Kayıtlar

Mart, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Hayal, Bir Dize, Gelsin bu hikaye hepinize...

Resim
         İstanbul, her gün  kulağımıza fısıldanan; kimilerinin mutlu sonla bitip, kimilerinden ders çıkardığımız hikayelerin şehri. Benim hikayem bu şehrin neresine kazınmış diye sorarsanız, henüz yazmaya başladım derim. Bir hayal, bir ümit yapılacak listesi de bir o kadar kalabalık. Bu yazıyı hayatımın ta kendisi olan kitaplara, onları yazan koca yüreklere ve etkisi bir ömür dinmeyecek mısralara ayırıyorum.          Murakami'nin kitaplarını okurken aldığım hazzı anlatamam, Sabahattin Ali döneminin yazarları gibi değil, her daim ruhumuza hitap ediyor. Değişmeyen hikayelerimizi öyle güzel almış ki kaleme. Ondan 50 yıl önce Jack London tüm dünyaya yayınlamış yaşam manifestosunu. Küçücük bir çocuğun dünyasını Mauro Vasconcelos'tan daha iyi kim anlatabilir. Peki Ortadoğu'nun sıcak kumlarında yatan hüzünlü hikayeleri nakış nakış işleyen Khaled Hosseini'ye ne demeli. Ergenliğe girerken gencecik yüreğimde bir isyan ateşi yaktım. Avuc...

Kendime Yeni Bir Ben Lazım...

Resim
     Sertab Erener arkamda bıraktığım koskoca bir yılı 4 dakikalık bir şarkı ile ne kadar da güzel anlatmış. Yeni bir aşk, yeni bir iş yine  gülecek bir neden lazım. Kısacası kendime yeni bir ben lazım. Bir çalar saat sesi ile başlayan güne kocaman gülümseyemiyorum belki ama. Kravatımı sıkı sıkı boynuma dolarken aynada yamuk dişlerime gözüm takılmıyor değil. Elimde kitabımla metroya yürürken hayal kurmaya ve parmaklarımı şıklatarak ritim tutmaya devam ediyorum.      Okuyacağım yüzlerce kitap, kat edeceğim kilometrelerce yol, tanıyacağım nice insanlar, düşündürmeye sevk edecek onlarca film ve peşinden koşacağım hayallerim var. Stresten kıvranırken her şey yolunda diye kendimi teskin etmeye devam edeceğim. Kardeşim ben farkında olmadan büyümeye devam ederken, saçlarım beyazlaşıyor ve ben gün geçtikçe daha da mı olgunlaşıyorum ne! Kendimi hep gülümserken hatırlıyorum. Sanırım iş stresi ve gelecek kaygısı beni de biraz olsun asık suratlı bulldog köpe...

Hepimiz bir gün birilerinin anılarında yerimizi alacağız...

       Yine bir boş sayfaya bakarken buluyorum kendimi. Kitapların biri gidiyor biri geliyor. Altı çizilecek o kadar çok kelime var ki; her geçen gün daha da mı anlam kazanıyorlar ne? Bu arada her sabah metroda insanlar alemini gözlemlemeye de devam ediyorum. Sabahın köründe bir çalar saat sesi ile uyanan insanlar neden koşarak giderler işlerine akıl sır ermiyor.           Bir hayale tutunmak isterken her geçen gün başkaları giriyor rüyama. Şu hayatta mutluluktan başka paylaşacak neyim var ki diye soruyorum kendime. İzel -Çelik - Ercan'ın beraber olduğu yıllara dönsek , Grup Vitamin ile güne neşeyle uyansak keşke. Anneannem bahçede çiçeklerine özenle bakardı o yıllarda, dedemin omzundan toplardık dallardaki meyveleri. İlker ile aynı divanda yan yana yatardık. Yorgan altı kıkırdardık, sofrada kahkahalar atardık.        26 yaşıma  bir hafta kala ölüm bir kez daha geldi aklıma. Kendime verdiğim sözler asıl...

Babam Gibi Olmayacağım...

Bir akşam arkadaşlarla geldik bir araya. İçimdeki mandıra filozofu başladı konuşmaya. 25. yaşımızı da deviriyoruz beyler, ömrümüzün üçte birini tükettik. Elde ne var. Merak etmeyin bir araya gelip iş kuralım demeyeceğim her zaman ki gibi. Ama siz de aynı şeyi hissetmiyor musunuz? Özel olmak mesela. Babalarımızın evlatlarıyız bunu inkar etmiyorum. Fakat hayal kurmanın da ötesine geçmemizin vakti geldi de geçiyor. Ben artık sıkıldım bir şeyleri yarına ertelemekten.  Babalarımız borçlanıp ev alalım diyor. Kazık çakmaya gelmedik bu dünyaya. Tek isteğimiz bir yuvamız olsun, hep beraber olalım öyle değil mi? Bilmiyorum ya sonunu kestiremiyorum. Bir kıza ümit vermektense, kendi yolumda yalnız başıma ilerlerim daha iyi mi diyorsunuz?  Sizce de babalarımız tarafından azat edilmemizin vakti gelmedi mi? Evet vefa borcumuzu bir ömür boyu ödeyemeyeceğiz. Ama bu onların istedikleri adam olacağımız anlamına gelmiyor. Biz onların hikayelerinde figüran olmak zorunda değiliz. Neden kendi ...