Kayıtlar

Mart, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şiir Tadında 28...

Bundan tam bir yıl önce gece yarısını henüz geçmişken geride kalan 27 yılın muhasebesini yapmışım. Ulan kendi adıma ne kadar da doğru tespitler yapmışım. İşim, kariyerim, ailem, hayallerim, üzüntülerim, isyanım... Yerimde mi sayıyorum yoksa her geçen gün üzerine bir tuğla daha mı koyuyorum hayallerimin. Belki de içimde büyüyen yalnızlığa ve öfkeye bir odun daha atıyorum. Evet 28 yaşıma bir gün kala sevdiğim şairlerden hayatıma dokunan dizeleri paylaşacağım dostlarım sizinle. Çokça zaman kendi sözlerimle anlattım kendimi, kimi zaman şiirler karaladım alay ettiniz benimle. Haklı bir isyanın, küçük düşmüş mahkumu oldum kimi zaman da. Ben okuduğum her dizede kendimden bir şeyler buldum. Otobiyografini yaz deseler sanırım böyle olurdu diyebilirim... Birhan Keskin  ile başlıyorum o zaman. "Şimdi ve burada  olmanın kederine karşı çıkmadım.  Dünyada iki kapılı bir han gibi durmanın,  Buraya böyle gelmiş olmanın,  Geçene yol açmanın, ki içinden rüzgar geç...

God Bless Turkey...

Bu pazar günkü yazımı uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü fırsat bulamadığım filmi izledikten sonra yazıyorum"God Bless America".  Filmin adından esinlenerek de yazının başlığını oluşturdum zaten. Son yıllarda izlediğim en sağlam sistem eleştirilerinden bir tanesiydi.  Bu filmde de Amerika'nın ağlanacak haline cinayetler eşliğinde gülüyoruz. Eşinden ayrılmış, çocuğu tarafından sevilmeyen bir babanın hayatı sorgularken bir gün yanlışlıkla öleceğini öğrenmesi ile başlıyor hikaye. Kemal Sunal'ın Mülayim Sert- Mülayim Ters karışıklığı gibi bir durum yaşanıyor. Bağıra bağıra konuşan, televizyonu son ses izleyen komşularından, onların sürekli ağlayan bebeklerinden bıkmıştır. Sabahleyin iş yerinde bir gece önceki saçma sapan yarışma programlarının dedikodusunu yapan, birbirlerine yaşam standartlarını, kariyerlerini, kazandıkları parayı anlatan iş arkadaşlarından da sıkılmıştır.  Filmin henüz başında mesajını verir Frank: "İnsanlar sadece televizyonda izle...

Tünelin Sonu...

Sabahları ofise başımı eğerek giriyorum, sessizce günaydın diyerek yerime oturuyorum. Henüz uyanmış makyajını el aynasına bakarak yapan kadınlar, dünyada ve memlekette neler olduğunu merak ederken bir yandan da simit ile çayını içen adamlar... Gereksiz bir mide ağrısı, sürekli açık veren nakit akışı, geleceğim ile ilgili kararsızlıklar, plazaların arasından doğan güneş, filtre kahvenin acılığı, okunmamış mailler... Allahım ben burada ne yapıyorum?  Sosyal medya hesaplarında başkalarının mutluluklarını seri şekilde beğeniyorum. Ekranı kaydır nişan yüzükleri, ekranı kaydır evlilik teklifi, ekranı kaydır kır düğünü, ekranı kaydır Roma'da balayı, ekranı kaydır müjdeli haber, ekranı kaydır ailemize yeni üye katıldı vs. vs. Start verildi ve koşu başladı. Bakalım kim daha önce mutlu olacak. Kendimi bir yarış atı gibi hissediyorum. En büyük eksikliğim Halis Karataş gibi bir jokey beni kırbaçlamıyor.  Küçük zevklerimin olduğu, sade hayatımın devam ettiği, edebiyat tutkumu pay...

Kurumsal İş Hayatı, Gelecek Planları ve Öz-Eleştiri

Bu gece oturdum ve kafamı kemiren bir durum hakkında yazmak istedim. Geleceğim hakkında. Evet nasıl bir gelecek beni bekliyor? Şirkette terfi dönemi Ekim ayında iken terfiler yaklaşık 4 ay geciktirildi. Zamlı alınacak olan maaşlar ise bir ay ötelendi ve gecikme 5 aya çıktı. Ekonomik şartların zor olduğu bir dönemden geçtiğimiz aşikar ve herkesin yapması gereken fedakarlıklar var. Tabi felaket tellallığı yapmanın mevcut durumu daha da kötüye götüreceği bilindiği için genelde pembe bir tablo çiziliyor.  Şirketler sürekli yeni yatırımlar yapmaya devam ediyor. Bu da çarkların işlemeye devam ettiği algısı yaratıyor. Her geçen gün üretilen yeni borçlanma araçları ile şirketler piyasalarda daha geniş bir fon arzı ile karşı karşıya kalıyor. Örneğin Ak Parti iktidarı ile İslami bankacılık kesimin atağa geçmesi bunun basit bir örneğidir. Peşi sıra açılan katılım bankaları, faizsiz bankacılık adı altında insanları sömürmeden faaliyet göstereceklerini beyan ediyor. Tabi yersen. Lafı ...