cumartesi sabahı yatağından hafifçene gerilerek uyanmak , odanın camından içeri ince ince süzülen güneşin aydınlatığı halıya huzur içinde basarak kendine gelmek gibisi yok. Geçim derdi , evlilik hayalleri , çok para kazanma sevdası hepsi fasa fiso. Anı yaşa , huzuru ciğerlerine doldur.          Kız kardeşinin şaklabanlıklarına gülümse , aklı yeni yeni ermeye  başlayan afacanın seninle pazarlık yapmasına müsaade et ve borçlu kal. İtinayla seçtiğin kitabına sarıl , evin kapısını usulca çek ve yola koyul. Galiba mutluyum , bir yere yetişmek için acele etmiyorum. Ağır ağır sindirerek yürüyorum kaldırımlarda. Başım eğik değil , yukarılara bakıyorum. Esnaf gülümsüyor , genç bir baba dünyalar güzeli kızına eliyle erik yediriyor , bir diğeri oğluyla Beşiktaş forması giymiş sessizce haykırarak tezahürat yapıyor. Mutluyum be arkadaş anlıkta olsa , karamsarlığımı unuttuğum ender anlar işte. ...

Demirin Tuncuna İnsanın Piçine...

 Bugüne kadar hiçbir siyasi oluşumun içinde olmadım. Maçkalı’yım ailem o kadar renkli bir siyasi kültüre sahip ki. İçimizde çok kaliteli solcular da var, sadık milliyetçiler ,  milli görüşe ibadet edenler de. Ben ne kendimi onlara yakın ne de uzak hissediyorum.  Düşünsenize hak, adalet ve eşitlikten yana olduğum için birileri bana komünist diyor, Türküm ve bununla gurur duyup milliyetçiyim dediğimde faşist olabiliyorum. Elhamdülillah Müslümanım  ve muhafazakarım dediğim de ise gerici veya fundamantelist olabiliyorum. Zor be bu ülkede vicdanı ve aklı hür bir insan olmak. Hakemsen ibnesin , futbolcu isen en kral sensin, manken isen kesin orospusun, sanatçılığın kıymeti yok bilim adamı isen cefa çekmelisin. En iyisi siyasetçi olmak hee ne dersiniz.” “Valla bu kadar saydıktan sonra en makulü siyasetçi olmak gibi geliyor. Yok mu onları ifade edecek kelimelerim.” “Elbette var tabi. “Kuduz köpek” Ağızlarından salya akıtarak konuşuyorlar. Kendi kendime dedim. Kimse mük...

Kırık Kumbaram...

             Ömrümden geçen bir günü daha kumbaraya bıraktım, gün gelecek cebime koyacağım mutlu günlerimde harcarım diye. Her sabah karanlık bir tünelden gelen ışığa yürüyorum, hayat kavgası çapaklı gözler, yorgun bakışlar ile başlıyor. Topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde ritmi yakalıyorsun. Kaderine koşan insanların karmaşasında biraz olsun keyif buluyorsun.               Çocukluğumun çaresizliklerini özlüyorum bazen. Gecenin bir karanlığında tek başıma tuvalete gidemediğim, susadığımda anneme seslendiğim , elim yandığında avaz avaz bağırdığım günleri...Oysa ki şimdi kocaman adam, savunmasız ve silahsız acımasız hayata karşı. Fakirliğin kıskacında zenginlik hayali kuranlar, birkaç dakika zevke bir kadını harcayanlar, bedenen değil ruhen tecavüze uğrayanlar. Hepsi bir köşede ve sen tek başına göğüs geriyorsun tüm bu saçmalıklara. Bakmak istemeyip yüz çevirdiğinde bir başkası çıkıyor karşına. Çocuk iken rüyalarında ...