Kayıtlar

Ocak, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hangimiz Sevmedik...

      Sıraselviler'den Cihangir'e doğru ilerliyorum. Yıllar olmuş gelmeyeli o güzelim yerlere. Alışmışız Kuzguncuk ile Çengelköy hattına. Ara sokaklardan birinin duvarına yazmışlar "Hangimiz Sevmedik" diye... Hobaa birden kulaklarımda Müslüm baba. Kafamı usanmış aşıklar gibi sallaya sallaya ilerliyorum. Deli gibi sevmek ruhumuzda var ulan.          Tutunamadık gitti hayatın yemyeşil dallarına. İsyanımız Allah'a değil haşa; ama ne olacak bizim bu ruh halimiz diye de düşünmüyor değilim. Hayaller kurarken bulduk bir cenderenin içinde kendimizi. Sıkıştık kaldık iyi mi! Şiirler yazıyoruz olmayan kadınlara, geçim derdi çıkmıyor  hiç aklımızdan, bak yine bir vefasız yelken açmış bir başkasının hayallerine... Ne olursa olsun benim mutluluğumu kim gasp ettiyse helali hoş olsun.        Sevemedik gitti bir kadını, yıllarımız birisinin peşinde heba olmadı. Hep realist baktık, gidenlerin arkasından el sallamadık, bir rakı sof...

Bir İstanbul Masalı...

Resim
        İstanbul'u en çok iki zamanında seviyorum. Kışın karpostal misali zamanlarda ellerin cebinde, soğuk havayı içine çeke yürüyorsun ya. Galata köprüsünün üstünden geçerken oltalar atılıyor bir bir denize. Haydi rastgele. Oltadaki balığın son çırpınışları ve balıkçının yüzündeki o sevinç göstergesi.Şehir hatları vapuru beyaz bir kuğu gibi süzülüyor boğazın serin sularında. Bacasında tüten kara dumanlar, bir bardak sıcak çayı iki elinin arasına alıp ısınan insanlar, martılara simit atanlar, yalnızlığa göz kırpanlar, geçmişe özlem duyanlar, gidene el sallayanlar evet hepsi aynı vapurun yolcusu. Ben şahidiyim tüm bu olanların.             Yaş 26'nın son demleri, çarpık dişlerimle dilimi hafiften ısırıyorum. Saçlarıma aklar erken düşse de bakmayın yaşlı göründüğüme, içimdeki küçük çocuk komşunun camını kırmak için can atıyor hâlâ.  Teoman'ın mutsuzluğa ve karamsarlığa yazdığı şiir  tadındaki şarkılar dilimde. Kulağım...

Neden mi Hayır? Bilmem ki...

       Ne zamandır siyasi bir yazı yazmıyorum. Bir zamanlar çok yazdım bir faydasını görmedim. Ailemizi, akrabalarımızı, arkadaşlarımızı karşımıza aldık. Çok kalpler kırıldı. Mevlana'nın bir lafı var: "Sen ne kadar bilirsen bil, senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır." Hee bir de hazır Uğur Mumcu'nun öldüğü ay içerisindeyiz. Onun da müthiş sözünü hatırlamakta fayda var. "Bu ülkenin insanları bilgi sahibi olmadan fikir oldular."           İnsan önce safını belli etmeli. Hepimiz bir takımın taraftarıyız. Takım kötüye gittiğinde yönetim istifa diye bağırıyoruz. Bizim aldığımız ürünlerle, kombinelerle milyonluk eşekler hayatını yaşarken; küçücük çocuğunu sırtına alıp yağmur çamur demeden maça giden babalar var bu ülkede. Tıpkı bu ülkeye olan borcunu peşin ödeyen biz vatandaşlar gibi.       Yıllarca emek ver, büyüt, okut, evlendir, yuvasını kur. Sonra o güzelim çocuk Suriye bataklığında, PKK pususunda can ver...

Kendine bak Kendine...

        Zafere gidilen yolda çekilecek çilemiz bitmemiş olsa gerek. İş çıkışı İstanbul'un puslu havasını sonuna kadar çekiyorum ciğerlerime. Dedikoduyu, yarım kalan işleri, hedefleri, kariyeri, insanların amansız mücadelesini arkamda bırakıyorum. Biraz daha fazla para, omuzlardaki rütbeye bir fırfır daha. Ego tatmin edilmeli tabi ki. Hayalleri suya düşenleri teselli edenler de mutlaka olmalı. Sorun  bakalım onlara nerede yanlış yaptıklarını?  Ya da sormayın ya. Ne de olsa onlar her zaman haklı.       Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyuz. Ve bize sürekli güven telkin etmeye çalışanlar var etrafımızda. Ağzından bal damlayan arının bile, kıçında iğnesi var. Hangi güvenden bahsediyorsunuz. Sahi nasıl beceriyorlar? Birbirinin kuyusunu kazan insanlar aynı karede kol kola girip gülebilmeyi.       Neyse neyse Allah bizi hak etmediğimiz beklentilerin içine sokup, sonrasında itin götüne sokulanlar...

Nostalji Kuşağı'nda : 90'ların Çocukları...

      Çok karamsar yazılar yazdığıma bakmayın aslında ipimle kuşağım, sikimle taşağım bir hayat yaşıyorum. Saçlarım erken beyazlamış, ulan hafiften de böyle yandan yandan açılıyor. Büyüdük kocaman adam olduk, elimiz ekmek tutuyor, kariyer falan eh işte, fikirler de az çok olgunlaştı. Hep bir anlam atfettim hayatıma " Ben mutlu olacağım" diye, fakat öyle hayal kurmakla, çalışıp didinmekle olmuyormuş. Bok yiyenin evladı bunu anlamak için binlerce kitap okuyup, film izlemeye ne gerek vardı diye soruyorum kendime.       En kolay yolu seçip nostalji tadında yaşamaya başladım hayatı. Tarkan'ın ilk albümlerini dinliyorum, her şarkı sözü birbirinden farklı ruh halime hitap ediyor. Gülay'ı hatırlayanlar vardır, favorimdir kendisi. "Bahar geldi geçti, sen gelmez oldun."   MFÖ, Zerrin Özer, İzel-Çelik-Ercan, Grup Vitamin, Sertab Erener, Nilüfer, Kayahan, Sezen Aksu, Ahmet Kaya.... Ulan daha da gerilere gittim. Nostalji kuşağından İlhan İrem, Erkin Kora...

Medeni Sahtekârlar...

        Bilmiyorum şu yaşadığım ruh halini sizlerde yaşıyor musunuz? Mutlu olmak için her şeye sahibiz. Sevgisini belli etmeyen bir baba; otoriter, dediğim dedik, ağzınızdan çıkanlara önce kızan sonradan hak veren, ne eksik ne fazla biz babamızdan ne gördüysek oğlumuza da o kadarını gösterdik diyebilecek kadar da açık sözlü. Eleştirme lüksünüz yok. Çünkü baba her zaman haklıdır.          Bir de sevgisini gereğinden fazla belli eden anne var. Bizim yapamadıklarımızı evladımız yapsın. En iyi eğitimi alsın, hiç bir şeyden eksik kalmasın. Ama şımarmasın da. Aza kanaat etsin, çoğu için hep çalışsın. Haksızlıklara boyun eğmesin ama büyüklük bende kalsın deyip sesini de yükseltmesin. Hayal tabi ki kursun. Ama ailesinin gerçeklerini de unutmasın. Para kazanılmadan kurduğun hayallerin bir önemi yok sakın unutmayasın.              Yattığım yatağın bazasına kadar kitapla doldurdum odamı. Dört duvar şairlerin ...

Bu da mı Gol değil be...

      2017'ye kendimce radikal kararlar alarak başladım. Misal telefonumdan sosyal medya hesaplarını sildim. Böylece insanlar ne yapmış ne etmiş, kim mutlu kim mutsuz daha az gözüme çarpacak. Edebiyat dergilerine benden başka kimsenin okumadığı vasat yazılarımı göndermeye başladım. Bakalım artık 2019 mu 2020 mi olur bir tanesinde bir yazım yayınlanır inşallah. Kütüphanemi genişletme çabalarıma hız kesmeden devam ediyorum. Yüksek lisans bittiğine göre ufaktan doktora için hazırlıklara da başlayabilirim. Yıllardır yabancı dilimi perfect seviyesine getiremedim. Bi zahmet götümü sıkıp halledeyim diyorum artık.        Yoğun iş temposunun arasında fırsat bulursam bir de KPSS'ye girip defterdarlık veya merkez bankası mı kovalasam? Olmayacak biliyorum ama hedef koymadan da hayatımın bir anlamı olmuyor be? Başarısızlıklarımdan ders alıp, karamsar yazılar yazabilmem için bu şart :) İşe girdiğim günden bu yana bir türlü borç bakiyesini sıfırlayamadım. İnşal...

Tutunamayanlar'dan Biri...

Geçmişe takılıp kalmışım. Gecenin 12'sinde sinemadan çıkmış Mahmut ile Zeytinburnu sokaklarını turluyoruz. Her yer bembeyaz, şansımız var ki o saatte salep satan bir yere denk geldik. Sohbet yanında tarif edilmez bir tat da kaldı damağımızda.  Neden bu kadar karamsar yazdığımı soruyorlar. Yengem merak etmiş Murat'ın canını bu kadar sıkan şey nedir diye? Yanımdayken gülüp eğlenen insanlar, azıcık hayatı sorgulamaya başladığımda senin derdin nedir dostum diyorlar. Sahi nedir derdim? Babam gibi olmayacağım dediğim her geçen gün biraz daha babama benzemem. Köpek gibi çalışıp her geçen gün kendime olan sevgimi, saygımı kaybetmem. Binlerce kitap okuyup hayal dünyamda yüzlerce fikri harmanladıktan sonra kendimi yeterince ifade edememem. İnsanların ön yargısı, anlaşılamamak, nasihat verenlerin verdikleri nasihatin tam tersini yapmaları.  Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ından biriyim. Hayali kahramanlarla konuşuyorum, olmayan kadınlara şiirler yazıyorum. Olanların kıymetin...

Ben bir Garip Murat...

         Olmak istediğim adamı yazıyorum hep; ama bir türlü yazdığım adam olamıyorum. Her gece hayalini kurduğum şeyleri yarınlara erteliyorum.  Aklımdan geçenleri söyleyecek kadar cesaretim var, yapacak kadar yüreğim yok. Sevmediğim işi sevdiğim insanlarla yapmak zorundayım. Sevdiğim kızlar var bir de. Ya onlar beni sevmedi ya da ben onları mutlu edemedim.           İstanbul'un hava durumu gibiyim. Yağmurlu gösterirken güneş açıyorum, gönlüm açık iken birden sağanak gibi yağıyorum insanların üzerine. Hayallerimi anlatıyorum, fikirlerimi, karamsar düşüncelerimi... Olduğu gibi yaşamak varken, olması gerekeni anlatıyorum sürekli. Kimi kime şikayet ettiğimin farkında değilim. Sahi ediyorum da değişen bir şey oluyor mu ki?              Bir sabah isimsiz bir mektup bırakıp, uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşmak istiyorum. Kimseye veda etmeden. Hasta olmak için yataklara düşmeye gerek yok. Eşeğin a...

Peki neden Türkiye?

Resim
Dünyanın milli gelir bakımından en zengin iki ülkesi ABD ve Çin... Birbirine zıt iki ideoloji tarafından yönetilip kapitalizme en iyi şekilde hizmet eden iki ülke. Sayıca en fazla askere sahip olan ülkeler, ekonomileri sürekli teknoloji geliştiriyor. ABD dünyanın en çok beyin göçü alan ülkesi, yaygın görüşe göre dünyanın en saygın eğitim kuruluşlarına sahip, rezerv parası ve ordusu ile tüm dünya ülkelerinin iç işlerine karışabiliyor. Faiz oranları 0,25 - 0,50 baz puan arasında. Borsa ve yatırım imkanları fazla. Nüfusu yaklaşık 320 milyon. Dünya kaynaklarını yönetmeyi geçti , diğer gezegenlerde yaşam ünitesi kurmaya çalışıyorlar. Uzay teknolojisi ve genetik mühendisliğine yatırım yapıyorlar.  Peki dünyanın bir numaralı ülkesinde her şey güllük gülistanlık mı? Beyaz polisler tarafından siyahi vatandaşlar sorgusuz infaz edilebiliyor. Gelir dağılımı adaletsizliği tavan yapmış. 5 milyon insan resmi rakamlara göre evsiz. Fakat mortgage krizinden sonra milyonlarca ev terk edilmek zo...