Kayıtlar

Ekim, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Pazar Günü Düşünceleri...

    29 Ekim Cumhuriyet bayramı ile ilgili haberleri, programları izliyorum. Sokaklara asılan bayraklara, yapılan etkinliklere bakıyorum. Aşikar olan bir şey var. Zoraki yapıldığı ortada. Örneğin Kuzguncuk'ta sokakları süsleyen Kuzguncuklular Derneği'ydi. Belediye'den olandan bitenden haberi. Eskiden okullarda tatlı bir telaş olurdu. Okulların bando takımları sokaklarda yürür, halk onları bayraklar sallayarak selamlardı.         Bugün iktidar FETÖ hüsranı ve açılım süreci fiyaskosundan sonra sığınılabilecek en güvenli liman olan Atatürk'e sığınmak zorunda kaldı. Birlik mesajı, güçlüyüz mesajı, dış mihraklar, milli egemenlik falan filan. Gazeteler ve haberler 29 Ekim coşku ile kutlanıyor manşetleri ile süslü. Hayat ne tuhaf öyle değil mi? Şu an elimde Yılmaz Özdil'in son çıkan kitabı "Sen Kimsin" var. Yılmaz Özdil'in köşe yazılarını üniversitede iken satırı satırına okurdum. Son 3 yıldır nadiren ayda yılda bir okurum. Çıkan her kitabı kitaplığımda ...

Mahsur Kalmış Hayat...

    Bir Perşembe akşamı haftasonu tatiline 24 saat kala sevdiğim şairlerin resimlerine bakarak bu satırları yazıyorum. Düzenli aralıklarla yaşadığım bunalım sürecinin içerisindeyim. Yolda yürürken kaldırım taşlarına üçer üçer basıyor, metroda bilerek tam ortaya oturup insanların beni sıkıştırmasına müsaade ediyor, ders çalışmadan önce ikilem yaşayıp; önce ders mi çalışsam yoksa mastürbasyon mu yapsam diye düşünüp nefsime mağlup oluyorum.      Hayatı ıskaladığımın maalesef farkındayım. Tıpkı bir beyzbol oyuncusu gibi hayatı ıskaladığım her gün için küfür ediyorum. Çevremdeki insanların benim hakkımdaki düşüncelerinin de farkındayım. Kimileri bu aralar benim için eminim küfürbaz diyordur, kimileri umutsuz bir romantik olduğumu düşünüyordur, iş arkadaşlarım çalışırken agresif ve karamsar olduğumdan emindirler. Çünkü "Hayat mı lan bu" repliği ile güne başlayıp günü bitiriyorum.     Babam sanırsam artık akışına bıraktı. Hâlâ bir araya gelip g...

TO DO LIST...

Eminim ki hepimizin 30 yaşına gelmeden önce  bir to do list'i ( yapılacaklar listesi) vardır. Hayatı akışına bırakamayacak kadar berrak bir hayatımız olmadığına göre, yeni doğan her gün serengeti ormanlarındaki aç aslan sürüsü gibi bir hedefin peşinden koşmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Daha az ile yetinip, sade bir yaşantıya elbette sahip olabiliriz.  Çevremden farklı tepkiler almaya başladım. Hiçbir zaman popüler, karizmatik, sözüne itibar edilen birisi olmaya çalışmadım. Zaten istesem de öyle olabilecek donanıma da sahip değilim. Hem dış görünüş olarak, hem de düşünce dünyası olarak. Misal kimileri neden bu kadar karamsar cümleler kuruyorsun diyorlar. Bunu diyenler ununu eleyip eleğini asmış ev hanımları ve şirkette benim yöneticim olan maddi açıdan rahatlamış insanlar. Neden argo ve küfür kullandığımı soranlar da oluyor. Can Yücel'e sığınıyorum. "Bu kadar orospu çocuğunu küfürsüz nasıl anlatayım" ya da "Çok küfür ediyormuşum ne yapayım hayatımı sik...