Cam Kenarı Benliğim...
İnsan manzaraları hep ilgimi çekmiştir. Fakat iş hayatına atıldığımız günden beri hep bir yerlere yetişmek zorunda olduğumuzdan dolayı kendimi bir tren yolculuğunda cam kenarında oturan çocuk gibi hissediyorum. Levent metrosu bir labirent gibidir mesela. Yer altında ayrı bir dünya. Elinde cep telefonu ile harıl harıl konuşan beyaz yakalılar, 77 milletten insan, tropikal meyve gibi kokan kadınlar, görme engelli yaşlı amcalar, mendil satan teyzeler, adını bilmediğim üflemeli çalgıları çalan çingene çocuklar... Repertuarları çok geniş değil bu çocukların. Hemen hemen hepsi gün boyu aynı ezgileri çalıyorlar. İzmir marşı ve Edip Akbayram'dan Hasretinle Yandı Gönlüm...
Bazı sabahlar o koskoca plazaların arasından yürürken gök kuşağına denk geliyorum. Kış aylarında hava geç aydınlandığı için metro çıkışında güneşin doğuşuna denk geliyorum. Denk gelemediğim tek şey sanırım elinden tutup tamam işte buldum ruh eşimi diyebileceğim bir kız. O da olur zamanı gelince diye düşünüp kendimi avutmaya devam ediyorum.
İçimde bir ses durmadan kışkırtıyor beni. Bir geç kalma duygusuna kapıldım gidiyorum. Neye geç kaldığımın da farkında değilim oysa ki. Üniversiteden mezun olalı 6 sene olmuş. Hâlâ daha sabahları koşarak gidebileceğim, kendimi bulabileceğim bir iş bulma derdindeyim. Mutlu değilim diyorum kendi kendime. Aynı anda sevmek ve sevilmek istiyorum. Zamanlama çok önemli. Çünkü karşı cinse ilgi duymaya başladığım günden beri ya tek taraflı sevdim, ya da tek taraflı sevildim. Ya kaçtım ya kovaladım. Matematik dersindeki hız problemleri misali. Halbuki M şehrinden hareket eden kalbim ile X şehrinden hareket eden kalp birbirine doğru gitse ve biz sadece kaç dakika sonra karşılaşacağımızı hesaplasak hayat daha güzel olmaz mıydı? Bilmem yanlış mı düşünüyorum.
Bunca zaman boyunca kendim olabilme ve kendim kalabilme mücadelesi verdim. Gelinen noktada bunu başarabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bir gece işten 12'de çıkmışım. Çocukluğumda beraber büyüdüğüm, beraber aynı mahallenin takımında top koşturduğum bir abimin mesajı beni anlamsız derecede mutlu etti. Ki ben büyüklerimi ve arkadaşlarımı aramak konusunda hayırsız ve gamsız bir insanımdır. Evet şunu anladım ki; her ne kadar kendimi sevdirmek ve ifade etmek konusunda bir çaba sarfetmesem de açık sözlü ve kendim oluşum sayesinde sanırım insanların sevgisini ve saygısını kazanabilmişim.
İnsanların duygularına tercüman olabiliyormuşum yazdıklarımla, her ne kadar özel günlerde mesaj atmasam da akıllarına geliyormuşum. Beni karamsar ve realist düşüncelerimle de kabul edebiliyorlarmış. Güldürüp eğlendirebiliyormuşum onları. Sözümün eri olabiliyormuşum. Açık sözlülüğümle ve yalandan korkmam sebebi ile evet iyi yerlere gelemeyecekmişim ama kendime ait bir yerim olacakmış. Fakat eksiklerim hâlâ varmış. Bir gönül ilişkisinin tarafı olabilmek...
Hayal kurmaktan vazgeçmedim fakat gelecek ile ilgili planlarımı çöpe attım diyebilirim. İyi bir kariyer dediklerinde kime göre olduğunun farkında değilim. O yüzden vicdanım rahat olduğu sürece mevcut işlerimde çalışacağım. İnsanlarla menfaat ilişkisine girmediğim sürece aklımdan geçenleri söylemeye devam edeceğim. Kim ne derse desin geç kalınmış bir şey yok. Sadece yaşanmamış anılar var. O anıların peşinden koşmaya devam edeceğim.
Mutluluk bir varış değilmiş o yüzden yolculuğun keyfini çıkaracağım. Yıllar boyu ilişki yaşadığın insanla yuva kurmak marifet değil, ilişki yaşadığın insanla yıllar boyu sürecek bir yuva kurmak marifetmiş. O yüzden ince eleyip sık dokumaya devam edeceğim. Yani anlayacağınız hayatı kaldığı yerden devam ettireceğim fakat 30'a merdiven dayamışken biraz daha dikkatli yaşayacağım. Birçok hedef koyarsam bir yere varamayacağımı anladım. O yüzden iki temel hedef koydum kendime. Birincisi yolculuğa çıkıp yalnızlığın tadını çıkarmak, ikincisi ise yalnızlığımı yazarak unutmak...
Yorumlar
Yorum Gönder