Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YOL'SU'ZLUK

        Yazının başlığı bana yıllar önce Salih Memecan'ın o meşhur karikatürlerinden birini hatırlatıyor. Öğretmen öğrencilerine soruyor: "Ödediğimiz vergiler bize ne olarak geri döner?" 3 öğrenci teker teker "yol", "su", "sluk" cevabını veriyor. Bu başlıkla beraber bu yazıda bir iktidarı anlamaya çalışacağım.          İktidara geldiği günden bugüne hep geçmiş ile hesaplaşma içinde olan başbakan, her zaman yaptığı icraatlar ile geçmişi kıyasladı. İddialarına cevap veremeyecek olanlara atıfta bulundu. Ama çok şükür tarih her şeyi bir kenara not ediyor. O yüzden soruya soru ile cevap vermeyi yeğlemek lazım. Keşke geçmişe gidebilme imkanımız olsa. İlk mecliste konuşulanları veya yaşananları görebilseydik.            Okumuş eğitimli gençlerini kurtuluş savaşında toprağa gömen Türkiye'yi düşünün, Kurtuluş savaşında vatanın dört bir yanını savunan kahraman Türk askeri ve milletini hatırlayın, elinde avucunda olanı...

Kapitalizmi Anlama(ma)k...

      Kapitalizmi anlama çabamıza devam ediyoruz. İktisadın babası olarak nitelendirilen Adam Smith'den bugüne doğru gelirsek dünya ekonomisi büyük bir kalkınma ve büyüme yaşadı. İşin ilginç tarafı son 20 yılda dünya genelinde Gayri Safi Milli Hasıla dört katlık rekor bir artış sağladı. Daha açık bir şekilde dile getirmek gerekirse Ronald Reagan ile Margaret Thatcher döneminin meşhur liberal politikaları; düşen vergi oranları, teşvikler, indirimler, büyüyen finans sektörü, artan rekabet ve küreselleşme kapitalizmin kasasını doldurdu.         Stephanie Charbbonier'in güzel bir karikatürü vardır. "Hırsızlık dediğin kapitalizmden önce de vardı. Evet ama işletme fakültelerinde okutulmuyordu." Kapitalizmin diğer sistemlerden en büyük farkı kâr yaratma mucizesidir. Eskiden bir ülke ne kadar altın ve değerli maden biriktirebiliyorsa o ölçüde zengindi. Artık bu zenginlik bankacılık sektörü ile destekleniyor.          Neden Sanayi ...

Belki Bir Gün...

Eskiden bir zamandı çok olmadı belki ama bana bir asır gibi. Her erkeğin hayatında keşke dediği kızlar vardır ya benimde oldu sanırsam. Arkadaş muhabbetinde birisi bana laf attığında bende önce ona haddini bildiriyordu. Benim yanımda iken her zaman güler, her zaman mutlu olurdu. Saftık o zamanlar heralde. Aşk, ihtiras, bir anlık zevk aklımızın bir köşesinde yoktu. Gülüyorduk, eğleniyorduk, mutlu olmaya çabalıyorduk tek derdimiz bunları paylaşacak birinin olmasıydı. Çok şey mi istedim diye sordum hep kendi kendime… Arada yanıma  yakışıklı çocuklar gelirdi. Benden tüyo isterlerdi onu tavlamak için. Her ne kadar onu sevsem de tüyoları verirdim çocuklara. Çünkü biliyordum küçük bir tüyo ile ayartılacak kız değildi o. Bu durum içten içe bendeki deli cesaretini de ateşledi. Belki de beni bekliyordur dedim kendi kendime. Neden olmasın. Hani kızların yakışıklı diyemeyip de ama sempatik dedikleri erkekler var ya. İşte o tarife uyanlardan biriydim ben.  Merdivenlerden birine çökt...

Ekonomik Büyümenin Alternatif Maliyeti

         II.Dünya Savaşı'nı izleyen 30 yıl için altın yıllar diyebiliriz. 1970'li yıllardaki OPEC krizi ve ortaya çıkan stagflasyon olgusu aynı zamanda Amerika'nın altın standardı sistemini terk etmesi ile beraber orta sınıf refah dönemi de sona ermiştir.           Günümüzde ülkeler ekonomik verilerde sürdürülebilir büyüme, artan dış ticaret hacmi, döviz rezervi ve düzenli sıcak para girişini sağlayacak politikaların peşinden koşuyor. Adil gelir dağılımı, fırsat eşitliği veya tüketicilerin borç düzeyi ile ilgili herhangi bir iktisatçı veya politikacı elini taşın altına koymuyor. Nasıl olsa ekonomik verileri anlamıyor sıradan vatandaşlar hatta politikacılar bile. Seçim dönemlerindeki çılgın projeler ile balık hafızalı halkın oyları çalınıyor, rakamsal olarak artan milli gelir ile borç stoğu örtbas ediliyor, enflasyon rakamları düşerken hanehalkını sepetine koyduğu gıda alımı azalıyor.             John F....

Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler...

          Pencereden yağan kara bakıyorum...Hergün aynı sokaktan evine aş, eşine aşk götüren onlarca insan geçiyor. Sıradan insanların basit hayalleri, büyük kumarları hiç bitmiyor. Mücadele ediyorlar çamurlu yollarda düşmekten korkmadan; çünkü kirlenmek güzel.            Efendi adam kendinden çok şey, başkalarından az şey bekler. Ne kadar efendi adamım orasını bilemeyeceğim ama kendimden çok şey beklediğim kesin. Fakat kendim için değil. Bir şeylerin geri gelmeyeceğinin farkındayım artık. Yanlış tercihler, deneyimsizlik bunların hepsi kardeşim için bir tecrübe oldu. Onlarca hayalimin arasından sadece birkaçına tutunabildim. "Yaşamak, kimseye muhtaç olmadan, eyvallah demeden yaşamak. Kendim olmaktan vazgeçmeden, sade ve sıradan bir hayat istiyorum." Belki birilerinin başarısını kıskandık, belki gereken ilgiyi göremedik. Kaçan fırsatlar her zaman bahanemiz oldu. Bazen bir kalpten içeri girebilmek için yıllarca bekledik. Hüsrana uğ...

Kapitalizmin Krizleri

        İktisadi krizler hakkında yazmaya devam ediyorum. Çünkü hayatın kendisi bir kriz. Dünyanın globalleşmesine, bilginin daha hızlı ve daha geniş ağlara yayılmasına rağmen ekonomik krizlere bir türlü çare bulamıyoruz. Önceden öngöremiyoruz, doğru teşhisi koyamıyoruz ve en önemlisi tedavi için geç müdahale ediyoruz. Peki nedir bunun sebebi? Dünyada o kadar çok seçkin iktisatçı varken ve bunların çoğunun ülkelerin para politikalarını yönettiğini düşünürsek neden kapitalizm sürekli krizlere maruz kalıyor. İşte bu yazıda buna değineceğim.           Son 100 yılda iktisat ile hayatın her alanında karşılaşır olduk. Artık spor haberleri kadar ekonomi haberleri de takip ediliyor. Pazardaki domatesin, kümesteki tavuğun, tarladaki mahsulün insanlar için ne kadar değer ifade ettiğini biliyoruz. Krizlere engel olamamamızın en büyük sebebi bana göre insanları ekonomik bir veri olarak görmemizden olsa gerek. Teorik bilgilere boğulmuş bazı iktisatçıla...

Bir Parça Hayat...

          Hep bir kavganın içerisinde buluyorum kendimi. Kazanmak değil alnımdan akan terler yanağımdan süzülürken yenilgim beni gururlandırıyor. Olsun diyorum, mücaceleye devam. Yarınlara bırakıyorum umut dolu hayallerimi. Başkalarının başarılarında, mutluluğunda avutuyorum kendimi. Bi s.ktir çekiyorum hayatın tüm olumsuzluklarına, farkındayım  iyilerin erken, fakirlerin aç öldüğünün. O yüzden sabrediyorum.            Siz nasıl sabrediyorsunuz bu zor hayat koşullarına. Sanırım biliyorum; elinizdeki kumanda en büyük silahınız. İzlediğimiz dizilerin  neredeyse tamamında iyiler kazanıyor, ama bu doğru değil. O yüzden gerçek ile yüzleşin. Gerçek hayatta daima ciğeri beş para etmez insanlar kazanır. Güzel kızları, parayı, her şeyi. Film izlerken ne zaman bir seks sahnesi olsa babanız odaya girer. Siz zevkin sefasını süremezken birileri şehvetin ateşinde kavrulur.           Televizyonda binlerce re...

Büyük Belkiyi Aramak...

       Bazen varoluş sebebinizin peşinde gider ve kendinizi sonunda ışığın göründüğü bir tünelde bulursunuz. Hep bir adım daha atarak ışığı yakayalabilmenin heyecanını yaşarsınız. Aslında o adımı atmanın sebebi büyük belkiyi aramaktır. Bende o arayış içindeyim galiba...          Şansızlıklarım ve hayallerim arasında ortada kalmış tutunacak bir dal, yaslanacak bir gövde arıyorum. Hep yarınların hayalini kurarak bir günü geride bırakıyorum. Yani geleceği yalnızca o andan kaçmak için kullanıyorum. Bazı şeyleri farketmek ve onların üstesinden gelememek insanın canını acıtıyor. Neden yanlış zamanda dünyaya geldim diye hayıflanırım. Çok değil, Cumhuriyetin yeni kurulduğu dönemlerde doğsaydım fena mı olurdu. İnsanların hayallerinin peşinden koştuğu, sevginin ve sadakatin bir parça ekmek gibi bölüşüldüğü, alın terinin helal süt gibi içildiği, mutluluğun kaf dağının arkasında olmadığı dönemlerde yaşamak vardı.           ...

Eksi Faiz Üzerine Denemeler

            Eksi faiz kavramı uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konuydu. Maalesef  bu konu hakkında işe yarar yazı bulmak da oldukça zor. İslami kesim ve son zamanlarda Avrupa'da tartışıla gelen bir konu. Charles Eisenstein bu konuya biraz olsun değinmiş.              Eski zamanlarda madeni paralar kullanılmadan önce insanlar genel ödeme aracı olarak kabul edilmiş bazı şeyleri para olarak kullanıyordu. Balık, tahıl hatta sığırları bile. İşte durum böyle olunca eski zamanlarda para arzını arttırmak üretimden geçiyordu. Yani tahılı para olarak kullandığınızı varsayalım. Belli bir süre sonra tahıl çürüyecek ve ortadan kalkacaktır. Böylece dolaşımdaki para azalacaktır. Arttırmak için de üretim yapılmak zorunda kalınacaktır. Bireyler ellerindeki tahılları birikim aracı olarak uzun bir süre tutamayacağından dolayı reel ekonomi de sürekli bir sirkülasyon olacak ve servet birikiminin önüne geçilmiş olunacak. Bu yüzden be...

Türkiye Ekonomisi: Kalkınmanın Eşiğinden Krizin Beşiğine

            Ekonomiyi bir insan vücudu olarak düşünün. Tıpkı bundan yüzyıllar önce Fransız tıp doktoru Quesnay gibi. Reel kesim ekonominin kalbidir. İşçi istihdam eder, fiyatları belirler, ücretleri belirler, üretim yaparken aynı zamanda talep de yaratır. Piyasaya güven aşılar. Dış ödemeler dengesi ekonominin sindirim sistemidir. İhracatın ithalatı karşılayamadığı noktada sindirim sistemi yoluyla ekonomi kendini boşaltır. Cari açık bir ülkenin ürettiğinden fazla tüketmesidir. İç tasarruflar yeterli olmadığından dış kaynaklardan borçlanılarak kapatılır. Bir insanın hastalandığında ilaç alması gibi düşünün. Ekonomi ne kadar çabuk iyileşip ayağa kalkarsa cari açığın etkisi de o denli az olur.               Kamu kesimi ekonominin beynidir. Beyin nasıl kan basıncını ve vücut sıcaklığını düzenliyor ise kamu kesimi vergileri verimli bir şekilde toplayıp harcamalar yaparak sosyal adaleti sağlamaya çalışır. Isınan ekonominin ate...

Mahallemin Çocukları...

              Anılar canlandı gözlerimin önünde. Bugün mahalleden geçerken köşedeki marketin camına baktım. Hafiften kırlaşmış saçlarım, sakallı yüzüm, beyaz gömleğim ve takım elbisem ile mahallenin abisi olduğumu hatırladım. Yaşadığım harika çocukluğumun her anı mahallenin duvarlarına, kaldırımlarına kazanmış adeta. Cebimizdeki üç kuruş para ile fruko gazoz ve cips alıp bir apartman köşesinde 4-5 kişi yumulup mutlu olduğumuz anlar. Annelerimiz bakkala gönderdiğinde para üstlerini aşırıp top aldığımız günler. Hepsi de geride kaldı.                 Bugün sokaklarda gönül verdiği takımın formalarını giyip gol sevinci yaşayan çocukları göremiyorum. Mahallenin çocuklarına çekirdek kola alıp onlarla sohbet eden abiler de yok. Bir zamanlar sevincimize, eğlencemize ortak olan mahallenin sevimli esnafları da öyle...Babamlar gibi oldum galiba ömrüm eski günlerin  ve geri gelmeyecek anıların özlemi ile geçecek. ...

Derdim Var, Dinleyenim Yok

            Bu aralar içimdeki yazma isteğimi dizginleyemiyorum. Nedeni ise gayet açık. Halimden anlayan bir tane insan evladı yok etrafımda. Dostoyevski'nin meşhur bir lafı var ya; " Herşeyi anlıyorum ve bunu beni öldürecek." Lanet olsun şu an tam da bu durumdayım.               Bazen kendi kendime soruyorum yahu sorunun nedir dostum ? Sıkıntı da burada başlıyor zaten bir sorunum yok. Boşluktayım, yumurta g.tüme dayanmadı. Aşık değilim, gayet sağlıklı düşünüyorum. Her ne kadar sevmesem de sabahları gitmek zorunda olduğum bir işim var. Gülüp eğlenebildiğim dostlarım, sarılacak bir ailem ve en önemlisi de sade ve sıradan hayallerim var. Bir masa, bir sandalye, okunacak bir sürü kitap ve elimi bırakmayacak bir hayat arkadaşı....                  Ailem dile getirmese de benden büyük beklentileri var. Her sabah takım elbisemi giyip, makamı olan bir işim olsun. Hem onlara hem de...

Federal Reserve Bank: Finansal Terörist

        Geçen gün bir arkadaşımla konuştum. Amerika bu süper gücünü neye borçlu diye sordu? İlk anda doğru kelimeler hemen aklıma gelmedi. Birkaç basit nedeni söyledim ama gerisini bu yazıya sakladım.          Şimdi başlangıç olarak koloni savaşlarına girmeyeceğim tabiki. Amerika süper güç olma yolundaki adımlarını Amerikalı ünlü iktisatçı ve bakan Alexander Hamilton ile atmıştır. Diyeceksiniz ki bu adamda kim, bugüne kadar pek duymadık. Hamilton Federal Reserve Bank niteliğindeki ilk bankanın kurulmasını vesile olan ve destekleyen insanların başında geliyor. Fakat birkaç başarısız deneme sonunda başkan Andrew Jackson  para politikasının tek bir elde toplanmasını, ulusal para ihracının arttırılarak varlık balonlarına sebep olunmasını, bireylerin ve devletin sürekli olarak borçlandırılmasını sakıncalı bularak bu oluşuma izin vermemiştir.             1913 yılında Kuhn Loeb'den Peter Warburg, National City...

Bayat Fikirler, Masal Hayatlar...

        Konsantre olmaya çalışıyorum. Kendimi veremiyorum hayata. Dikkatimi toplayamamamdan kastım verimli olmak, üstlerimi memnun edebilmek, faiz oranlarını takip edip ekonominin nereye gideceğini tahmin etmek değil. Hayat gayemin ne olduğu unuttum. Belki hiç olmayan bir gayeyi unuttuğumu zannediyorum. Onca yıl ne için mücadele verdim. Ailem dişinden tırnağından arttırıp neye yatırım yaptılar.          İnanın bana neyin iyi geleceğini, ne ile mutlu olacağımı bilmiyorum. İstanbul manzaralı şık bir ofis mi, yurt dışında tatil yapmama yetecek dolgun bir maaş mı, saygın bir kariyer mi, çekici bir kadın mı...Merak ediyorum kaç tane yetenekli insan erkenden emekli olup özgür bir yaşam sürmek için gençliğini feda ediyor. Hep daha fazlası. Daha çok para, daha çok tüket, all the time pompa.  Düşünüyorum da ne zaman yaşamak için ücret aldığım hayatı değilde kendi hayatımı yaşayacağım.            Birileri bana öğ...

Kriz Ekonomisi: Avrupa Birliği

           Daha önceki yazımda ABD'de doğan borç krizi ve Türkiye ile olan ilişkisinden bahsetmiştim. Bu yazımda ise krizin Avrupa'da etkisinden bahsetmek istiyorum. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Avrupa kendi içinde ve özellikle ABD ile olan finansal ağını oldukça genişletti. ABD'de basılan dolarlar, tahviller, hisse senetleri, üretim fazlası Avrupa'ya akmaya başladı. Amerika tek kutup dünyada dev olmaya ilerlerken Avrupa'da yerinde saymak istemiyordu.              Önceleri ortak ticaret alanları oluşturuldu, serbest ticaret anlaşmaları, gümrük birliği derken en sonunda ortak para birimine geçilme kararı alındı. İşte Euro'ya geçildikten sonra Avrupa'da istikrar sağlanması beklenirken sürekli yaşanan krizler, artan dış borçlar, kamu bütçe açıkları kronikleşmeye başladı. Peki Euro bölgesi neden istikrarı sağlayamadı?               Bugün Avrupa Birliği'ne 28 ülke üye. Kendi içleri...

Kriz Ekonomisi

      Art arda ekonomi kitapları okuyunca haliyle yazacak bir şeyler birikti. Bu yazımda ABD'nin  küresel ekonomilere etkisini ve Türkiye'nin ekonomisinin nereden nereye geldiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.        Yaşım itibariyle Amerika'nın küresel ve ekonomik hamlelerini 11 Eylül 2001 krizinden bu yana takip edebiliyorum. ABD'nin Merkez Bankası olan FED bu kaos ortamında tüketicilerin panik yapmasını engellemek için faiz oranlarını %1 oranlarına kadar indirdi. Böylece Amerikan halkı ucuz para ile konutlarını ve arabalarını yeniledi. Tüketimlerini kısmadan devam ettirdiler. Peki faiz oranlarının düştüğü bir ortamda yatırımcılar alternatif getiri olarak neye yatırım yapacaklardı. İşte o zaman sahneye türev ürünler çıktı. Malum 2008 yılında patlak veren Mortgage krizinin zemini de bu düşen faizler hazırlamış oldu bir nevi.           Bankalar önceleri peşinatı olan ve kredibiletesi yüksek olan müşterilere ...

Mutluluğun Hikayesi, Sefaletin Kendisi...

            Bazen aklımda çok şey birikmesine rağmen kendimi ifade edemiyorum. Bir yerde tıkanıyorum. İçime kapanıyorum ve aklımı her geçen gün kemirmeye devam eden düşünce alemine dalıyorum. Bugün uzun bir yazı yazacağım. Bu aralar okuduğum bir kitap biriktirdiğim bazı şeylerin şelale olup akmasına neden oldu. Charles Eisenstein'ın " Kutsal Ekonomi" adlı kitabından bahsediyorum. Paranın insan hayatındaki rolünün ne olması gerektiğini anlatan harika bir eser.               Bir şeylere aklımın ermeye başladığı günden beri hep imkansızlıklarımı sorguladım. Bu hayatta sahip olduğum görünmeyen zincirler var ya işte onlardan nasıl kurtulabilirim dedim hep kendi kendime. Ama bir süre sonra o zincirlerin varlık nedenini anladım. Dışarıdaki hayatta şiddetli bir rüzgar esiyor, bizi her an savurup bilmediğimiz limanlara götürebilecek. Şu hayatta yapılacak onca şey varken parasızlığı hep bahane olarak gördük. Maddi olanakları yete...

İstanbul Manzaralı Benliğim

            İstanbul benim şehrim...Cıvıl cıvıl renkleri, eşsiz manzarası, bitmek bilmeyen enerjisi bendeki güleryüzü, sade ama mutluluk dolu hayalleri anlatıyor. Nasıl İstanbul'a dışardan bakanlar onu büyüleyici buluyorsa beni de tanımayanlar her daim mutlu, mesut şen şakrak biri zannediyor. Halbuki kalbim İstanbul geceleri kadar gümbür gümbür atarken aklım çıkmaz sokaklarında kayıp.              Kum saati tersine döndüğü günden beri kum taneleri avucumun arasından akıp gidiyor. Bitsin dediğim her an, her dönem için o kadar pişmanım ki. Nerede o çocukluk dönemindeki aptal gülümseme, bol şekerleme, saf ve temiz düşünceler. Nerede o ergenlik dönemindeki utangaçlık, gizli saklı bir şeyler yapma arzusu. Hepsi geride kaldı.               Dertler derya olmuş bense bir sandal...Sabahları işe giderken ayaklarım geri geri gidiyor. İnsanlar sabahın köründe bir çalar saat sesi ile zorla uyanıy...

Parayla Saadet Olmaz...

     Ülkede gündem çabuk değişiyor. Ekonomi, siyaset, savaş naraları derken ülkede neler olduğunu idrak etmekte zorluk çekiyoruz. O yüzden film şeridi gibi aklımdan geçenleri yazmaya başlıyorum.      Gezi parkı eylemleri ve Federal Rezerv Bank'ın tahvil alımını kademeli olarak azaltacağı haberleri piyasalarda endişeye sebep oldu. FED'in bu açıklaması şu anlama geliyordu. 2008 yılında meydana gelen krizden sonra dünyaya enjekte ettiği dolarların dozunu azaltacaktı. Gelişmekte olan ülkelere akan dolarların kaynağı bir nevi kesilmiş oldu. Çok ilginç bir piyasa sistemi tarafından dünya yönetiliyor. Amerika krize girdiğinde hükümet dolar basıp veya tahvil satın alıp piyasayı rahatlatmaya çalışıyor. O dolarlar dönüp dolaşıp Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere gerek yatırım, gerekse cazip faiz oranları için akıyor. Haliyle bizim gibi ülkeler geçici bir refah dönemi yaşanıyor. Şimdi ise hasta olan Amerika ayaklanmaya başladı. Krizden dolayı kaçan yatırımcıları...

Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az dostum var...

        Bilmiyorum ama sanırım hayatımda ilk defa sonbaharın gelmesini sevinçle karşıladım. Bundan tam bir yıl önce ne umuyordum bir yıl sonra ne buldum. Üniversite benim için oldukça çetin geçti. Cebimdeki her kuruşun muhasebesini yaparak ve kurduğum her hayali yarınlara erteleyerek geçen koskoca bir 4 yıl...Üniversite biterse bir an önce rahatlayacağımı düşünüyordum, bittikten sonra bir an önce iş bulursam yine rahatlayacağımı düşündüm. Hele hele aklımın ucundan bile geçmeyen bir mesleğe adım attığım için hala ne zaman rahatlayacağımı düşünüyorum. Ne istiyorum diye kendime sordum hem de defalarca. Aslında cevabını bildiğim bu soruya defalarca kaçamak cevap verdim.           Ailenin övünç kaynağı kuzenimin nasihatlerini dinleyip mali müşavirliği denedim. Aptal mıyım ben arkadaşım devlette yıllarca çalışıp ne yapacağım. Burada her yıl yükselip 30'lu yaşlarımın ortasında paraya para demeyecektim. Olmadı Türkiye'nin en kaliteli üniversiteler...

Büyük Hayaller, Küçük İnsanlar...

         Her sabah kalktığınızda hayatın ne kadar boktan olduğunu düşünüp, yatmadan önce aslında o kadar da kötü değilmiş heee diyenlerden misiniz? Her gece yatarken hayal kurarak başımı yastığa koyuyorum. Bazen o gün içerisinde yaşadığım güzel anıları tekrar canlandırıyorum zihnimde bazen de keşke olsa dediğim şeyleri...Hep pozitif düşünüyorum yani hikayenin sonu her zaman mutlu son ile bitiyor. Güzel bir eş, birkaç çocuk, bahçeli bir ev, bol kahkaha ve yüzünde kocaman gülümsemesi olan ben.           Belki kendi avutuyorum böyle yaparak ama ne yapalım. Hayat acımasız. Peri masallarındaki o sihirli çubuk birilerinin hayatına dokunup bal kabağını atlı arabaya çevirirken. Bizim gibiler de kaybolan tek çift ayakkabının peşinden koşup huzur ve refah dilenir. Ergenlikte yaşadığımız bir bunalım vardı ya hani. Aynaya her baktığımızda küfrettiğimiz, yüzümüzdeki sivilcelerden dolayı güzel kızların bizden hep uzak durduğu ve bebek suratlı arkad...

İSTİKRAR MI YOKSA İNTİHAR MI?

           Birkaç haftadır blogumdan uzak kaldım. Malum bu aralar Maliye Bakanlığı vergi müfettiş yardımcılığı alımı yapıyor bende şansımı deneyeyim dedim. Hayırlısı bakalım. Neyse bu birkaç haftada yazacak baya bir şey biriktirdim.             Gezi Parkı eyleminden sonra Türk ekonomisinde spekülasyonlar artmaya başladı. Özellikle borsadaki ani düşüş ve kurdaki yukarı doğru hareketlenme hükümet tarafından bu olaya bağlandı. Güçlü bir Türkiye'nin önüne kesme girişimleriydi bunlar. Evet bu konu hakkında oturup etraflıca düşündüğümüzde gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan güçlü bir Türkiye Ortadoğu'da ileri dönük olarak tehlike yaratabilir. Hali hazırda Libya, Mısır, Irak ve Suriye'deki karışıklıklar devam ederken ve İran'ın batı dünyasına olan mesafeli tavrını göz önüne koyarsak Türkiye Ortadoğu'da liderlik koltuğuna oturabilecek önemli bir aday. Peki ülke olarak biz buna hazır mıyız? Ekonomimiz gerçekten iyi bir durumda mı yo...

DEDEMİN TORUNLARI

          Bir mübarek Ramazan Ayı'nı daha geride bıraktıktan sonra bayrama kavuştuk. Bayramla beraber birbirimize kavuştuk ailecek. Dile kolay 23 yıl aynı evde her bayram bir araya gelip, aynı çatı altında pişen yemeğe aynı sofrada kaşık attık. Çayımıza limon, muhabbetimize neşe kattık. Eski anıları yad ettik, aramızdan ayrılanları rahmet ile andık.           Yıllar geçtikçe dedemin kıymetini daha iyi anlıyorum. Allah başımızdan eksik etmesin, sadece onun varlığı sayesinde koskoca bir aile bir araya geliyor. Küslükler, dargınlıklar bir kenara atılıyor. Sofralar kuruluyor, geçmişin güzel hatıraları anlatılıyor. Klişeleşmiş laf vardır ya nerede o eski bayramlar...Evet nerede o eski bayramlar. Aklıma geldikçe içim parçalanıyor. Daha yürüyemediğim günlerde dedemin elinden bahçenin en tatlı eriklerini yerdim. Çimenlere ilk kez ayağımı bastığımda iki elimden dedem tutuyordu. Koşmaya başladığımda anneannemin el emeği göz nuru çiçeklerini ezi...

TANRININ UNUTULAN ÇOCUKLARI

         Ben iyi bir adamım ama sıradan bir insanım. Nedendir anlamıyorum herkes dünyada bir iz bırakmak için çırpınıyor. Bir miras bırakmak, bir isim bırakmak, ölümle dans etmek, yani velhasıl kelam hatırlanmak istiyorlar. Bende istiyorum. Sabahın köründe bir çalar saat sesi ile uyanıp, birilerini zengin etmek için lanet olası bir günde işe yaramaz insanların yüzüne gülümseyip onları mutlu ve memnun bir şekilde uğurlamaya hiç niyetim yok.             Azimli değilim. Dünyevi hırslarım yok belki de. İyi bir diploma, bol paralı ve kariyerli bir iş, havuzlu bir ev veya son model bir araba. Diğer taraftan öbür dünyayı da düşünmüyorum henüz. Belki yumurta götüme dayanmadığındandır. Yarın öbür gün birisini karşılıksız sevip evlilikgibi bir karar aldığımda bu dünyevi hırslar benimde aklımı kurcalayacak. Ölüm vaktim yaklaştıkça ahirete olan inancım kat kat artacak.            Karanlık ve dipsiz bir kuyu da...

Borca Dayalı Para Sistemi ve Bankacılık ile İlişkisi

           Bugün Borca Dayalı Para Sistemi ve biraz da kısmi rezerv sistemiden bahsetmek istiyorum. Aslında tüm insanların bildiği ama farkına varmadığı bir yapı yüzyıllardır dünya ekonomisini yönlendiriyor. 7 milyar nüfuslu dünyayın sınırsız ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılamak imkansız olduğundan buna bir çare bulmak lazımdı. Paranın evrimine bakarsak takas ekonomisinden, para yerine kullanılan eşyalar, sonra değerli madenler ve son olarak banknot. Bunların içinde arzı sonsuz olan banknot bugün kısmi rezerv sistemi ile birlikte insanların sınırsız ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor.             İşletmeler yatırımlarının tamamını özkaynakları ile yapmak yerine çeşitli finansal kaldıraçlar kullanarak riski dağıtıyor. Bankalardan aldığı borçlarla hem likidite değerleri dengede tutuyorlar hem de riski azaltıyorlar. Bankalar ise kullandırdıkları krediden faiz geliri elde etmenin yanında borç olarak verdiği paranın t...

Çocukluktan Yetişkinliğe: Tek Dilek Mutluluk...

         Yaz mevsimi gelmiş, her yer günlük güneşlik, çiçekler açmış, akşamları tatlı esen rüzgar bedenimi rahatlatırken aklıma yine bir şey takıldı ve bu durum içimi kemirmeye başladı. Şu an bulunduğum konumdan memnun muyum? Gelecekte nasıl bir hayat beni bekliyor? Ne kadar önemli biriyim?           Akşamleyin yürüyüş yapmak için mahalleye çıktığımda çocukluğumu ne kadar özlediğimin farkına vardım. Her sabah aynı saatte evden çıkıp okula gittiğim ve okuldan sonra hava kararıncaya kadar mahallede binbir türlü oyunlar oynadığım arkadaşlarım artık yok. Kimisi askerde, kimisi çalışmaktan başını kaldıramıyor, kimisi çok uzaklarda, kimisi beni görünce artık selam bile vermiyor ve birkaçı gencecik yaşında aramızdan göçüp gitti. Sadece arkadaşlarım mı mahallenin güleryüzlü yaşlı amcaları ve teyzeleri artık yok, topumuzun havası indiğinde şişiren dericiler, yaz sıcağında bize dondurma ısmarlayan esnaf abilerimiz de yok. Tek katlı evlerin bahç...