Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendime Yeni Bir Ben Lazım...

 Bir yıl daha bitti. Sevmediğim işimde 2,5 yılım bitmiş. Yanlış mesleği seçeli 4 yıl olmuş. Yaş desen 26! Kariyer dediğin 21. yüzyıl saçmalığı...   Diplomayı aldığım gün şemsiyenin ucunu hissetmiştim ufaktan. Şu an zevk alacak konuma geldim. Kredi kartı borcunu banka kredisi ile kapamayı, kredi borcunu da kredi kartı ile çevirmekte master yapmayı öğrendim. Hiç bitmeyecek olan borcun biteceği günün hayaliyle yanıp tutuşuyorum. Güya o gün hayatıma temiz bir sayfa açacağım.  Yıllar önce edebiyat okuyarak para kazanabileceğimi anlatamadığım için, bugün para kazandığım işi küfrederek yapıyorum. İş arkadaşlarım beni sevdiğini söylüyor, kafa çocukmuşum galiba. İnsanlara lakaplar takıp , şarkı türkü söylüyorum son günlerde. Milli Piyangoya bel bağladım a dostlar. 2 Ocak sabahı istifa etmenin hayalini kuruyorum bir aydır. Çok değil 50 bin TL'ye tav oldum. Doktoramı yapar , az çok birkaç memleketi gezerim.     Yaşadığım deneyim şimdilik yeter gari. Mobbing'...

Midyeci Çocuk...

    Kuru soğuğun olduğu bir İstanbul akşamında kalabalığa karışıyorum. Kafamda milyonlarca sorular. Tüm bunların sebebi var olan sorunlar. Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nin köşesinde bir midyeci çocuk. Soğuktan burnu ve kulakları kızarmış. Tezgah ağzına kadar dolu, midyenin tanesi 25 kuruş.        Eskiden çekinirdim konuşmaya ama artık tanımadığım o insanların hayat hikayesi ilgimi çekiyor. 21 yaşında askerden henüz gelmiş gencecik bir kardeşimiz. 9 kardeşi ve ailesi ile koskoca İstanbul'da mücadele ediyor. Soruyorum ona ne zamana kadar midye satmayı düşünüyorsun. Sigortan var mı? Evi geçindirebilecek parayı kazanabiliyor musun? Geleceğe dair bir hayalin var mı? Umudun var mı he ne dersin talihimiz açılır mı? Var mı sevdiğin bir kız? İstanbul'a gelme nedenleriniz neler? Mutluluk deyince aklına ne geliyor?           1 saat midyeci tezgahının başında konuştuk. Daha doğrusu o anlattı ben dinledim. Aklımdan geçen tüm...

Talih Kuşu...

    En çok neyi istediğimi düşünüyorum bu aralar. İçim içimi kemiriyor. Milli piyangodan 41 tane bilet aldım. O derece ümidi kesmişim ki kendimden bir mucize bekliyorum. Büyük ikramiye değil derdim 50 bin Türk lirası çıksın yeter. 2 Ocak Pazartesi sabahı elimde istifa mektubumla gidip bundan sonra ipimle kuşağım sikimle taşağım deyip soluğu Beşiktaş vapur iskelesinde almak istiyorum. O lanet olası martılara bakıp soğuk kış gününde elimi karton bardaktaki çay ile ısıtıp huzur bulmak istiyorum.       İş ortamından, memleketin halinden, ailelerimizden, sevdiğimiz insanlardan hepimiz şikayetçiyiz. Misal iş yerinde herkes kendisinin çok çalıştığını, diğerlerinin ise henüz ne iş yaptığını bilmediğini iddia etmesi gibi bilimsel bir gerçek vardır. Öğle aralarında çekiştirilen iş arkadaşları, mevcut adaletsizlik, patronların bitmeyen yatırım sevdası, büyük şirketlerin küçük hesapları, verilmeyen terfiler vs. vs.  Tek isteğim özgürlük, kendimi özgürce ifad...

Şiir Tadında Hayatımız olsa O'nunla...

         Can Yücel'in bana verdiği yetkiye dayanarak bu gece isyanımı kedere bulayıp biraz da romantizmle harmanlayıp dökeceğim içimi kelimelere. Utangaç küçük çocuğa sesleniyorum. Hani şu heyecanlandığında yüzü hala daha kızaran, tane tane konuşabilmek için derin derin nefes almak zorunda kalan çocuk...              Ne sahip olduğundur hayat            Ne de umdukların bunca zaman            Yüreğin kadar hayat            Seviliyorsan renkli            Seviyorsan siyah beyaz...        Siyah beyaz bir mevsimi yaşıyoruz sanırsam. Ama gönlüm de ferah, kafam da rahat. Elim cebimde ağır adımlarla gideceğim yere gidebiliyorum. İnsan manzaraları hiç olmadığı kadar takılıyor gözüme. Üsküdar sahilinden hayallerimi atıyorum denize. Belki onunkine takılır sudan çıkmış balığa döneriz...

Yoklama Alıyorum Sessiz Olun!

      Ölüm geliyor aklımıza, gerçi  aklımızdan hiç çıkmadı ki! 27 yaşıma birkaç basamak kala nefesim tıkandı. Sabahın köründe bir çalar saat sesi ile uyanıyorum. Gün doğmadan gidiyorum işe, gün biterken dönüyorum evime. Güneşi nadir gördüğümüz mevsimdeyiz. İçimizi ısıtacak bir şeylere ihtiyacımız var. Mesela sevgi, hoşgörü, anlayış, gülümseme...          Bir hayat seçiyoruz, bir kariyer bir meslek... Kendimize uygun bir eş seçiyoruz. Sağlıklı olmayı, uzun bir yaşam sürmeyi istiyoruz. Geri ödemesi sürekli ötelenen banka kredileri alıyoruz. Kimseye muhtaç olmamak için morgıçlı eve giriyoruz. Gereksiz ne kadar eşya varsa dolduruyoruz içini. Arkadaşlar seçiyoruz. Kimi zaman tercihlerimiz mutlu ediyor kimi zaman hayal kırıklığı yaratıyor. En iyi tatil paketini seçiyoruz, bavulları ne ile dolduracağımız da iyi bir tercih meselesi. Cuma akşamları bizi güldürmeye çalışan aptal adamları seyrediyoruz. Onlar çok para kazanırken, biz ağlanacak hali...

Boş versenize Biz de Aşık Olmayalım...

        Bu akşam ülkenin ve dünyanın gündemini bir kenara bırakıp içimden gelenleri yazacağım. FED faiz arttırma kararı aldı son dakika... Yarın sabah dolar kuru fırlayacak. Halep'de değişen bir durum yok. Ölmeye devam ediyoruz. Bize düşen sahiden üzüldüğümüzü belli etmek.            O yüzden bu gece yalnızlığımdan ne beklediğimi yazacağım. Kış aylarını seviyorum. Kendimi eve gömüp filmler izliyorum, her izlediğim filmde mutlaka notlar alıyorum. Kitaplar, şiirler okuyorum altlarını çiziyorum. Geçen akşam ma aile oturup kestane yedik. Sobamızın olduğu günlerden bahsettik. Hani mandalina kabuklarını auer sobanın üzerine koyduğumuz günler. Sonra salep kaynatıp üzerine bol tarçın koyup, pencereden yağan karı izlediğimiz çocukluğumuz...           Büyüyoruz içimizdeki küçük çocuğa rağmen. Sanki iki beden büyük geliyor bedenim ruhuma. İnsanlara hayallerimi anlatıyorum saf gibi. Kariyer dediğin 21. yüzyıl safsa...

Tarih Tekerrürden İbaret: Tarık Bin Ziyad

       Hayat okuduğumuz tarih kitaplarına döndü sanki.Birilerinin elinde kalem kana bulayıp kendince bir şeyler karalıyor. Hiç bitmeyen bir mürekkep insan kanı. Endülüs şehirleri gibi bir bir yıkılıyor Ortadoğu şehirleri. Musul, Kahire, Şam, Bağdat, Trablus, Bingazi...        Önce Müslümanları çağırdık yardıma. Araya mezhep farklılıkları girdi. Suud'lar yaralı parmağa bile işemeyen bir kralın hükümdarlığında cehalete gömülmüş. İran içinde hala Kerbela'nın hüznünü taşıyor, intikam ateşiyle yanıp tutuşuyor. Dinimiz bizi ölümlerden, sefalatten, tecavüzden kurtaramadı. Sonra Batı Uygarlığı'na el açtık. İnsan hakları, demokrasi derken mülteciler sınır kapılarında heba oldu, Akdeniz'in sularında kaybolup gitti.         Doğu'da ölenlerin yardım çığlıklarına kulak tıkayan Batı'yı suçladık.  Batı ender de olsa patlayan bombalardan Doğu'yu sorumlu tuttu. Adı konmamış bir savaşın faili meçhul kalmış cesetlerini gömüyor...

Ördü Kader Ağlarını...

       Cumartesi akşamı geride bıraktığın bir haftanın yorgunluğunu, derdi tasayı, gamı kederi bir kenara bırakmak için arkadaşlarla kafa dağıtmak için plan yapıyoruz. Değişmeyen dünyanın şerefine bir iki kadeh kaldıralım diyoruz. Beşiktaş'a gitmek varken aklımızda, karar değiştirip Yeşilköy'e gidiyoruz.  2. kadehi tokuştururken telefon titriyor son dakika haberi...          Tesadüfen yaşıyoruz. Bombanın patladığı yerden sadece 50 metre ötedeydi gideceğimiz yer. Ve bugün hiç bir şey olmamış gibi hayata devam ediyoruz. Terörü kınıyoruz, insanlar birkaç saatliğine gülen fotoğraflarını paylaşmamaya özen gösteriyor. Sosyal medyadan akıl oyunları oynuyoruz. Herkeste bir ben demiştim havası. Başkanlık sistemi için iktidar bu bombaları patlatıyor diyenlere karşı başkanlık sisteminin gelmesi için çok kan akmalıdır diyen Kılıçdaroğludur diyenler var. Artık saldırıyı kimin üstlendiğinin bir önemi yok. Faili meçhul...      ...

YENİKAPI-HACIOSMAN METROSU

    Türkiye'nin insan kaynağının profilini çıkarabileceğiniz metro hattıdır. Gençliğimin en verimli yıllarını harcadığım, hayatı sorguladığım, böyle işin gelmişine geçmişine küfrettiğim, sabahları rutubet, akşamları ağız ve koltuk altı kokan toplu taşıma adı altında yapılan hizmettir.        İlk duraktan metroya binip bacak bacak üstüne atarak yolculuk eden, kulağında kulaklık, elinde iş çantası olan insan bu ülkenin beyaz Türklerindendir. İyi bir ailenin evladı olarak dünyaya gözlerini açmış, iyi bir eğitim almış, tercihen trafiğe girmemek için birkaç duraklık kullanım yapmaktadır. Ülke batsa da çıksa da ona giren çıkan bir şey yoktur.       Bulduğu her fırsatta kitap okuyan, okumak için her türlü şekle giren. Yeri geldiğinde iki çam yarmasının arasına sıkışan, yeri geldiğinde ayaküstü bir köşede iki büklüm kitap okuyan bu insanlar ülkenin orta direğidir. Her şekilde çalışan, devlete düzenli vergisini ödeyen, ay sonunu zor get...

Tuttum İnsanları Sevdim...

    Bazen iş çıkışları bindiğim metronun beni eve değil de, bilmediğim yerlere götürmesini istiyorum. Kendime soruyorum ara sıra amacın nedir Murat? Farkında olmadan girmişsin borca öde öde bitmiyor. En ağırı da vefa borcu... Çünkü alacaklılar kendinde hep haklılık payı görüyor. Nasihatler hiç bitmez. Eskiden yılda bir kez çok bunaldığımda izin alır inzivaya çekilirdim. Artık 2-3 ayda bir ruhen tükeniyorum.     Can Yücel okumak iyi mi geliyor. kötümü bilemedim. Tezer Özlü ile edebiyatın karanlık sokaklarında kayboluyorum. Cesare Pavese okudukça kelimelerde kendimden bir şeyler buluyorum. İntihar etmek aslında en kısa çözüm gibi geliyor o zaman. Herkese ve her şeye dair hayal kırıklıklarım var. En çok da kendime kızıyorum biliyor musunuz? İstemediğim bir işin en sadık çalışanıyım. Hakkımı göz göre göre yediriyorum birilerine. Aptal yerine koyanlar oluyor kendince. Yaptığımız iş ile dünyayı kurtarmıyoruz; ama sistem bir gün daha düzgün işlesin diye çarkların...

Hayallerimizi Satmadık Ya...

     Ellerim cebimde gökyüzüne bakarak Gayrettepe'ye doğru yürüyorum. Mesai bitmiş, her Cuma olduğu gibi güzel bir gün sonuna tanıklık ediyorum.  Pilav üstü tavuk, sıcak simit, kestane kebap derken iştahım açılmış. Tezgah başında umut satıyorlar bize, içimizi ısıtan sohbet var Aralık soğuğunda. Değişmez bu hayat; çabalamadan, düşmeden, kalkmadan, hayal kurmadan, düş kırıklığı yaşamadan... Zabıtadan kaçıyor midyeci çocuk, yağmur serpiştiriyor üzerimize bulutlar ve mendil satan küçük kız gülümsüyor yüzünüze elleri titremesine rağmen. "Abi alır mısın bir tane, ne olur be abi alsana bir tane. Çok açım."           Alışveriş merkezleri Noel moduna girmiş bile. Vitrinler ışıl ışıl, sevindirin kocanızı bu kış. Kırmızı ipek külotlar gecenizi ısıtsın. Çocukları da unutmayın; bir oyuncak tren ne de güzel olurdu değil mi? Bu nasıl bir rutin hayattır arkadaş. Aynı sokaklardan gidiyoruz evimize, işimize. Servis şoförü evinize beş dakika erken bırakma...

Kariyer Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar...

   Bugün karamsar bir yazı yazmak yerine üniversiteyi bitirdiğim günden bu yana gelişen kariyerimin muhasebesini yapmaya karar verdim. 18 yaşıma kadar en büyük hayalim bir futbolcu olmaktı. Kendimle ilgili olumlu cümleler kurmayı sevmem ama izleyenler iyi bir sol ayağım olduğunu söylüyordu. Gel gör ki bizim takımın hocasında yetenek kavramı çok başkaydı. İyi yaptığımız bir şeye aferin demektense daha iyi olabilirdi diyerek; kendince bizim götümüzü kaldırmamayı yeğliyordu. Futbolcu olup ne yapacaksınız, zaten olamazsanız. O yüzden okuyun veya çalışın da bir baltaya sap olun diyebilecek kadar da açık sözlü bir insandı sağ olsun. Bugün sahip olduğum kariyerden dolayı her sabah kulaklarını çınlatırım.        Aynı şekilde şüpheci ve hayatın ona hiç adil davranmadığını düşünen babam. O adaleti kendi oğluna da çok görmüştür. 13 yaşında bir çocuğun "baba bugün nasıldım, iyi oynadım mı" sorusuna hassiktir oradan sen de buna futbol mu diyorsun. Biz sizin yaşını...

Pazartesi Sendromundan Önce...

     Pazartesi sendromuna sayılı saatler kala bu gece yatmadan kendimi psikolojik olarak rahatlatmaya karar verdim. Bana son iki buçuk yılda eşsiz deneyimler katan;  arkasından konuştuklarımın yüzüne gülerek gerçekleri söylemeyi, hayallerimi korkmadan anlatmayı, her zaman önce kendimle alay etmeyi, sabretmeyi, değişmeyen dünyanın şerefine kadeh kaldırmayı öğreten insanlara teşekkürü bir borç biliyorum.        Her pazar sabahı mutlu bir şekilde uyanıyorum. Fotoğraf albümüne bakıp geçmişi yad ediyorum. Hayırsız, gamsız, büyüklerimi arayıp sormayan birisi olarak onları gizliden gizliye sevip güzel günlere özlem duyuyorum. Sokaklara karışıp mutlu insanların saadet tablosunu izliyorum. Yeni yeni yürüyen çocukların tökezlemesi, peltek peltek konuşan bebeklerin çıkardığı ilginç sesler, bebek arabasını iten centilmen babalar, terleyen çocuğunun sırtına havlu sokan anneler... Hayata devam ediyoruz. Geçmişe özlem duyuyoruz, bugünü şikayet ediyoruz, ge...

FİDEL...

Resim
    Ne ilginç değil mi? Büyük çınarların birer birer devrildiğini gören bir jenerasyonuz. Kahramanların, büyük şairlerin, usta tiyatrocuların, dürüst kalmaya çalışan insanların yani o güzelim insanların beyaz atlarına binip çekip gitmelerini izlemek zorundayız.       Sade ve sıradan insanların yaşantısı, erdemli bir yaşam mücadelesi, aza kanaat etmek, küçük şeylerden mutlu olabilmek, ümit etmek, hayal kurmak, düşüncelerini özgürce ifade edebilmek... 21. yüzyılda demokrasinin ileri olduğunun söylendiği bir dönemde bu saydıklarımın hepsi bedava ama bir o kadar da zor bulunuyor. Liseye yeni başladığımda Jack London'ın Demir Ökçe kitabı ile başladı içimdeki isyanın farkına varmam. Sessiz ve derinden. Okuyarak, düşünerek, dinleyerek, izleyerek gelişti. Bıyıklarımız çıkmaya başladığında bize fikrimizi sormaya başladılar.           Herkesin fikrine saygı duyuyorum. Farklı renklerin bir araya gelerek gök kuşağı oluşturduğu bi...

Öğretmenim...

Resim
        Bazen düşünüyorum da özel günler da olmasa insanlar birbirinin kıymetini bilmeyecek. 24 Kasım öğretmenler günü misal. Hani hep karamsar yazıyorsun diyorlar ya. Bugün çocukluğumu anmak istedim. Belki yazarken tekrar tekrar yaşarım o güzel günleri. Okul hayatım çok küçükken başladı. Henüz 4 yaşımda kreşe gitmeye başlamıştım. Sonrasında ana sınıfı ve ilk okul macerası.        Yıllarca çocuk aklımızla üzerimize giydiğimiz mavi önlüğü eleştirdik. Özgürlüğümüze ket vuruyordu. Çocuk aklı işte, özgürlüğün kıyafette değil fikir de olduğunu birazcık daha büyüyünce anlayacaktık. Fakirliğin cips alamamak değil, soğuk kış gününde bez ayakkabı ile kilometrelerce yürünen okul yolunda olduğunu öğrenecektik. Kısacık teneffüs molalarında el ele tutuşarak mutlu olduğumuz, bir kavga ile başlayan dostlukların bir başka kavga ile sona erdiği dönemlerdi. En büyük cesaret sabahın köründe yüzlerce kişinin önüne çıkıp şaşırmadan andımızı okuyabilmekti. Söyled...

Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter...

        Şairlerin şiirler yazdığı, aşıkların yağmurlar altında ıslandığı, Beşiktaş iskelesinde sevgililerin beklendiği, güler yüzlü çocukların anne öpücüğüyle okula uğurlandığı bir günde her sabah aynı günün sabahına uyanmak kadar acı veren bir şey olmasa gerek.         Gayrettepe metrosunda her gün aynı kadın küçücük çocuğunu yorgan altında dilendiriyor. Kartına yazdığı AÇIZ yazısına bakarak geçiyoruz önünden. İnsanların yüzüne bakamayacak kadar ümidi kesmiş hayattan. Sadece önüne bakıp, ekmek parasını toplamanın derdinde. Hee bir de banka hesabında bizden çok para olan dilenci hikayeleri var. Eskiden Uğur Dündar'ın haber bültenlerinde çıkardı.  İstanbul Emniyeti ya köklerini kazıdı ya da Dilenciler TV'lerle anlaştı. Artık ekmeğini taştan çıkaranları ifşa etmiyorlar.            Sıradan ve vasat bir hayatın ötesine nasıl geçebiliriz diye düşünüyorum sürekli. Başımı yastığa nasıl daha rahat koyabili...

Özgürlük Yolunda...

Resim
Yıllardır içimde hep uzaklara gitme isteği. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düştü ya bir kere. Çıkmak bilmiyor işte. Evimden kilometrelerce uzakta okumak istedim. Tercihlerimin hiç biri İstanbul değildi. Acısıyla, tatlısıyla, parasızlığıyla, gelecek kaygısıyla dört yıl geride kaldı. Usulcana ayrıldığım evime aynı şekilde geri döndüm. Kafamda deli sorular. İzlediğim yüzlerce film, okuduğum bini aşkın kitap, altını çizdiğim sayısız cümleler, hayalini kurduğum onca an... Omuzlarımda taşıyamayacağım bir yükün altında her geçen gün eziliyorum. Diplomayı alıp, takım elbiseyi giydikten sonra hiç çıkamayacağım bir kafesin içine hapsoldum sanki.  Arada heyheylenip yalnız kalmak istiyorum. İşe gitmesem ne olur mesela. Fakat gel gör ki; işe 5 dakika geç kalsan bunu gizli gizli aklına kazıyıp ilk fırsatta yüzüne çarpan insanlar var etrafında. Kafamı dağıtmak için alıp başımı gidemediğimden Into the Wild filmini bilmem kaçıncı kez izleyeyim dedim. Eğer perşembe günü izleseydim Cuma günü işe g...

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olduk...

          Ne zamandır siyaset ve ekonomi ile ilgili yazmadığımı fark ettim. Ne yalan söyleyeyim hiç de içimden gelmiyordu. Üniversiteye başladığım yıllarda her gün köşe yazılarını, makaleleri okurdum. Beğendiğim yazılarI keser, bir kitabın arasında saklardım. Çeşitli bloglara makaleler gönderirdim. Sonra okul bitti. Adam Smith ile J.M.Keynes'i okul sıralarında bırakıp, dolar aşağı dolar yukarı moduna girdik.            Koca koca kariyerli adamların ekonominin temel bilgilerini bile bilmediğini görünce bunca yıl neden okudum, niçin okudum? Bunu izahata gerek yok. Oku dediler okudum... Ucuz parayı müşterilere satan bankacının paranın kaynağını sorgulamaması, o parayı talep eden tüketicinin ödemeyi nasıl yapacağını bilmemesi. Koskoca İstanbul'da 1 milyon konut fazlasına rağmen düşmeyen ev fiyatları, köklü holdinglerin bile boş buldukları arsalara lüks konutlar yapıp AVM'ler açtığı ülkemde politikacılar çıkıp vay efendim şöyle büy...