Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yine Mevsimlerden Sonbahar...

        Sonbahar geldi ya insanın içine tatlı bir hüzün doluyor. Ne ağlıyorsun hüzünden, ne gülüyorsun sevincinden. Bakıyorsun sararan yapraklara, aklına geliyor geçip giden o güzelim yıllar. Geçmişi hep özlem ile anıyorsun, geleceğe dair beklentiler çıkmıyor aklından. Cebinden çıkardığın hayal tanelerini atıyorsun cami avlusunda bekleyen umut fakirlerine.          Eminönü'ne giderken görüyorsun ki trende hep kaçak sevdalar. İniyorsun meydanda beklenmedik bir yağmur başlıyor birden. Hayat da böyle değil midir? Tam güneş doğdu derken bastıran yağmur ile sırılsıklamsın. Hazırlıksız yakalanırsın sevdaya, biletin yoktur yolculuğa çıkacak. O yüzden sevdalar kaçak yaşanır İstanbul'da. Gözlerini yatırırsın duraklara, sonra bir şarkı dökülür dilinden. Biz bu sonbaharda buluşacaktık, bahar geldi geçti sen gelmez oldun...           Bilmiyorum nedendir ama alışamadım bu kalabalık şehrin hayat mücadelesine. Bir çalar saat se...

Bir Başkaydı Benim Memleketim...

           Otobüste başımı cama yaslamışım sıkıcı İstanbul trafiğinde hayallere dalmışken gözüm çarptı birden koskoca reklam. Yeni Türkiye...Valla onu bunu bilmem arkadaş ben eski kafalıyım. Nerde o eski İstanbul geri verebilir misiniz bize hee. Akşamları eve geldiğimde biraz kafa dağıtayım diyorum geçiyorum aptal kutusunun karşısına. Yüzlerce kanal, binlerce asalak, boktan gündem, saçma sapan diziler ve ekranın karşısında milyonlarca aptal...              Üzülüyorum İstanbul'un bakire zamanlarını göremediğim için. Büyüklerim anlatınca hüzünleniyorum. Annemlerin bidonlarda su taşıdığı Küplüce, insanların hafta sonları piknik yaptığı sahiller şimdi cafelerle dolmuş. Parayı veren düdüğü çalar. Çok şükür bir balık tutma keyfi var insanların ona karışan yok. Tiyatrolarda eski tat yok diyorlar, sonuna kadar katılıyorum. Zeki ile Metin'in Deve Kuşu Kaberesi nerdeee, şimdikiler nerede. Kimse yokluktan bahsetmesin. Devlet deste...

Mutluluğu Ararken...

Hayat bir çikolata kutusuydu Bense küçük bir çocuk Hayallerim bir adım ötedeydi  Bense dersine daima geç kalan bir hayta Karamsarlık aklımın hep bir köşesindeydi Neyi kaybettiğimi bilmediğimden olsa gerek Hep bir şeyleri özlerken buldum kendimi Kimi zaman umudun peşine Kimi zaman gerçeklerin peşine koşt um Mutluluğu arayarak geçen ömrüm  Yağmurdan kaçarken bir su biriktisine bakarken son buldu Biraz yorgun gördüm onu, düşünceliydi de Belki de kaçan fırsatların hayal kırıklığı vardı gözlerinde Bir şey diyemedim, o da bir şey demedi  Galiba susmak en iyisiydi  Yağmurun sesi yetiyordu zaten...

Kitap Kokan Hayatlar...

         Sabahın ilk ışıklarıyla elim cebimde koyuluyorum yola. İşe giderken yolda bizim caminin cemaati ile karşılaşıyorum. Bir grup delikanlı ihtiyar bembeyaz sakallarını sıvazlayarak sohbete dalmış, huzur damlıyor gözlerinden. Bizim sokağa bakıyorum eskiden evlerin bacasından ağır ağır tüterdi kömür sobasının dumanı. Anlardık ki o evdekiler ısınmış, karınlarını doyurmuş o akşam. Sıcak poğaça diye bağıran abi yok artık, süt dağıtan Ali amca da. Mahallenin çocukları sokakta top oynayacak yer bulamıyor. Dalına tırmandığımız incir ağaçlarının yerinde koca koca evler. Boş bir arsaya hasret bir mahalle...            Kitapçıların önünden geçerken gözüme küçük bir çocuk ve annesi takılıyor. Şeker Portakalı ile başlayan serüvende binlercesini okudum, yüzlercesi kitaplığımdaki yerini aldı. Koleksiyonerler vardır ya hani bende kitap biriktirmeye adadım kendimi. Sahaflara gittiğinizde anlarsınız ne demek istediğimi. Kitap kokmaz oralar sa...

Esaretin Bedeli...

          Derin bir nefes al ve kendini kalabalığın içindeki hengameye bırak. Nereye gittiğin veya nereye varacağın önemli değil, önemli olan yolculuğun keyfini çıkarmak. Hayatta böyle değil mi! Her insan aslında doğduğu andan itibaren ölmeye başlar...Dünya derdi henüz küçük bir çocuk iken yapışır yakamıza. Beklentiler ve toplumun genel kanıları arasında bir yerlerde sıkışıp kalırız. Start verildi ve koşu başladı. Mutluluğa, zenginliğe, huzura ve şehvete daha önce kavuşmak için birbirini ezmekten çekinmeyen bir insan topluluğunun içinde var olma mücadelesi ile karşı karşıyayız.              Kendimi özgür hissetmiyorum, zengin olmak gibi bir düşünce bazen rüyalarıma girse de çabucacık unutuyorum. Mutluluk mu? Denize girmek gibi bir şey benim için, yüzmeyi iyi bilmediğimden olsa gerek ayaklarımı suya sokup çıkartıyorum arada sırada. Azimli olmadığım gerçek fakat benim gibi insanlarında gereken değeri gördüğü bir yerler olmalı....