Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YARIN OLMADAN

Gelenekselleşen yıl sonu yazılarımdan bir tanesi ile karşınızdayım sevgili dostlarım. Daha önceki yazılarımda yaptığım gibi 2019 yılının muhasebesini yapıp, yeni yıldaki beklentilerimden ve planlarımdan bahsedeceğim. Öncelikle geride kalan yıla bir geri dönmek istiyorum.  Geneline baktığımda kendi adıma fena geçmediğini söyleyebilirim. Aşk hayatı, iş hayatı gibi konularda tabi ki bir gelişme olduğunu söyleyemem. Fakat hiç olmazsa bir şeyleri değiştirmeyi denedim. O yüzden hakkımı yiyemeyeceğim. Artık hayat ile ilgili pek bir beklentim yok. Franz Kafka'nın da dediği gibi: "Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter." O yüzden hayata dair beklentilerimi düşük tutmayı tam olarak öğrendim diyebilirim.  Yine Erdal Tosun'un meşhur repliğinde dediği gibi: "Bir ara çok konuştum, hiç faydasını görmedim. Bıraktım." Hayatım boyunca ailemden ve arkadaşlarımdan hiçbir şey gizlemedim. Dümdüz anlattım. Fakat yıllar içinde kitaplarla aramda gelişen bağdan s...

Güzel Bir Gün Ölmek İçin

Bu yazıyı Albert Camus, Charles Bukowski, Can Yücel ve Teoman'a adıyorum. Hatırlıyorum da küçük bir çocukken durup dururken küfür etme isteği gelirdi bana. Kendimi durdurmak için çaba sarfederdim. Sakın yapma, hayır, şimdi değil gibi telkinler verirdim kendime. Özellikle son bir yıldır intihar fikri ile boğuşmaktayım. Her sabah uyandığımda kendimi yaşamak için ikna ediyorum. Eskiden hayatımın bir anlamı olması gerektiğine inanırdım. Mesela iyi bir futbolcu olmak, okuyup iyi bir avukat olmak, mutlu bir yuva kurmak, baba olmak vs. Artık sadece günü kurtarmak için yaşıyorum. Ne diyordu John Lennon: "Hayat siz planlar yaparken başınıza  gelenlerdir." Yıllar geçtikçe bazı gerçekleri öğrendikçe omuzlarımdaki vicdan yükü çok fazla arttı. Taşıyamayacak duruma geldim. Aynı sofrayı paylaştığım çocukların zengin olmak uğruna kul hakkı yediğini, çok para kazandığı için ailesi tarafından saygı gördüğünü, iyi bir hayat sunduğu için karısı tarafından çok sevildiğini gördüm. Peki ...

The Majectic

2019 yılında topu topu altı kez yazmışım. Sanırım artık yazarak rahatlayamadığım anlamına geliyor bu. İki yüz bini aşkın okunma sayısından sonra hayatımda değişen pek bir şey olmadığını düşünüyorum. Bana komik gelen şey de maalesef şu: Tanıdığım insanlar yazmamı istiyor. Belki onların dışa vuramadığı şeyleri söylüyorum, belki benim kendimce realist dediğim ama onların karamsar olduğunu düşündüğü şeyleri okuyarak hallerine şükrediyorlardır.  Yazının başlığına gelecek olursam Jim Carrey ve Laurie Holden'ın başrolde oynadığı "The Majestic" filmini izledim. Yönetmenin Yeşil Yol ve Esaretin Bedeli filmlerinin de yönetmeni olan Frank Darabont olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Taa üniversite yıllarımdan beri izlediğim her filmde, okuduğum her kitapta, ezberlediğim repliklerde, altını çizdiğim cümlelerde hep bir anlam aradım. Verdikleri bir mesaj olmalıydı benim için. Hâlâ daha öyle düşünüyorum. Aslında bir mesajı olmasına ya da anlamı olmasına da gerek yok. O günkü ruh ...

Gerçekten yapmak istediğim şeyi neden yapamıyorum?

En son hangi tarihte yazdığıma baktım. Aradan tam dört ay geçmiş. Çok şey yapmak isterken farkında olmadan severek yaptığım şeyleri bırakmışım. Bir ara şiirler yazardım hiç aşık olamadığım kızlara. Sahaların tozunu attırır, raket gibi sol ayağımla topun anasını ağlatırdım. Cuma günleri mesai bitimi sevdiğim yazarlara ya da filozoflara bir selam çakar, sistem eleştirisi yapardım. Hayatımın bu döneminde hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Vazgeçemediğim tek şey sanırım okumak. Son zamanlarda ölüm konusu sıkça karşıma çıkıyor. Gerek okuduğum kitaplarda, gerek izlediğim filmlerde. Ve tabi ki erken yaşta veda ettiğim insanlar geliyor aklıma. Güya her birinin ölümünden ders çıkaracaktım. Çünkü insanlar neden ölür ki? Yaşayan faniler onlardan ders alsın diye öyle değil mi?  Misal İlker öldüğünde hayatımda çok şeyin değiştiği biliyorum. Derdimi anlattığım, beraber hayaller kurduğum, hiç küsemediğim, hep kahkaha attığım insan eğer bir gün ansızın çekip gidiyorsa ve ben ona dur diy...

Seçim: Yolun Sonu Nereye Çıkıyor?

Bu iktidarla Türkiye siyasetinin çağ atladığını düşünüyorum. Sağ partileri tek çatı altında topladı. Sol partileri hiçbir zaman bir araya gelemeyeceği için parçalanmaya mahkum bıraktı. Bundan dolayı Sol partiler nereden oy devşireceğini bilemediği için sistemin dışında kalmış Sağ partilerle ittifak yapma yoluna gitti. Bugün bu senaryoyu izliyoruz.  İktidar partisi 17 yıl boyunca nakış nakış işledi. Bugün Türkiye'nin dış borç, iç borç ve hanehalkı olarak toplum borcu 1 trilyon dolar civarında. İş dünyası borçlu olduğu için avucunun içinde, insanlar bireysel olarak borca battığı için avucunun içinde. Yerel seçimde yerel sorunlar konuşulmadı. Recep Tayyip Erdoğan sazı eline aldı. Ülke tamamen merkezden yani Ankara'dan yönetilen bir ülke oldu. Bunun sakıncaları nedir diye soranlar Komünist Rusya örneğini inceleyebilir. Gelişmemiş bir demokrasi, insan hakları ihlalleri, yalan ile gerçeği ayırt edemeyen basın, hâk ile batılı ayıramayan halk, israf edilen ekonomik kaynaklar, pol...

Yaş 29 : Elde var Sıfır...

Bu yazıyı okuduğunuz anda ben resmi olarak 29 yaşımda olacağım. 20'li yaşlarımın son yılı. Gençliğimin son düzlüğü, son 100 metre diyebiliriz. Kulağımda  TJK TV sunucusunun Gazi koşusunu anlattığı efsane yarış var. Son düzlüğe girilirken Gülbatur birinci, Şahbatur sondan geliyor. Gülbatur birinci, Şahbatur geliyor, Şahbatur geliyor. Gülbatur birinci bitiriyor. Evet bu yılki Gazi Koşusunu Süleyman Atlı ile Gülbatur alıyor :))) Önümüzdeki bir yıl içinde Gülbatur gibi finishi görmek için koşuyor olacağım.  20'li yaşlarım boyunca ne hayaller kurmuşum. Bazılarından erken vazgeçmişim, bazıları ben de bir takıntı haline gelmiş hâlâ peşinden koşuyorum. Emekliliğime kalan prim günlerimi itinayla doldurmaya devam ediyorum.  Muhtemelen iş yerinde pastanın üzerindeki mumları üflerken hangi dilekte bulunacağımı herkes bilecektir. Çünkü geride kalan 4 yılda hep aynı şeyi diledim. "İstifa Etmeyi" . Tabi kimileri yanıma gelip götüyle gülecektir. Murat'cım sen istifa ede...

Korkuyorum Hayattan...

Küçük bir çocukken uslu bir çocuk olursam ve derslerime çok çalışırsam babam istediklerimi alacağımı söylerdi. Çünkü benim bir şeylere sahip olmam için önce onu hak etmem gerektiğini henüz küçük yaşımda bana öğretmek istiyordu.  Taa çocukluğumda çükümün yerini öğrenip bir erkek olarak ona göre davranmaya başladığımdan beri kızlarla olan ilişkime sirayet etti bu durum. Ben birisini hak etmeliyim. Kız eğer çok güzelse ben iyi biri olmalıyım, kız eğer yetenekli ise ben ondan yetenekli olmalıyım, kız eğer hızlı koşuyorsa ben ondan hızlı koşmalıyım. Bugün bana bu düşünce saçma geliyor ama o zamanlar doğa kanunu gibi bir şeydi bu. Hatta hâlâ daha öyle olabilir. O kadar national geographic belgeseli izledim babamla. Erkek aslan dişi aslan için avın başına geçerdi. Dağ keçileri ölümcül boynuz darbeleri ile dövüşürlerdi. Ne için dişiyi hak etmek için.  Geçen gün sevgili kardeşim Mahmut bana "korkuyorsun oğlum" dedi. Evet korkuyorum. Birileri benden bir şey istediğinde korkuy...

Ekonomi Analizleri: Asgari Ücretli'nin Demokrasi ile Sınavı...

    2019 yılında ikinci kez yazıyorum. Bir önceki yazımda yeni yıla girerken temennilerimden bahsetmiştim. 2 aylık süreçte bol bol okumaya devam ediyorum. Hayatımda bazı şeyleri yola koyabildim, borçlarımı bitirdim. Birkaç aya ekonomi patlamazsa kendime bazı konularda yatırım yapmayı planlıyorum. Fakat çalıştığım şirketin finansal durumunu ve Türk ekonomisinin genelini takip eden birisi olarak önümdeki 6 ayı bile göremiyorum.        Bir şey dikkatimi çekti. 6 ayda bir seçim ile ilgili değerlendirme yapar olmuşum. Siyasette bazı şeylerin yolunda olmadığı çok sık gerçekleşen seçimlerden belli oluyor. Çünkü iktidar kalıcı çözüm üretmekte yetersiz kaldığı için kısa vadede seçime giderek, toplumsal gerginliği arttırarak, insanların gelecek kaygılarını arttırarak sandıktan galip çıkmaya çalışıyor. Vaatler ekonomisine döndük. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler diyorlar sürekli. Sanki kötü günlere onlar yüzünden gelmedik. Maalesef yıllar yılı şu gerçeğin ...

Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?

Koskoca bir yıl nasıl geride kaldı inanın anlamış değilim. Geriye dönüp muhasebe yapmaktan sıkıldım. Geleceğe dönük yaşayacak kadar da şanslı değilim. Elimde bir tek bugüne tutunmak kalıyor.   Koskoca ülke ekonomisinin, koskoca şirketlerin kağıttan kaplanlar olduğunu hepimiz gördük. İşlerinden bir telefon konuşması ile kovulanları, merdiven kenarında ağlayanları gördüm. Çocuklarının geleceği için borca giren insanların kapı önüne konulduğunu gördüm. İyi bir diploma, birkaç yabancı dil, onlarca sertifika, çift haneli maaş, pahalı hediyeler, şık takım elbiseler... Bunlara sahip olabilmek mi tüm derdimiz?  Son 2 yıldır bedenimi iş yerine zar zor taşıyorum. Bir sabah yolda giderken yıkılıp olduğum yerde kalmayı bekliyorum. Peki neden devam ediyorum? Olmak istediğim insan olmak isterken, olmak istemeyeceğim insana dönüşüyorum. Aksi, sinirli, çekilmez ve katlanılmaz.  Maalesef şikayet etme lüksü olmayan insanlar var? Mesela babanız 60 yaşına merdiven dayamışk...