Kayıtlar

Ağustos, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Küçük Prens'in İzinden...

      Bir Cuma günü daha insanlar şirketten koşarak kaçarken; ben siniri, stresi, kariyeri, gelecek planlarını, yarım kalmış işleri masamın kenarına bırakıp ağır adımlarla çıkıyorum. İstanbul; akşama doğru yorgun, evine gitmenin derdinde, bir bar taburesinde sarhoş olmak niyetinde, hayatını yoluna koyma düşüncesinde...       Düşünüyorum da hangi ara büyüdün be çocuk diye soruyorum kendime. Hani babam beni omzuna alıp ilk kez stada maç izlemeye götürdüğünde kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Keşke o gün omzuna aldığı gibi büyürken de zor zamanlarımda elini omzuma atsaydı. Annem beni okula ilk bıraktığı gün çok ağlamıştım. Çocukça oyunlarımızla mutluyduk halbuki. Bir çokoprens için kavga ettiğim çocuklarla,  bir kutu kolayı 5 kez çevirirdik aramızda. Borç vermek yoktu lügatımızda. Karşılıksız bölüşmek vardı. Benim param yoktu mesela bizim paramız vardı. Bir cep dolusu alınan sakızlar vardı. 3 korner bir penaltıydı ama 3 yanlış bir doğruyu götürm...

Kuş Ölür, Sen Uçuşu Hatırla...

Resim
      Aklımı kurcalayan şeyleri koydum önüme. Hayatın bir anlamı olmalı. Zaman akıp gidiyor; ne dur demek geliyor içimden ne de bir an önce yaşansın ve bitsin bu hayat. İki kere iki dört ediyordu hayatta, ben kağıda cevabı beş yazıp verdim hocaya. Gidiş yoluna puan vermiyorlardı. Hep bir başkasının şiirlerini okuyarak öğrettiler hayatı. Ben kendi şiirimle ayakta durmak istedim. Yanlış ekolu seçmişim tahtada tek ayak üstü cezaya kaldım hep.           Sen olmadan pastanın üzerine bir mum daha koyacağız İlker. Kendimle her baş başa kaldığımda seni koyuyorum karşıma. Bir sözüm vardı tutamadığım. Beraber çıkacağımız bir yolculuk vardı. Sen fotoğraflarını çekecektin, ben hikayesini yazacaktım. Yine üç günlük dünya derdine düştüm erteledim planlarımızı. Sen o yolculuğa tek başına çıktın. İnsan sevdiklerini kaybedince öğreniyormuş sözlerini tutmayı. Ben dersimi acı da olsa aldım İlker. Mesela kendime sözler verdim senin yokluğunda. Hani o dünya...

Herkes köşesini kapmış; iyi ama ben nasıl büyük adam olucam...

       26 yaşında yalnızlık üzerine master yapan, bankaya ve kredi yurtlar kurumuna borcunu ödemekle mükellef, futbolculuk hayalleri suya düştükten sonra Alice Harikalar diyarında bir yer edinmenin derdine düşmüş, ipiyle kuşağı sikiyle taşağı geçinip giden bir insan evladıyım.  Evet eğer Türk Dil Kurumu sözlüğünde karşılığım olsaydı muhtemelen böyle olurdu.        Bugün kendimi eleştirmek istiyorum. Mesela yaptığım işten bu kadar nefret ederken nasıl oluyor da elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. İnsanlara kendimi sevdirmeyi başarabiliyorum. Babamın miras olarak bırakacağı bir şeyi olmadığı için anca; ele muhtaç olma, çok çalış gerisini düşünme nasihatını verebildi. O gün bugün mal gibi çalışıyorum.      Bugüne kadar çalıştığım yerlerde ücret konusunda hiç pazarlık yapamadım. Terfi dönemlerinde insanlar yöneticileri ile olan ilişkilerini düzeltirken ben Yaşar Usta gibi gittim posta koydum. Kariyer 20. yüzyı...

Mutlu Kentler, Yoksul Hayaller...

Resim
         Evet benim hayal kurarken yorulduğum bir gerçek. İşte o vakit önüme gelen ilk bank köşesine kurulur manzarayı seyre dalarım. Italo Calvino " Görünmez Kentler" kitabında hayalindeki yeri görünmeyen kentler olarak anlattı. Belki de özünde Venedik'i anlatmak istedi ama biz anlamadık. Sonra kitabı bitirip kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara beni farklı dünyaları götürdü.             Ne hayaller kurup da gelenler var öyle değil mi? Dile kolay yaklaşık 15 milyon insan yaşıyor. Deniz kenarında huzur bulanı da var, Kuzguncuğun dik yokuşlarını inip çıkarken kan ter içinde kalanlar da. Taksim'in dar sokaklarında insan seline kapılan da var, o insan selinin arasında mendil satan küçük kızı fark eden de. Bir ağacın gölgesinde huzur bulanı da var, bir ağacın gölgesine sığınıp kalacak bir yeri olmayan da. Beyaz gömleği , caf caflı takım elbisesi ile işine gidenler de var; atanamadığı için öğretmenlik yerine part time olarak ...

Sol Ayağım...

Resim
       Başlığa aldanıp acıklı bir başarı hikayesi anlatacağımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Christy Brown gibi sol ayağım ile dünyayı değiştirmedim. Alt tarafı önüme gelen toplara gelişine güzelce yapıştırdım. Bir zamanlar beraber aynı formayı terlettiğim arkadaşlarım geldi aklıma. Bugün onlar için yazayım dedim. Ekonomide Nassim Taleb'in ortaya attığı bir terim vardır Siyah Kuğu diye. Öngürülemeyen ve birden meydana gelen olaylar için kullanılır. İşte bizim hikayemiz Siyah Kuğu olamayışımızdır. Semtin dört bir yanında futbolcu olma hayallerini sahanın kenarına bırakmış dostlarımı görüyorum. Çocukken olduğu gibi çakmak çakmak bakmıyor gözlerimiz. Her bir araya gelişimizde kör talihimize küfredip, şansın neden bizim yüzümüze gülmediğinden dert yanıyoruz. Ama en sonunda arkamızda bıraktığımız onca güzel anıyı yad edip, kahkahalara boğuluyoruz.         Kime sorsanız gençliğinde çok iyi bir futbolcu olduğunu söyler ki; bana da sorarsan...