Mahsur Kalmış Hayat...

    Bir Perşembe akşamı haftasonu tatiline 24 saat kala sevdiğim şairlerin resimlerine bakarak bu satırları yazıyorum. Düzenli aralıklarla yaşadığım bunalım sürecinin içerisindeyim. Yolda yürürken kaldırım taşlarına üçer üçer basıyor, metroda bilerek tam ortaya oturup insanların beni sıkıştırmasına müsaade ediyor, ders çalışmadan önce ikilem yaşayıp; önce ders mi çalışsam yoksa mastürbasyon mu yapsam diye düşünüp nefsime mağlup oluyorum. 

    Hayatı ıskaladığımın maalesef farkındayım. Tıpkı bir beyzbol oyuncusu gibi hayatı ıskaladığım her gün için küfür ediyorum. Çevremdeki insanların benim hakkımdaki düşüncelerinin de farkındayım. Kimileri bu aralar benim için eminim küfürbaz diyordur, kimileri umutsuz bir romantik olduğumu düşünüyordur, iş arkadaşlarım çalışırken agresif ve karamsar olduğumdan emindirler. Çünkü "Hayat mı lan bu" repliği ile güne başlayıp günü bitiriyorum. 

   Babam sanırsam artık akışına bıraktı. Hâlâ bir araya gelip geleceğim hakkında konuşamadık. Sanırım konuyu benim açmamı bekliyor. Bir gün yanına gidip eee Fiko zamanı gelmedi mi sence? Sahi baba olmak nasıl bir duygu düşüncelerini öğrenmek isterim. Mesela 27 yaşında bir oğlun var. Çok fazla kitap okumaktan balataları yaktığını düşünüyorsundur. Ne bileyim kahveye gittiğinde yaşıtların dede olmuş, çocuklarını evlendiriyor. Bekar olanları dünyayı geziyor, dünyayı gezemeyenler eminim pompadan pompaya koşuyordur. E bazı akşamlarda eve sarhoş geliyorlardır. Peki senin oğlun ne yapıyor. Annesinin yaptığı enfes kurabiyeleri çay ile mideye indiriyor. Daha evlenmeden göbek sahibi oldu. Bu işin sonu nereye gidiyor. Çekip kenara konuşmayacak mısın artık? 

    Haa  annemi de unutmadım. Öğrencilik hayatım bitmedi, dersler nasıl gidiyor diye sormaya devam ediyor. İş çıkışı eve vaktinde geldiğimde hayırdır bu akşam mesaiye kalmamışsın diyor. Kariyerim ile ilgili yol haritası çiziyor. Bu kadar işinden şikayet etme, iyi bir kariyerin olacak falan diyor. Doktora yaptıktan sonra akademisyen olabiliyorsan ol diyor. Bir de artık kendine bir çeki düzen ver. Gencecik yaşında yakışıyor mu şu göbek. Bak eşşoğluna eve gelirken de çitozunu patozunu da almış gelmiş. Ne diyeyim ben...

      Kendimi 25 yıllık evliliğini bitirdikten sonra eski karısını unutamayan erkekler gibi hissediyorum. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu duruma nasıl geldim inanın bilmiyorum. Birileri beni incitir diye lise birinci sınıftan beri kimseye aşık olmuyorum. Fakat Bob Marley demiyor muydu: "Hayatta herkes seni incitecek, önemli olan acı çekmeye değer birini bulmak." Evet umutsuz bir romantik mi oldum yoksa. Kilo versem, eskisi gibi aynanın karşısına geçip karın kaslarımı izlesem mutlu olur muyum? Hoşlandığım kızlar fit bir vücut görünümüne tav olurlar mı? Hadi canım sizde? Okuduğum binlerce kitap, entelektüel birikim, mizah anlayışım, müzik ve film kültürüm, gelecek hayallerim, kendim olma çabalarım bunların hiç mi önemi yok ? 

        Kaç yıl oldu yazmaya başlayalı bilmiyorum ama; bu blogda yazdıklarım neredeyse 200.000 kez okunmuş. Diğer yazdıklarımla beraber yarım milyon kez okunmuşum. Ne için? Popüler olmak için mi, en kısa zamanda piyasaya bir kitap sürüp çok satanlar listesine girerek kısa yoldan parayı bulmak için mi? Lanet olası şu küçücük dünyada benimle aynı fikirleri paylaşan insanları bulmak için tüm bu yazdıklarım. Ve yolculuk devam ediyor. Henüz içimi dökebileceğim bir kadınla karşılaşamadım. Çünkü biliyorum Cemal Süreya'nın da dediği gibi: Dökmeye niyetim yok içimi, zor sığdırdım zaten." 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nasıl Olunmaz?

Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları!

Neyse Neyse...