Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Gün Mutlu Olacağım...

   Bir gün mutlu olacağım diye yazmıştım bir kenara. Galiba üniversite günlerinde cebimde kalan son beş lira ile yemekhane kuyruğunda bekliyordum. Evden gelen 200 lira ve devletten aldığım 260 lira krediyle fakirdim ama hayallerim zengindi. Genelde para suyunu çektiğinde okulun yemekhanesinde yerdik ya. Babamla iletişim bozukluğumuzu atlatmaya çalıştığımız yıllar. Param var mı demek için arardı söylenecek çok şey vardı belki ama henüz zamanı değildi.    18 yaşında hayat bana ilk golünü attığında topu ağlardan çıkarırken kara kara düşünüyordum. Daha oyunun başındayız, erken yediğimiz bu golün telafisi olur mu? 40 yıldır çalışmaktan dolayı güzel günlere olan inancını kaybetmiş babalar ve iyi günde kötü günde cefası bol analarımız. Hep bir anlam aradım hayatta, aynadaki yüzüm gerçeği çarpıyordu yüzüme çarpmasına ama. Kaderime gülümsemekten başka ne gelirdi ki elden.   Zenginlik peşinde koşarken, yoksulluktan kaçıyoruz. Ama sonunda yağmurdan kaçarken ...

Gerçeklerin Şafağında, Hayallerin Kıyısında...

Resim
   Ufak bir sahil kasabasında, ahşap masanın üzerine kurulmuşum. Masanın üzerinde tatlı bir dağınıklık, önümde beyaz bir sayfa, bir kenarda demli çayım. Nasıl başlasam diye düşünürken, gözlerim manzaraya kayıyor ister istemez. Alabildiğine yeşil, her yer sessiz, nabız atışımı bile duyuyorum. Evet hayal kurmak kadar güzeli yok bu hayatta. Çok küçük yaşta başladım gözlerim açık iken rüya görmeye. Ve bugün kafamı yastıklara gömerken bile o hazzı yaşayamıyorum. Halbuki bu hayatta sahip olduğum yegane şeydi.       Şimdi hayatın acımasız gerçekleriyle değil de, gereksiz meşgaleleri ile karşı karşıyayım. Her gün metroda götüm götüm ilerleyerek birilerinin önüne geçmeye çalışan dingillerin samimiyetsiz gülümsemesine maruz kalıyorum. İtinayla her sabah işe 10 dakika gecikerek otoriteye olan tepkimi koyuyorum. Fakat bunun yanında ,hiç ölmeyecekmiş gibi çalışarak sistemin en sadık kölesi olmaya da devam ediyorum. Etrafa aptal aptal bakarak hayatın bir anlamı olm...

Selam Yalnızlık Ben Geldim...

Resim
Günah olduğunu bile bile içiyoruz, Sonunda üzüleceğimizi bildiğimiz sevdalara kapıldığımız gibi. Kimi zaman kapıyı çarparcasına bırakmak istiyoruz herşeyi, Sonra geliyor aklımıza; En karanlık gecenin bile sabahını görmedik mi? O zaman koyuyoruz ocağa bir demlik çayı, Ağır ağır kaynarken Dinleniyoruz, demleniyoruz kendi düşüncelerimizde. Ümit ediyoruz gözlerimizi eski resimlere dikerek, Kendimize verdiğimiz sözler eşlik ediyor yalnızlığımıza. Kapı çalıyor hiç beklemediğimiz anda; Keder uğramış, sanki yalnızlığımız yetmiyormuşcasına... (Murat Koçhan)

Neyse Neyse...

       Masmavi gökyüzü, kuru bir soğuk ve ben yine bir başıma Üsküdar yolundayım. Koşturmadan, bir yere geç kalmayacağımı bildiğimden dolayı ağır ağır yürüyorum. Nasıl mutluluk verici bir şey anlatamam. Yolu uzatmak için ara sokaklardan gidiyorum,  elimde kitap ve defter. Baktığım her köşede geçip giden yıllara ait anıları canlandırıyorum bir bir.         Annemin de dediği gibi bol keseden laf atarak adam olunmuyor. Güzel günlerin hayalini kurarak, iyi bir gelecek kuracağıma inanıyorum. Ama her geçen gün kendime verdiğim sözün altında eziliyorum. Edip Cansever'in kağıda döktüğü gibi: "Unutulmuş gibiyim ben, ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. Bilmem ki nasıl anlatmalı. Yalnız bile değilim."   Bir zamanlar çocukluğumun en güzel günlerini geçirdiğim dostlarımla; aramızda hem görünen hem de görünmeyen mesafeler var. Evlenen arkadaşlarımla ister istemez görüşmez olduk. Halbuki bir zamanlar dert ortağı, sırdaşdık. Demek ki çift ...

Her Gecenin Bir Sabahı, Her Acının Bir Tesellisi Vardır...

Resim
    Gecenin bir vakti anılara boğulmuş, eski resimlerde teselli ararken elimizden kayıp giden zamana ağız dolusu küfrü basıyorum. Hani derler ya film şeridi gibi geçiyor gözlerinin önünden, her fotoğraf da gülen bir yüz ve altında iyi niyet sözcükleri... Fotoğrafın kenarındaki tarih ne kadar da yakın. Halbuki bir de teselliyi göz yaşlarında arayanlara sormak lazım.       Bir zamanlar omuz omuza beraber yürüdüğümüz yollardan geçerken , aynı yatağı paylaşırken, yastık için kavga ederken, film esnasında uykuya direnirken, beraber olduğumuz her ana şükrederken, dedemin bahçesinde oynarken, insanların ne dediğini umursamazken biz sadece gülüyorduk. İyi şeyleri düşünmek istiyorum, sayfanın kenarına kocaman bir gülücük kondurmak istiyorum belki de. Yokluğunu doldurmuyor evin baş köşesine konulan fotoğrafın. Sesini unutmamak için arada eski videolara dadanıyoruz. Sahi unutmak vefasızlık mıdır? Yoksa aklımıza geldiğinde usul usul göz yaşı dökmek riyakarlık mıd...

Mandıra Filozofu

          Stresli bir günün ardından işten eve dönerken hayatımın kafamdaki beş yıllık plana uygun gitmediğinin farkına varıyorum. Levent metrosunda çılgın kalabalığın arasında kariyer denen illete söverken, aynı anda trene itile kakıla binmeyi de ihmal etmiyorum. Belki de kendini geliştirmek , iyi bir kariyer sahibi olmak, çok para kazanmak aranan cevap değil. Ben hala bu ihtimal üzerinde durduğumdan olsa gerek dışarıya gülücükler atarken , kendi iç dünyamda haylaz çocuk gibi camı çerçeveyi taşlıyorum.            Mezun olalı 3,5 yıl oldu , üç yıldır çalışıyorum, askerliğimi de yaptım. Ortalamaya vuracak olursak bu zaman süresinde 70 bin lira para kazandım. Bu dönem içerisinde spor salonuna giderek erkek gibi görünmeye de çalıştım. Sanki erkeklik görüntüden ibaretmiş gibi. Kazandığım para ile beyaz eşyaları yenileyip, televizyon, tablet gibi çok mühim şeyleri almayı da ihmal etmedim. Geldiğim noktada kenarda birikmiş tek kuruş pa...