Çay Kaşığıyla Gelen Mutluluk...
İstanbul'un keşfedilmemiş yerlerinden birinde; kitapların özgür bıraktığı bir düşünce aleminde hayallerin gerçek, sevginin karşılıksız, arkadaşlığın paha biçilmez olduğu bir yerdeyim. Ağaçların saygıdan eğildiği dik bir yokuştan sahile doğru ilerliyorum, elimde her zaman olduğu gibi en yakın arkadaşım, bir cebimde hayallerim diğerinde ise hayatın gerçekleri...
Her sabah gördüğüm insanlar almışlar yine yerlerini. Küçük kızı ile şehrin kurtarılmış birkaç yeşil alanında yarınlara umutla bakan bir anne. Gözünde güneş gözlükleri, kulağında kulaklık her zamanki gibi zarafeti ile kendine hayranlıkla baktıran kariyer sahibi genç kız geçiyor koşarak yanımdam. Ayasofya manzaralı banktaki yerimi aldım, yaslandım arkama. Kahvaltı için henüz erken, menü zaten belli bir parça simit, üçgen peynir ve bir bardak sıcak çay. İstanbul'un tadına varmak bu kadar kolay ve ucuzken, zengin olma kaygısı ve İstanbul'un parsellenmiş köşelerinde yer sahibi olmak için kendini paralamak niye?
Çıkmak istemiyorum dışarı, arkadaş meclisi tat vermiyor artık eskisi gibi. Kalabalık nüfuslu İstanbul'un gündemi de kalabalık. İnsanlar her geçen gün yeni dertler, yeni uğraşlar, yeni hedefler belirliyor kendilerine. Kederi de derdi de meze yapıyorlar rakı sofrasına, gerçekleşen hedeflerin hepsi biraraya toplanıp kutlama yapmanın aracı olmuş. Ve bir bakmışın bir ömür kısır bir döngünün içinde kendini avutarak geçmiş.
Dışlanmış hissediyorum bu toplumun içerisinde kendimi. Her akşam bir araya gelen insanlar sanki mutluymuş taklidi yapıyor. En güzel kızlarla beraber olan arkadaşlarım, elindekinin kıymetini bilmek yerine onlara okunmuş bir gazete muamelesi yapmaktan çekinmiyorlar. Herkesin farklı olduğunu düşündüğü ama aslında aynı olduğu bir yerde, ben yıllardır kendim olabilmenin mücadelesini veriyorum. Lanet olsun dostum; şans senin yanında olabilir veya hak etmesen de sana değer veren bir sevgilin de olabilir. Mutluluğu ve saadeti kredi kartına taksitle de almış olabilirsin. Kıskandığımı falan düşünmeyin. Bu devran böyle gelmiş böyle gidecek. Fakat hayat denilen bu amansız mücadelede biz ne zaman süre alacağız, birileri bizi ne zaman keşfedecek. Büyük kupada gözümüz yok, teselli madalyası da alsak yeter.
Kimseye muhtaç olmadan yaşamak, karşılık beklemeden sevmek ve sevilmek, kendi tahtına oturmak için başkalarının bahtını ezmemek...Tencerede gözümüz yok, çay kaşığıyla kenarında tırtıklasak bize yeter!
Her sabah gördüğüm insanlar almışlar yine yerlerini. Küçük kızı ile şehrin kurtarılmış birkaç yeşil alanında yarınlara umutla bakan bir anne. Gözünde güneş gözlükleri, kulağında kulaklık her zamanki gibi zarafeti ile kendine hayranlıkla baktıran kariyer sahibi genç kız geçiyor koşarak yanımdam. Ayasofya manzaralı banktaki yerimi aldım, yaslandım arkama. Kahvaltı için henüz erken, menü zaten belli bir parça simit, üçgen peynir ve bir bardak sıcak çay. İstanbul'un tadına varmak bu kadar kolay ve ucuzken, zengin olma kaygısı ve İstanbul'un parsellenmiş köşelerinde yer sahibi olmak için kendini paralamak niye?
Çıkmak istemiyorum dışarı, arkadaş meclisi tat vermiyor artık eskisi gibi. Kalabalık nüfuslu İstanbul'un gündemi de kalabalık. İnsanlar her geçen gün yeni dertler, yeni uğraşlar, yeni hedefler belirliyor kendilerine. Kederi de derdi de meze yapıyorlar rakı sofrasına, gerçekleşen hedeflerin hepsi biraraya toplanıp kutlama yapmanın aracı olmuş. Ve bir bakmışın bir ömür kısır bir döngünün içinde kendini avutarak geçmiş.
Dışlanmış hissediyorum bu toplumun içerisinde kendimi. Her akşam bir araya gelen insanlar sanki mutluymuş taklidi yapıyor. En güzel kızlarla beraber olan arkadaşlarım, elindekinin kıymetini bilmek yerine onlara okunmuş bir gazete muamelesi yapmaktan çekinmiyorlar. Herkesin farklı olduğunu düşündüğü ama aslında aynı olduğu bir yerde, ben yıllardır kendim olabilmenin mücadelesini veriyorum. Lanet olsun dostum; şans senin yanında olabilir veya hak etmesen de sana değer veren bir sevgilin de olabilir. Mutluluğu ve saadeti kredi kartına taksitle de almış olabilirsin. Kıskandığımı falan düşünmeyin. Bu devran böyle gelmiş böyle gidecek. Fakat hayat denilen bu amansız mücadelede biz ne zaman süre alacağız, birileri bizi ne zaman keşfedecek. Büyük kupada gözümüz yok, teselli madalyası da alsak yeter.
Kimseye muhtaç olmadan yaşamak, karşılık beklemeden sevmek ve sevilmek, kendi tahtına oturmak için başkalarının bahtını ezmemek...Tencerede gözümüz yok, çay kaşığıyla kenarında tırtıklasak bize yeter!
Yorumlar
Yorum Gönder