Kayıtlar

Ağustos, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Karamsar Kumarbaz

        Sabahın ilk ışıkları odanızın camından içeri süzülürken bir çalar saat sesi ile açarsınız gözlerinizi sessiz odanızın bembeyaz tavanına. Bazen nerede olduğunuzun farkına varamazsınız, bazen de görmüş olduğunuz rüyadan uyanmak istemediğinizden içinizde acı bir burukluk olur. Çünkü yataktan kalktığınızda hayatın acı gerçeğini yüzünüze buz gibi bir su gibi çarpmak zorunda kalırsınız.           Hayatın her anından zevk alabilen insanlara gıpta ile bakıyorum. Kurtuluşa ermiş ender insanlardan. Çünkü öyle bir devirde yaşıyoruz ki egomuz sıradan bir insanın bedeni ile süper bir kahraman karakteri arasında sıkışıp kalmış. Bunaldığınız anlarda gömleği sıyırıp içinizden bir süperman çıkmasını bekliyorsunuz ama nafile. Anca gömleğin ütüsü bozulur. İşte tam demek istediğim noktadayım şu an belki de. Kimim ben, ne istiyorum, mutlu olmayı denemek yerine kolaya kaçıp neden karamsar oluyorum. Bir hedef koymak yerine kaçan fırsatların arkasından va...

Bir İstanbul Masalı

        Yedi tepeli İstanbul sardın dört tarafımı ne senden geçebildim ne de senden vazgeçebildim. Herkesin yaşamaya değer bir masalı vardır bu şehirde. Kimileri bir bavul ile geldiği bu şehirde zenginliğe yelken açtı, kimileri karun olduğu bu şehirde kimsesizler mezarlığında toprak oldu. Ama ne olursa olsun hep bağrına bastı İstanbul misafirlerini.         Masallar ile kaybedecek vaktim yok demeyin. Hangi insan mutsuz olmak ister ki; gerçeği görmek için aynaya bakmaya gerek yok. Geçmişte insanın aynası değil midir? Bu şehirin kasvetli bir havası vardır başınızı eğdiğinizde. Çünkü sizin gibi milyonlarcasının hayallerini gömmüştür boğazın serin sularına. Hangimiz Üsküdar sahilinde bir banka oturup Kız kulesinin eşsiz manzarasında gerçek aşkı hayal etmedik. İlk buluşmanın dönüşünde minibüste aynı anda parayı uzatıp buradan iki kişi alır mısınız demedik? Bazen araya mesafeler girdi boğazın bir yakasında siz, diğer yakasında o. Beklermişcesine el s...

Carpe Diem'in Peşinde...

      Bu yazımı bize gülmenin sadece bir eylem değil hayatın tüm sıkıcılığına ve zorluklarına göğüs germenin bir aracı olduğunu öğreten Robin Williams'a ve etramızda dönen dünyanın kölesi değil kendi dünyamızın efendisi olmanın değerini gösteren Jack London'a ithaf ediyorum.        Kaç kez Carpe-Diem'i yakalamaya çalışırken paçanızdan tutulup çekildiniz. Hayatımızın her döneminde acaba bunu yaparsam ne düşünürler diye anın tadını çıkarmaktan kendimizi alıkoyduk. Çok kez bir hedef koyduk ama peşinden koşmayı unuttuk. Kaç kez sokağa çıkıp ben ilgi görmek istiyorum, sevilmek istiyorum demek yerine dört duvarla çevrili bir odada kendimizi beyaz tavana bakarak hayal kurarken bulduk. Kendi  oyunumuzda bile başrolu alacak güveni göremedik kendimizde.         İnsanları memnun etmeye çalışmaktan sıkıldım.  Genç yaşımda kendimi memnun etmek için yaşamanın farkına vardım fakat bu kolay olmadı. Size yatırım yapan ebeveynleriniz, ...

Çay Kaşığıyla Gelen Mutluluk...

          İstanbul'un keşfedilmemiş yerlerinden birinde; kitapların özgür bıraktığı bir düşünce aleminde hayallerin gerçek, sevginin karşılıksız, arkadaşlığın paha biçilmez  olduğu bir yerdeyim. Ağaçların saygıdan eğildiği dik bir yokuştan sahile doğru ilerliyorum, elimde her zaman olduğu gibi en yakın arkadaşım, bir cebimde hayallerim diğerinde ise hayatın gerçekleri...            Her sabah gördüğüm insanlar almışlar yine yerlerini. Küçük kızı ile şehrin kurtarılmış birkaç yeşil alanında yarınlara umutla bakan bir anne. Gözünde güneş gözlükleri, kulağında kulaklık her zamanki gibi zarafeti ile kendine hayranlıkla baktıran kariyer sahibi genç kız geçiyor koşarak yanımdam. Ayasofya manzaralı banktaki yerimi aldım, yaslandım arkama. Kahvaltı için henüz erken, menü zaten belli bir parça simit, üçgen peynir ve bir bardak sıcak çay. İstanbul'un tadına varmak bu kadar kolay ve ucuzken, zengin olma kaygısı ve İstanbul'un parsellenm...