Kayıtlar

Nisan, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çocukluk Mazide Kaldı...

Resim
Ellerim cebimde bizim sokağa girerken derin bir nefes aldım. Anılar canlandı birden gözümde. Hafiften kırlaşmış saçlarım, sakallı yüzüm, beyaz gömleğim ve takım elbisem ile mahallenin abisi olduğumu hatırladım. Yaşadığım harika çocukluğumun her anı mahallenin duvarlarına, kaldırımlarına kazanmış adeta. Cebimizdeki üç kuruş para ile fruko gazoz ve cips alıp bir apartman köşesinde 4-5 kişi yumulup mutlu olduğumuz anlar. Annelerimiz bakkala gönderdiğinde para üstlerini aşırıp top aldığımız günler. Hepsi de geride kaldı. Bugün sokaklarda gönül verdiği takımın formalarını giyip gol sevinci yaşayan çocukları göremiyorum. Mahallenin çocuklarına çekirdek kola alıp onlarla sohbet eden abiler de yok. Bir zamanlar sevincimize, eğlencemize ortak olan mahallenin sevimli esnafları da öyle...Babamlar gibi oldum galiba ömrüm eski günlerin  ve geri gelmeyecek anıların özlemi ile geçecek. Zeytinburnu eskiden daha amansız bir yerdi. Geceleri sokağa tek başına çıkmak yürek isterdi. Bilmediğin ma...

Gün Işığına Koşarken...

Resim
      Bir yerlerde bir zamanlar benim ruh halimi kaleme alan birisi var mıdır diye düşünüyordum? Binlerce film, binlerce kitap koleksiyonu dizdim aklımın tozlu raflarına. Küçücük bacaklarım bedenimi taşıdığı günden beri boyumdan büyük hayaller kurdum. Hep ulvi bir amacım olsun istedim, dünyayı kurtaran adamın oğlu değilim. Ama kurtaracak bir dünya neden bulmayayım ki...        Ahhh sanırım kendimle oturup konuşma zamanım geldi de geçiyor. Düşüncelerimi anlatan kelimelerin git gide anlamsızlaştığını fark ediyorum. Her geçen an, geride bıraktıklarıma özlem duyuyorum. Güvensizlik denen bataklığa saplanıp kaldım sanki. Dost bildiklerim sahiden dost mu? Çok bir şey istediğimi sanmıyorum. Aç gezmeye de razıyım, para denen şeyin bolluğunu görmediğim de aşikar. Peki göğsümün tam ortasına saplanmış şu yalnızlık duygusunu neden söküp atamıyorum.        Bu hayatta hep bir anlam aradım. Saadet denen şeyi az da olsa tattığım da cebimde...

Hayal ek, Hasadın Mutluluk Olsun...

Resim
     Sabahın ilk ışıkları odamdan içeri giriyor. Yüzümün bir yanı yastığa gömülmüş etrafıma boş gözlerle bakıyorum. 15 dakika kendi kendime, sığ bilgilerimle kapitalizmi eleştiriyorum. Bir kaç adım ötede tiril tiril parlayan rugan ayakkabılarım, dolabımda beyaz gömlekler ve koyu renk takım elbisem ile hayallerime karşılık emeğimi satmaya hazırım.        Bir zamanlar annesinin balkondan el sallayarak okula uğurladığı çocuk iken, hangi ara kapıyı usulcana çekip işine giden adamlar olduk akıl sır erdiremiyorum. Her sabah aynı yoldan; hayallerime ulaşacağım kaygısı ile biraz karın ağrısı biraz stres ağır adımlarla ilerliyorum. Yıllardır aynı köşede ekmek arası kahvaltılık satan Cemal abi. Hastalık dışında istikrarı hiç bozmadı. Yıllarca o köşede öğrencilere, işe gidenlere, kahvehanedeki emeklilere sattı yarım ekmek alın terini. Sorsanız belki ne hayalleri vardı ama, haline şükrediyor. Ve biz gencecik yaşımızda kafamıza takılmış bir mutlu olacağım tür...

Oynatmama Az Kaldı Doktorum Nerde?

       Her insanın delirme konusunda bir eşik noktası olduğuna inanıyorum. Sanırım benim ibre eşiğe yaklaşmak üzere. Yaşadığım şu hayatı insanlara akla uygun bir biçimde anlatmak için ne kadar çaba sarf etsem de, ağzımdan çıkan sözcükler o derece mantığa aykırı görünüyor. Sahi sizde öyle düşünmüyor musunuz?        Güzel bir pazar günü, baharın gerçekten geldiği, çiçeklerin gönlümüze renk kattığı, kuşların ağaç dallarına yuva yaptığı şu günlerde bir bank köşesine oturmuş elimde sevdiğim edebiyat dergisi. Bir yandan okuyorum, bir yandan da başımı kaldırdığım anlarda hayal kuruyorum. Tam o sırada dört yol ağzında bir gelin arabası ile taksi çarpışıyor. Saat 12. Gelin arabasından önce damat hiddetle inip küfür ederek taksi şoförüne doğru gidiyor. Şoför çarpmanın etkisi ile kafasını direksiyona çarpmış kan revan içinde. Bilincini kaybetmek üzere. Damat küfre devam ediyor. Şoku üzerinden atlatan gelin çıkıyor arabadan. Tutabilene aşk olsun. Yıllar...