Kayıtlar

Nisan, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Plaza tipi Mandıra Filozofu

   Sabah sekiz... Telefon çalmaya başlıyor ve nedense telefonu Devekuşu Kabare'deki repliği söyleyerek açasım geliyor. "Alo Galaksi Taksi, taksi yokkk". Üzerimde çok büyük emekleri olup, küçük yaşta hayallerimi siken hocam, bugün beni görse kendi ile gurur duyardı diye düşünüyorum. Tam para kazanmaya başlıyorum, kariyer fırsatı çıkıyor karşıma işten güçten soğuyorum. Para kazanmak bana göre değil diyorum. Bir kız ile tanışıyorum ya da ne hikmetse bir kız benden hoşlanıyor. Ulan diyorum acaba doğru zaman mı diyorum? Bir bakmışım ya ben kızdan soğuyorum ya da kızı kendimden uzaklaştırıyorum. Oy verdiğim parti iktidara gelsin! Kahrolsun faşizm, yaşasın ezilen hakların kardeşliği diye bağırasım geliyor. Ki henüz oy verdiğim parti bırakın iktidar olmayı belediye seçimlerini bile kazanamadı. Muhalefet kalmayı seviyoruz napalım :)        Komşulara göre arkadaşlığı ilişkiye çevirip evlenmeliymişim? Ulan finansçı adamın da seçeneği kısıtlı. Ya bankacı, ya dene...

Hit Em Up...

    Bu aralar iş hayatını eleştiren bir yazı yazmadığımın farkına vardım. Terfimi aldın lan yoksa, maaşa zam mı geldi gibi sorular gelmesin aklınıza? Öyle üç kuruşa sistem eleştirisini bırakacak yavşaklığa erişmedim daha :)       Geriye dönüp muhasebesini yaptım geçen yılların. Üniversiteden mezun olduktan sonra kendimce kalifiyeli bir mezundum. Akıcı olmasa da bir yabancı dilim, iyi bir lisans ortalamam, referanslarım, stajlarım ve her şeyden önemlisi kendimi iyi yetiştirdiğime dair inancım vardı. Fakat girdiğim onca iş görüşmesinde değiştiremeyeceğim şeyler yüzünden elenmek zorunda kalmıştım. Misal 22 yaşında yeni bir mezun kişinin hem aranılan iş tecrübesine sahip olması hem de askerliğini yapmış olması gibi. Ya da Türkiye'nin sayılı üniversitelerinden mezun olamadığı için ikinci veya üçüncü tercih olması gibi. Hayatın gerçeklerini ne kadar erken kabullenirsen yarışın başında kaybettiğin mesafeyi o kadar çabuk eritirsin.      ...

17 NİSAN SABAHI...

   17 Nisan sabahını bekliyoruz aylardır. Yine bir siyasi süreç sonucunda insanlarımızı kutuplaştırmayı başardık. Akrabalar, arkadaşlar, aileler birbirlerine düştüler. Birbirimizin gerçek yüzlerini mi gördük? Ne dersiniz? Şu kısacık ömrümde en büyük gayem mantıklı ve makul birisi olmaktı. Her fikri dinlemek, her ideolojiyi okumak, aşırıya kaçmadan kibire bulaşmadan yaşamak. Fakirin halinden, zenginin vizyonundan anlamak.  İktidarı eleştirmek, muhalefeti geliştirmek. Tüm bunları alınmadan, gücenmeden, kırmadan, gülerek, kimi zaman sinirlenerek ama her şeyin sonunda kaldığım yerden devam ederek yapmak istedim. Gelinen noktada anlıyorum ki Mevlana haklıymış. "Sen ne kadar bilirsen bil, senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır."           Politikacılar konuşuyor bizlere, bizler her seçim günü oy kullanıyoruz ama seçemiyoruz. Medya doğru ya da yanlışı değil, anlaşılmayanı bildiriyor. Okullarda verilen eğitim insanlığı değil, modern köleliği...

Kuzguncuk Müdavimleri

     Bu akşam karamsar yazmayacağım, üzerimde bir gevşeklik hissediyorum. Siyasi bir yazı yazsam mı diye düşündüm. Lakin arkadaş memleketi kurtaramayacağımı 23 yaşımda fişlenerek anlamıştım. Ailemin de dediği gibi her şeyin fazlası zarar. Çok okuduğum için kafam karışmış. Sıradan bir vatandaş olarak her siyasi görüşü yerdiğim için, genel de bu tür tartışmalarda kimse benden taraf olmuyor. Yani bertaraf olmaya mahkumuz. Ekonomi yazayım dedim ama ondan da elimi ayağımı çektim artık. Oturup da insanlara ekonomik büyüme ile kalkınma arasındaki farkı mı anlatayım. Döviz kuru politikası, cari açık, katma değer olmadan yapılan üretim, işsizlik vesaire.       İşin ilginci cahil kalsak insanlar alay eder. Çok okuduk diye görgüsüz muamelesi görüyoruz. Ulan okuduk da ne oldu? SGK prim günlerimi sayıp emekli olacağım günü hesaplıyorum. Emekli ikramiyesi ile sahil kasabasındaki ev fiyatlarını takip ediyorum şimdiden. Önümüzdeki 30 yıl için forward yapıp alacağım k...

Donnie Darko gibi Hayatın Anlamını Ararken...

    Meydan ana-baba günü. Yürüyen merdivene binebilmek için 3 dakika bekliyorum. Bir elim cebimde, öbür elimde kitap. Kalabalığa bakıyorum. Bu kadar insanın içinde ruh öküzümü bulabilir miyim diye? Eskiden başım eğik yürür, hayal kurardım. Kendi kendime gülerdim, ki bazen kahkaha attığım olurdu. İnsanlar bu çocuk deli mi diye söylenir geçerdi yanımdan.        Artık her insanın yüzüne bakarak yürüyorum. Misal tahmini 25 yaşında genç bir anne önümde yürüyor. Bebek arabasını ittiriyor. Benim arkadaşlarımdan neyim eksik demiş evlenmiş. Yetmemiş bir de çocuk yapmış. Acele ediyor. Bir eli telefonda seri şekilde like'lıyor fotoları. Önceleri kına (henna night), gelinlik, düğün, balayı fotoğrafları paylaşılıyordu. Şimdi doğum, ilk diş, ilk yaş fotoğrafları. Hımm bakalım hangimiz daha mutluyuz.         Ritimli bir şekilde topuklu ayakkabıları ile yürüyen tipik bir bankacı radarıma giriyor şimdi. Aklıma birden Bahar Candan geliyor. ...