Kayıtlar

Ağustos, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Yaz Yağmuru Altında...

Resim
         Sıcak bir günde iş çıkışı yakalanıyorum yaz yağmuruna. Metroya koşarak mı gitsem yoksa yağmur altında ıslanmanın keyfine mi varsam diye düşünürken zaten sırılsıklam olmuşum. Keyfim yerine geldi. Taze toprak kokusu geldi birden burnuma. Levent'in göbeğinde hayra alamet değil bu. Bir baktım sağıma şehrin göbeğine yeni bir mezar taşı dikiyorlar , onun temelinde geliyor. Güldüm kendi kendime.            Metro tenhaydı. Kıvrıldım bir köşeye , elimdeki dergiyi karıştırmaya başladım. Birkaç durak dikkatimi çekti yanımdaki amcanın dik bakışları. En sonunda dayanamadı sordu.  Sen komünist misin evlat? Yok amca dedim , ben ekonomistim. Bir süre yan yan baktık birbirimize. Sonra ne olur bu memleketin hali diye sordu. Boşversene amca  sen emekliliğin keyfini çıkar , şemsiye bize girdi deyince yüzü gülüverdi. Belki de uzun zaman sonra kendinden daha düşünceli birisine rast gelmişti.           ...

VATAN SAĞOLSUN...

Resim
      Bir sabah kapı çaldı , sofrada kimsenin gıkı çıkmıyordu. Kısa bir bakışmadan sonra annem kalktı. Kapıda 3 üniformalı asker , başları öne eğilmiş. Belki de bugüne kadar ki en zor görevleriydi. Birkaç dakika birbirlerine baktılar. Annemin sağ gözünden bir damla gözyaşı usulca süzülüverdi. Sonra babam beliriverdi ardında. Sanki o anı bekliyormuşcasına iki kelime çıkıverdi ağzından VATAN SAĞOLSUN...        Küçük bir çocuk iken , akşam olduğunda babamın eve girmesi ile kucağına atlayıp doya doya sarılmanın hayalini kurardım. Fakat bir gün olsun yapamadım. Babam belediyede temizlik işçisiydi. O yüzden üzerinde ağır bir koku ile girerdi eve. Ömrüm boyunca burnumun önünden gitmedi o koku. İşte o adam çöplükten çıkarıp adam etti beni.         İkindi vakti caminin önünü tıklım tıklımdı.  Bir zamanlar incir ağacına beraber çıktığım çocuklar babamın hemen arkasındaydı. Buruk bir gülümseme vardı hepsinin yüzünde. Belki nasıl oldu...

Yalnız Figüran...

Siyah beyaz hayallerin sessiz figüranlarıydık, Perde indi ve sahne kapandı, Mutluluklar yarınlara kaldı, Kalbimin odaları bomboş şimdi, Alkış yok, ses yok,sen yoksun. Zaten hiç olmadın ki... Bir umutla bugüne kadar geldim 25 adım dile kolay Düşe kalka , soluk soluğa Tırnaklarımla kazıdım hikayemi Bembeyaz sayfalara karaladım adını Bir kahve molasında tanıdım aşkı Tadı damağımda buruk bir his bıraktı Biraz sen kattım , biraz ben Öylesine güzel , ölesiye tatlıydı... Murat Koçhan

Mahalle Kokusu...

Resim
         Buram buram kokuyor mahalle. Mahalle nasıl kokar demeyin.  Emek kokar, biraz alın teri. Sabahları sıcak poğaça kokar, askere giderken ise hasret. Kışları kömür sobası kokar, ana kucağı kokar yorgan altında. Bir de huzur kokar kahvehane önü.           Sonra gün gelir kokular birbirine karışır. Eski tadı kalmaz mahallenin. Uzaklara özlem duyarsın. Yeni bir başlangıca belki de. Geri döndüğünde ardında bıraktıklarına sıkı sıkı sarılabilmek için.  Denedim aslında kendi hayal dünyamda çok uzaklara gittim. Yalnızlığın tadına varmak için Pembe mutluluklardan ,  haksız kazançlardan ve de yalan sevişlerden çok uzaklara. Belki bir sahil kasabasına. Yeniden inanmak , yeniden güvenmek , yeniden sevebilmek için..        

Kıyak Kafa...

Resim
               İlişkim biteli çok olmamıştı. Tipik Türk erkeği gibi soluğu teselli için rakı sofrasında aradık. Kadehler ardı ardına kalkıyor , boşaldıkça kederleniyordum. Zaten buraya kederimizden gelmemiş miydik? Kafam güzelleştikçe güzel düşünmeye başladım. Aldık ceketleri kendimizi Beyoğlu'nda dar bir sokakta birkaç orospunun kapısının önünde bulduk. Meğersem bizimkilerin amacı beni biraz sarhoş edip , ilk açılışımı yapmam için ortamı müsait hale getirmekmiş. Bir kadının acısını en iyi bir başka kadın unutturur...                  Heyecanlandım , kıpkırmızı kesildim. Dişi aslan pençeleri ile yapıştı yakama geri çektim kendimi. " Ağzı süt kokuyor, bu anca çavuşu tokatlar." dedi. Herkes gülüyordu. Israr da etmediler. Ben kanepeye çöktüm , onlar da odalarına çekildiler. Tene batan tırnaklar , şehvetli çığlıklar derken ben gece bültenlerine dalmışım. Kendimi milli takım kampına davet edilip antrem...

Kaybolan İnsanlığın Portresi...

Resim
         Ahşap masaya dirseklerimi yaslamış yalnızlığımla dertleşiyordum. 2 bardak demli çay söyledim, önümde edebiyat mecmuası. Keşfedilmeyi bekleyen yeteneklerinin hünerli ellerinden çıkmış satırları okuyorum. Sonra bir bağırış , İstiklal'e doğru artan kalabalığın peşinden gittim. Olay mahalli, şeritlerle çevrilmiş. Üzeri gazetelerle örtülmüş genç bir kadın, kocası tarafından sokak ortiasında hunharca katledilmiş. Benim gözüm ise kadının üzerine gelişi güzel atılmış gazetelerde. Sanki ölümü unutturmak istercesine , sosyetenin vur patlasın çal oynasın eğlenceleri , Fenerbahçe'nin bomba transferleri , kapak güzelleri...            Canım sıkıldı , ne yolunda gidiyordu ki zaten. Ufak ufak ilerleyim derken Taksim metrosunda buldum kendimi. Altını çizdiğim kelimelerin eski anlamı kalmadı sanki. Gün geçtikçe uzaklaşıyorum insanlardan. Sokakta sevilen kadınlar katledilirken , nöbette askerler kör kurşuna kurban giderken , anaların gözü...

Jöle Reklamı

Duştan sonra elime bir tutam jöle alıp dağılmış saçlarıma şekil vereyim derken aklıma çocuk iken yaşadığım komik bir anım geldi. “Ya altı ya da yedi yaşlarındaydım. O günlerde televizyonlarda yakışıklı erkeklerin oynadığı jöle reklamları vardı. Filinta gibi bir adam elinde bir kutu jöle ile çıkıyordu ortaya. Bir avuç jöleyi saçlarına yedirdikten sonra üzerine atlayan kızlar mı dersin, araba ile kaçıran kızlar mı. O yaşlardaki bir çocuğun kızlarla ne işi olur demeyin. 90 doğumlu jenerasyon bu güzelim ülkede çocukluğunu doya doya yaşayan son jenerasyondur. Ülkede bir sürü yenilik oluyordu ve bunları ilk yaşayan görenler bizlerdik. Kocaman cep telefonları, teflon tavalar, jöleler, tetrisler vs. Her neyse o akşama geri dönersek annem beni her Cuma günü yıkardı. Sanırım koskoca bir haftanın yorgunluğunu üzerimden atmam için yapıyordu bunu. Ya da aşırı titiz olduğundan olsa gerek. Çünkü ilerleyen yıllarda annemin bu aşırı titizliğinden çok çekecektim. Annem beni yıkayıp pakladıktan s...