Kayıtlar

Mayıs, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendimize Uygun İşi Nasıl Buluruz*

Roman Krznaric'in "Kendimize Uygun İşi Nasıl Buluruz" kitabını okuduktan sonra hazır tatile de girmişken yapıştır ulan Murat dedim. Kişisel gelişim kitaplarını okumayı bırakalı birkaç yıl olmuştu ama bu kitap daha çok iş etiği, iş felsefesi ve birey olarak iş ve özel yaşantının ayrımını mükemmel özetlemiş. Zaten okurken aklınızda soru işareti olan ve sizin de düşündüğünüz, yaşadığınız şeylere o kadar güzel değinmiş ki... Kariyerinizden nefret ediyorsanız ne yaparsanız? Hemen hemen her sabah yataktan zorla kalktığımız bir gerçek. Üniversitede öğrenci iken sabahları koşarak gideceğim işin hayalini kurardım. Mezuniyet sonrası 6 ay iş aradım. Onlarca mülakata girdim. İş beğenmediğimden değil kesinlikle. Zaten iş arama sürecinde tezgahtarlık, konserlerde yer göstericisi, statlarda ise otopark görevlisi olarak çalıştım. O zamanlar az kazanıyordum ama heyecanlıydım, içimde kendimi ispatlama ve mutlu olma arzusu vardı.  Yoğun ve tempolu çalışmak günümüzün gerçeği. Hayal...

NANA...

       Anneler Günü sayesinde herkesin üzerinde emeği olan güzel anneleri tanımış olduk. Kimileri boynuna sarılmış, kocaman gülümsemiş fotoğraf karesinde, kimisi yıllar öncesine gönderme yapmış. Kahvaltı sofralarını yılın bir günlüğüne mahsus babalar hazırlamış, şiirler yazılmış, şarkılar söylenmiş... İyi ki doğurmuşum, iyi ki büyütmüşüm. Bir de anne acısı çekenler var. Soğuk mezar taşına yüz sürenler, eski fotoğraflara bakıp göz yaşı dökenler...         Genç yaşta anne olan kadınların çocukları olarak şanslı mıyız bilmiyorum? Deneme yanılma yoluyla, çocukla çocuk olarak büyüttüler bizi. Beraber yaptık ödevlerimizi, bizim aldığımız notlar onların notlarıydı aslında. Her diploma alışımızda onların gururu, onların başarısıydı. Beraber büyüdük, beraber üzüldük, biz onların hatalarından ders çıkardıkları evlatları olduk. Çok duygusal yazmak değil amacım. Geçmişten bugüne geldiğimiz o meşakkatli yolu anlatmak derdim.      ...

Drama Yolları...

   Bu dünyaya beklentilere karşılık vermeye, başkasının izinden gitmeye, ezberlere uymaya, aynı şarkının nakaratı olmaya gelmedim. Ben, benim Ey Romalılar... İşte meydan; toprağa hayallerim karışmış, ezilmiş onlarca düşlerim, yarım kalmış benliğim. Herkesin derdi varlıklı olabilmek, benimkisi ise var olabilmek.        Mutluluk tacirleri dört yanımızı sarmış. Çeyrek altın lobisi ensemizde. Anneler kafamıza vuruyor, her ay kenara bir çeyrek altın koy diye. Bu kadar okuyup ne olacaksın ki! Bak falanca teyzenin oğlu okudu adam oldu. İşi gücü yerinde, çok para kazanıyor. Hayal kurmuyormuş benim gibi. Hayallerini satın alıyormuş. Sahi nereye gidiyoruz böyle kuzum. Biz birilerinin yerinde olmak istiyoruz. Birileri de bizim yerimizde. Kendi olmak isteyen kaç kişi kaldık ki bu dünyada.         Babalar uzaktan severmiş, belli etmezmiş hiç. Anneler çok korumacı. Yüzünüze karşı iken yeterli görmez ama siz yok iken yere göğe sığdıramaz...

Karanlığa Bir Mum'da Sen Yak !

       Bugün apayrı şeyler yazmak istiyorum. İş çıkışı ekipçe Gayrettepe Metrosundaki Karanlıkta Diyalog etkinliğine katıldık. 1 saat boyunca zifiri karanlıkta elimizde görme engellilerin kullandığı sopalar ile duvara ve birbirimize tutunarak farklı bir deneyim yaşadık. Ki bunları zar zor yaparken bir de rehberimiz vardı.       Güya okumuş, çok bilmiş, duyarlı insanlarız ya. Hani her şeyi gözlemleyip kendi değer yargılarımızı şekillendiriyoruz. Empati kurmak veya görme engellilerin yaşadığı zorlukları anlamaktan ziyade ben daha çok yaşamın güzelliğini anladım bir kez daha. Dikkat edersek çevremizdeki engelli insanlar genelde çok naif, nazik, güler yüzlü, anlayışlı insanlardır. Yani ben böyle olduklarını düşünüyorum. Bir insanı görünüşüyle yargılayamıyorsunuz. Kalp gözü denen şey var ya. Bir insanı sesinden tanıyorsunuz. Samimiyetini, sevgisini, sevecenliğini kelimelerden ve seslerden anlıyorsunuz. Birbirinize dokunmak o kadar özel bir şey ki...