Kuş Ölür, Sen Uçuşu Hatırla...

      Aklımı kurcalayan şeyleri koydum önüme. Hayatın bir anlamı olmalı. Zaman akıp gidiyor; ne dur demek geliyor içimden ne de bir an önce yaşansın ve bitsin bu hayat. İki kere iki dört ediyordu hayatta, ben kağıda cevabı beş yazıp verdim hocaya. Gidiş yoluna puan vermiyorlardı. Hep bir başkasının şiirlerini okuyarak öğrettiler hayatı. Ben kendi şiirimle ayakta durmak istedim. Yanlış ekolu seçmişim tahtada tek ayak üstü cezaya kaldım hep. 

         Sen olmadan pastanın üzerine bir mum daha koyacağız İlker. Kendimle her baş başa kaldığımda seni koyuyorum karşıma. Bir sözüm vardı tutamadığım. Beraber çıkacağımız bir yolculuk vardı. Sen fotoğraflarını çekecektin, ben hikayesini yazacaktım. Yine üç günlük dünya derdine düştüm erteledim planlarımızı. Sen o yolculuğa tek başına çıktın. İnsan sevdiklerini kaybedince öğreniyormuş sözlerini tutmayı. Ben dersimi acı da olsa aldım İlker. Mesela kendime sözler verdim senin yokluğunda. Hani o dünya malına üç kuruş borçlandım ya. Yeni yıla Yaşar usta gibi gireceğim. Karnı tok,sırtı pek. Çok afilli bir istifa mektubu yazdım aylar öncesinden. Üzerinde vereceğim tarih bile yazıyor. Saçma geliyor bazen yaptıklarım ama insanın kendine verdiği sözleri tutması kadar güzel bir şey olabilir mi bilmiyorum. 

        Bu yaşıma kadar annem ne dediyse hep tam tersini yaptım. Yaramaz bir çocuk olduğumdan değil, sırf annem ben demiştim desin diye. Bir annenin haklı çıkması ve bir çocuğun kendi yanlışlarıyla doğruyu bulması kadar güzel bir şey var mı? Kendimi hiç bir zaman büyük beklentiler içine sokmadım. Babası kim ki oğlu ne olsun diyenler olmadı değil. Hayattaki tezatlıkları çok önceleri gördük maalesef İlker. Okumamış bir baba bize hep çok para kazanmayı öğütledi. Bir başkasının babası da aptal oğlunun eline parayı verip nasıl çarçur ettiğini izledi. Kimse bize iç huzuru, mutluluğu nasıl elde edeceğimizi öğütlemedi. Ahmet Nazif Zorlu olmak ile sıradan bir aile babası olmanın arasındaki fark neydi mesela. Hepimiz aynı gökyüzü altında bir günü daha görebilmenin mücadelesini vermiyor muyuz? 

        
     Yarın sabah ne getirecek bilmiyorum. Ama ben masaya yaşama sevincimi koydum İlker. Çocukluğumu, seninle beraber kurduğumuz hayalleri koydum. Ne yapmak istiyorum, kim olmak istiyorum içimdeki Murat'ı koydum. Kimi sevmediğimi biliyorum ama hala kimi sevdiğimi bilmiyorum; ben onları da koydum. Annemin hayır duasını, babamın beni okutup buraya kadar getirdiği alın terini koydum. Raflara sığmayan kitaplarımı koydum. İster istemez kalbini kırdığım insanlar olmuştur onların âhını koydum. Bilirsin çok çabuk isyan ederim, ben ne olur ne olmaz masaya haykırışlarımı da koydum. Bugüne kadar yazdığım yazıları, şiirleri koydum, daha da yazarım diye kağıdı kalemi koydum.  Masanın etrafına sandalyeler koydum. Biz geniş aileyiz olur ya bir gün yine ma aile aynı masanın etrafında otururuz. Ben o yüzden en güzel temennilerimi koydum. Bir eksik var biliyorsun değil mi? Ah be İlker yoksun işte ne yaparsın.  Yokluğunu hissetmeyelim diye ben o masanın baş köşesine senin resmini koydum.  İyi ki doğdun, iyi ki ailemizin bir üyesi oldun. Sen özgür bir adamdın. Dayanamadın güvercin oldun uçtun.... Ne diyordu şair: " Kuş ölür, sen uçuşu hatırla." İşte ölen bir kuş, uçuşu unutmamayı öğütledi bana. 
             

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nasıl Olunmaz?

Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları!

Neyse Neyse...