Kayıtlar

Mayıs, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

CAN KIRIKLARI...

         Hayallerimizi ıskaladığımız, işimizden dert yandığımız, insanların egosundan bıktığımız bir haftayı daha geride bırakıyoruz. Üniversite yıllarımda her dersin sonunda bir gün daha bitti derdim , ilişkilerim esnasında acaba nereye kadar böyle gidecek derdim, her gün işimi küfrederek yapıyorum ve ne zaman kendimi özgür kılacağımı düşünüyorum.  İşin ilginç tarafı çalışkan bir öğrenci, makul bir sevgili ve işkolik bir adamım. Peki ben nerede yanlış yapıyorum ?            Hak ettiğimizi sandığımız bir hayatı kabulleniyoruz galiba. Aldığımız diplomanın, yetiştiğimiz çevrenin, sevdiğimiz kadınların, yaptığımız işin gölgesine sığınıyoruz. Yarın güneşin doğuşunu göreceğimizin garantisi yok iken dünya derdiyle tüketiyoruz kendimizi. Özdemir Asaf'ın deyişiyle; "Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek."            Herkes de olduğu gibi cevabını bilmediğim sorularım var. Mesela iyiler neden kötüler...

Mevsimlerden Yalnızlık...

Saat altı çift sıfır, Hava henüz yeni ağarmış, Cami cemaatinin gözleri mahmur. Uyanmak için buz gibi sensizliği çarpıyorum yüzüme Kötü anıların üzerine çekiyorum sifonu Yine de bir gönül ağrısı Söküp atamıyorum seni... Aceleyle çıkıyorum sorma gitsin Çıkarken telaşla, geçim kaygısını da alıyorum yanıma Metroda yolu kaybetmiş yüzlerce âmâ Burunlarının ucundaki saadeti göremiyorlar. Ne bu acele, kaçamak bakışlara ne demeli Cam kenarında yer kapma telaşı mı hepsi. Mesainin bir gün gerçekten biteceği hayali? Bilmem kaç prim günü kalmış özgürlüğe Bir sahil kasabası olmadı yıllar sonra baba toprağına dönüş Sahi huzur içinde ölmeyi bekleyeceğimiz günler de gelecek mi? Ufak bir tarla ekerim. Belki yarınlara olan inancımı fena olmaz hani. Yetiştirmesi zor biliyorum, Yaz kış ilgi alaka, birazcık şefkat Gülümsemesi içten olmalı. Zor gelir mi acaba düşünmüyor değilim. Karamsarlık mı eksem yoksa? Zahmeti yok, mahsulü çok... İşte kalakaldım ...

Tuzu biberidir hayatın, Mutsuzluk!

      Gecenin bir vakti İzlanda sinemasından sonra düşüncelere daldım. Çayımı koydum önüme, arkama yaslandım. Odamdaki posterleri göz ucuyla kestim. Ayağa kalktım başım hafif yana eğik kitaplarımı seyre daldım. İçimden bir hımmm dedim;  Yalnızlık paylaşılır mı diye? Paylaşılsa yalnızlık olmaz değil mi zaten. Çağımızın hastalığı belki de. Kendinden çok başkasını düşünmek. Oysa insan önce kendini mutlu edebilse...        Bunca kitap, bunca yazar, altını çizdiğim binlerce kelime, bir kenarlara karaladığım yüzlerce şiir, izlemediğim hangi filmler kaldı acaba... Ne değişmeli hayatta? Hep uzaktan baktığım kadehler şimdi  bir bir devriliyor yüreğime. İçimi kemiren sorular var? Cevabını bulsam yenileri çıkıyor karşıma. Dünya derdiyle boğazıma kadar batmışım; Kitaplara sığındığım her anda düşünce denizinde boğuluyorum. İçimde bir deli çocuk. Kendimden koparıyorum parça parça, atıyorum rüzgarı döven martılara. Sahi bunca savaşın, kanın, ölümün, s...

Anne Türküsü...

       Bir pazar bilmiyorum kim akıl etmiş. Bu pazar da annelerin günü olsun demiş. Sanki diğer günler çuvala girmiş. Çok marjinal biri değilim ama kutlamak sadece bir gün hatırlamak beceremiyorum sanırım. Koskoca bir sene, dünden bugüne, beşikten mezara ne yaptık. Harika bir çocukluk yaşamamıza sebep olan, annemizi anne yarısı teyzelerimizi dünyaya getiren kadından başlamalı belki de. Ağzı var dili yok derlerdi Fatma Kamacı için. Dişi çıkmamış biz bebekler onun parmağını emerdik kucağında. Tay tay yaptırırdı yemyeşil çimenlerde. Fındık yerdik, erik yerdik elinden. Sonra biraz büyüdük yaramaz olduk. Kızamazdı ya bize. Islak ıslak öperdi yanaklarımızdan. Kimseye yük olmadı , usulcana gitti aramızdan. Bir annenin koskoca bir aileyi ayakta tuttuğunu biz o zaman daha iyi anladık. Şimdi ne eski bayramlar bayram, ne kurduğumuz sofraların tadı aynı...     Elime ilk kitabı zorla tutuşturduğunda annem, ağlayarak bitirmiştim. Şimdi ağlasam da bırakmıyorum. Bera...

İÇ SES...

       İnsan en çok sabahları ihtiyaç duyuyor mutluluğa...        Yataktan kalkıp insan seline kapılmak için bir neden?        Geçim kaygısı mı? Peki ya hayaller...        Sahi kim ütülüyor dolaptaki gömlekleri.        Her sabah tam takır kahvaltı sofrasına ne demeli.        Öğlenleri pek de çekilmiyor desem haddimi aşar mıyım?        Sanki çiçekler bile bezmiş hayattan, daha bir renksiz mi açıyorlar ne !        Akşamüstü omuzlarımda yorgunluk,        Ceketimin iç cebinde hayallerim,        Ellerimde poşet dolusu sensizlik.              İsyan da edemiyorum hayata.        Kapıda güler yüzlü annem,        Hala okula gönderdiği çocuğu beklediği gibi bekliyor.        Babam desen yorgun...