Kayıtlar

Nisan, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Biz Kime Oy Vereceğiz?

Malum ülkenin gündemi erken pardon baskın seçimle çalkalanırken hepimizin aklında aynı soru. Biz kime oy vereceğiz. Parlamenter sistemi terk edip başkanlık sistemine geçtiğimiz için biz hangi partiye oy vereceğimizi değil de hangi kişiye oy vereceğimizi tartışıyoruz. Tek adam rejimini eleştirirken başka birisini onun yerine koymaya çalışıyoruz.  Ekonominin gidişatı pek iyi değil. Yazının asıl konusu ekonomi olmadığı için hiç bu derin mevzulara girmek istemiyorum. Keza sayfalarca yazı yazılabilir. 2001 krizi sonrası yaşanan sürece benzetenler var. Lakin değil. Bugün döviz kurları bu kadar yükselmişken, dış ticaret açığı, cari açık ve özel sektör borcu Cumhuriyet tarihi rekoru kırmışken neden ekonomimiz hala ayakta o zaman diye sorabilirsiniz? Veya madem ekonomiden, eğitim sisteminden, toplumsal düzenden, demokrasi düzeyinden memnun değiliz. Neden halkın buna karşı sesi çıkmıyor? 2002 yılına kadar Türkiye koalisyon hükümetleri tarafından yönetildiği için hiçbir parti böyles...

Belki Bir Gün Siz de Şirinler'i Görebilirsiniz....

Sene 2018, yaş 28, üniversiteden mezun olalı 6 sene, askerden döneli 4 sene olmuş. SGK prim günü ise 1509 gün olmuş. Vay anasını diyor insan kendi kendine. Evimizin okula bitişik olduğu günleri hatırlıyorum. Teneffüs zili ile uyandığım sabahlar olurdu. Yeni güne andımız ile başlardık. Cuma günlerinin en güzel anı ise İstiklal marşını okuduğumuz ve son sözünü uzatarak İstiklalllllll dediğimiz andı.  Şimdi ise saçlarım beyazlamış, seyrekleşmiş, kilo almışım. İş çıkışı koştura koştura spor salonuna gidip zayıflamak için para ödeyen salaklardan biri olmuşum. Koşarken arkamdaki ekranlarda vücut geliştirmeci kaslı erkekleri gösteriyorlar. Yanlarında ideal vücut ölçülerine sahip ve mutlaka bronz tenli bir hatun. Hemen o an bir gaza gelerek ağırlığın altına giriyoruz ama nafile.  Yüksek lisans bitmek üzere iken arada kampüse uğruyorum. Üniversitenin çimlerine uzanmış gençler, banklarda sarılıp öpüşenler, kütüphane de arkasına yaslanıp kitap okuyanlar hepsine özeniyorum. Geçi...

Cam Kenarı Benliğim...

İnsan manzaraları hep ilgimi çekmiştir. Fakat iş hayatına atıldığımız günden beri hep bir yerlere yetişmek zorunda olduğumuzdan dolayı kendimi bir tren yolculuğunda cam kenarında oturan çocuk gibi hissediyorum. Levent metrosu bir labirent gibidir mesela. Yer altında ayrı bir dünya. Elinde cep telefonu ile harıl harıl konuşan beyaz yakalılar, 77 milletten insan, tropikal meyve gibi kokan kadınlar, görme engelli yaşlı amcalar, mendil satan teyzeler, adını bilmediğim üflemeli çalgıları çalan çingene çocuklar... Repertuarları çok geniş değil bu çocukların. Hemen hemen hepsi gün boyu aynı ezgileri çalıyorlar. İzmir marşı ve Edip Akbayram'dan Hasretinle Yandı Gönlüm... Bazı sabahlar o koskoca plazaların arasından yürürken gök kuşağına denk geliyorum. Kış aylarında hava geç aydınlandığı için metro çıkışında güneşin doğuşuna denk geliyorum. Denk gelemediğim tek şey sanırım elinden tutup tamam işte buldum ruh eşimi diyebileceğim bir kız. O da olur zamanı gelince diye düşünüp kendimi...