Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutluluk Kervanının Cebi Delik Gönlü Zengin Yolcuları...

Resim
          Metrodan indikten sonra ağır ağır ilerledim eve doğru bu akşam. Ilık sayılabilecek bir kış günü, derin derin nefes aldım her köşesinde hatıralarımın olduğu, bir zamanlar top koşturduğum sokaklardan şimdi üzerinde takım elbiseli, mesaisini aksatmayan, her sabah küfrederek uyanan, hayatı sorgulamaktan paranoya olmuş bir adam olarak geçiyorum.            Bizim jenerasyon özgürlüğüne aşırı düşkün orası kesin. Hayal kurmaktan zevk duyan ve o hayallerin ucundan tuttuğunda bırakmayan insanlar. Şanslıyım ki zenginliği para ile değil, zamanını ne kadar verimli kullandığı ve mutluluğu ile ölçen dostlarım var. Dünyayı otostop yaparak gezen arkadaşım, başarılı iş kadınları ama işkolik olmayan cinslerinden, siyasi bir davanın peşinden koşan idealistler, adalete olan inancımızı korumamıza vesile olan avukat dostlarım, hayallerimizi ucuza pazarlayan bankacılar ve daha niceleri...Hepimiz farklı bir yol seçtik fakat gidiş biletlerimizin...

Diktatoryal Demokrasi

Resim
              Diktatörlük mümkün müdür diye düşündüğünüzde aslında ikinci bir soru geliyor insanın aklına demokrasi var mıydı ki? Her gün duyarız aslında, gazete köşelerinde, haber bültenlerinde, okullarda, köprü duvarlarında anlayacağınız her yerde çıkar karşımıza, aklımızın bir köşesine kazınmıştır. Abraham Lincoln halkın halk tarafından kendisini yönetmesi dediği günden beri aslında tam tersi oluyor dünyada.                              Köleliğin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın en demokratik olmayan ülkesinde bile iktidarın seçim ile iş başına geldiğini düşünürsek yolunda gitmeyen ne olabilir acaba? Çok fazla derinlere inmeyeceğim. Sadece kendi ülkemin 12 yıllık sürecine bir kuşbakışı yapmak istiyorum. İktidar olabilmek için ortam çok müsaitti. Krizin yıkıcı etkisi yavaş yavaş ortadan kalkmış, işsizlik hat safhada, sosyal adaletsizlik almış başını gidi...

Maske

Bana aldanmayın! Yüzüm bir maskedir, Sizi aldatmasın. Binlerce maskem var, Çıkarmaya korktuğum, Ve, Hiçbiri ben değilim... Olmadığımı göstermek İkinci doğam oldu.  "Kendinden emin biri" dersiniz, Sanki güllük gülistanlık Benim için herşey... Adım güven belirtir, Ve, Oyunumun adı "Ağırbaşlılıktır". İçimde ve dışımda denizler sakin, Her şeyin kumandanı ben... Kimseye gereksinme duymayan Ben... Fakat, inanmayın bana, Lütfen!...  Herşey dışta düzgün ve cilalı, Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan O maske!.. Altta ne güven ne de rahatlık... Altta, Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan Gerçek ben!... Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla... Kimsenin bilmesini istemem... Zayıf taraflarımı düşündükçe Titrer ve sararırım... Ya başkaları görürse iç dünyamı... Gerçek ben ve yalnızlığımı! İşte, Maskelerimi onun için takarım... Onun için, arkalarına saklanacak Maskeler yaratırım... Onlar, Gösterişte kullanabileceğim Parlatılmış yüzlerim. Beni korur, bakan gözlerden... ...

Bir Hayalim Var...

          Günler geçiyor, takvimden yapraklar birer birer koparken alnımızdaki çizgiler belirginleşmeye dursun. Bir haftanın yorgunluğunu attığımız bir Cuma günü ben, Mahmut ve Mustafa Üsküdar'ın eşsiz manzarasına karşı sıcak salebimizi içerken hayallere daldık yine. Ne zaman unuttuk çocukluğumuzu, aynı sokakta koşup top oynadığımız günleri, elimizde kitaplarla okulun yolunu eskittiğimiz günleri...Şimdi eli ekmek tutan, evlilik hayali kuran, güzel günlerin bizi beklediğini ümit eden yetişkin adamlar olmuşuz. Halimize bakıp gülüyoruz.              Bir insanın en önemli zenginliği onun hayatının anlamıdır. Olgun insan bu hazineyi kaybetmeyi göze alamaz. Hiçbir zaman karamsar olmadım, siz öyle zannettiniz. Çünkü sorgulamak işinize gelmedi, güvende olmak için hep bir adım geride kaldınız. Kaybedecek bir şeyimin olmadığını anladığım gün, özgürlüğün tadına vardım. Yoksulluk mu? Üniversitede parasız geçen günlerimizi unutmadık. Ne ...

Karamsarlık mı? Hadi canım sizde...

           Bu aralar etrafta olup bitenlere kulak kabartmasam da ister istemez duyuyorum bazı şeyleri. Bu çocuğun derdi nedir, böyle karamsar düşünceler ile nereye varmaya çalışıyor gibilerinden tepkiler almıyor değilim. Aslında her şey yolunda. Her sabah aynı saatte evden çıkıp 45 dakikalık metro yolculuğunda iki büklüm kitap okumaya çalışırken, ne kadar şanslı bir insan olduğumun farkındayım. Yükselen gökdelenlerin arasında iyi bir kariyer ve bol kazanç beni bekliyor belki de. 30 yaşıma doğru eğer evlenebilecek cesareti bulur veya bana evet diyebilecek kadar saf birini bulursam mutlu bir yuvam neden olmasın.               Karamsar değilim sadece aşırı sorguluyorum. İyi bir kariyerin tüm kapıları açacağı, fazla malın göz çıkarmayacağı, cebin dolduktan sonra gerisinin teferruat olduğu bir toplumda üzerime düşen maskemi takıp bana verilen rolü layıkıyla yerine getirmek. İşte tüm sıkıntı burada başlıyor. Medeniyetten zehi...

İnecek Var Durdurun Dünyayı...

Resim
               Yıllardır bir bunalım içindeyim. Fakat çok şükür içimdeki efkarı biraz yazarak, biraz okuyarak biraz da gülerek dağıtabiliyorum. Ayak uyduramıyorum durmaksızın değişen dünyaya. Teknolojinin hızına yetişemiyorum, peşinden koşacak da hevesim yok zaten. Her şeyi bir kenara bıraktım, cebimde akıllı telefon yok, ısrarla direniyorum. 24 ay taksitle alıp, göt cebimde taşıyacak kadar mütevazi bir insan olamadım. 17 yıllık emeğimin 45 katlı betondan bir plazada takım elbise giyerek sonuçlandığını görünce anladım. Kendimi özgür kılmak için verdiğim mücadele altın kafese girerek sonuçlandı. Her şeyden vazgeçmeye hazırım. Kariyerimden, para ile olan mücadelemden, sevebileceğim kızlardan...Fakat doğup büyüdüğüm şehre olan inancımı, sevgimi ve hayallerimi kaybedebileceğimi düşünmezdim.                  Her zaman semtime sahip çıktım. Kızdığım zamanlar olmadı değil, acımasız olan semt değil, zamandı....

Hayaller Dükkanı

Resim
              Yıllar önce serüven annemin Şeker Portakalı'nı hediye etmesi ile başladı. Okuldan sonra sokak aralarında top peşinde koşarken ,hayal dünyama futbol topundan başka şeylerde girmeye başladı. Bu zamana kadar sayfa aralarında geçti ömrüm, kitap ayraçlarının kenarlarına aldığım notları gülümseyerek hatırladım. Dertler kursağıma kadar geldiği her anda derin bir nefes almasını bildim. 2 yıl oldu okul biteli. 2 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti belki ama içine çok şey sığdırdım. Yüzlerce yeni kitap girdi ömrüme, tertibim dediğim onlarca askerlik dostum oldu, emeğimle kazandığım helal paranın hiçbir şeye değişilmeyeceğini öğrendim.                 Kendime yalan söylemeyi bir türlü beceremedim. Kimse sormadı bana ne istediğimi. Hep birileri örnek gösterildi. Küçük hayallerim büyük başarıların hep gölgesinde kaldı. Beni bilenler bilir, heyecan ile anlatırım aklımdan geçenleri. Yüzüm kızarır biraz, utandı...

Kardeşim Dila'ya...

           Bu hayatta hep yalnız başıma yürüyeceğimi düşünürken bir gün beklenmedik bir misafir çıkageldi evimize. Yeni hayaller kurduk, varolan sıkıntıları unuttuk yüzümüz biraz olsun güldü. Biraz olsun da üzüldük, kolay değildi. Dışarıda fırtınalar, yağmurlar ve soğuk; sizin elinizde küçücük bir fidan...İlgi ister, sevgi ister, elinden tutulsun ister.             Önceleri kendi geleceğimi düşünürdüm. 24 yıl nasıl oldu da geride kaldı diye bakıyorum arkama. Her zorluğun üstesinden bir şekilde gelmişiz. Parayı dert ettiğimizde hızırlar yetişti imdadımıza, hastalıkta şifa olanlar hep yanımızdaydı, sevincimizde sarılacağımız, üzüntümüzde omuzunda ağlayacağımız dostlarımız her daim arkamızdaydı. Hayatımın temellerini zor da olsa attım. Şimdi sıra kardeşimde.              Televizyonlar ve gazeteler bize kolay kazanılmış hayatları satıyorlar. Ben kardeşime kendi hayatını kazanması için yardım ...

Üsküdara Gider iken...

Sabah güneşi penceremin kenarından süzülmüş odama, Güzel bir günün habercisi gibi. Her şey bir kenara, dertler çekmecede, stres sakız olmuş ağızda Elimde kitabım Üsküdar ile buluşmaya geç kalmamalıyım. Mihrimah Sultan beni bekler, Tarih kazınmış  o daracık sokaklar, İnsan seli akarken üzerime ufak bir tebessüm yüzümde, Maneviyat kokan semtin, gönlü zengin insanları... Kariyer illeti yapışmış enseme, Hayallerim aklımın hep bir köşesinde. Ne güzel olurdu Mihrimah'a bakan bir sokağın köşesinde küçük bir sahaf dükkanı Okunmuş kitaplar bir rafta, içinde küçük küçük notlar Kim bilir kaç kişinin anısı var  sayfalarda Aradığı küçük mutluluklar olan insanlar ile dolar o fakirhane Zenginlik dediğin para ile değil insan sevgisi ile ölçülür oralarda. Sonra atarsın kendini meydana, Bir esnaf lokantasında sade ama lezzet dolu sofrada bulursun kendini Beyaz keten örtüler, biraz pilav biraz ciğer Çok şey mi istiyoruz bu hayattan Ekmek kırıntıları attığımız güvercinler k...

Biraz Emek, Biraz Hayal = Mutluluk

                Güneş doğmadan başlıyormuş ya hayat. Sabahları işe giderken göz aşinalığı hep aynı insanlara denk geliyorum. Metroda bir kenara kıvrılmış kestiriyorlar. Elleri nasır tutmuş, taş kesilmiş. Yüzlerinde yılların yorgunluğu. Çocuk iken hiç düşünmezdim akşam sofraya oturduğumda bu güzel yemekler nasıl önüme geliyor diye. Babam hiç konuşmazdı sofrada. Ben hep anlatırdım bir şeyler. Mahalle maçında attığım golleri, miskette üttüğüm çocukları...Babam dinlemezdi belki ama bir gözü haberlerde bir gözü bende dinliyormuş gibi başını sallardı.                     Erken kalkıyorum babamdan. Ben evden çıkarken, o iki büklüm yatağa kıvrılmış yatıyor. Dile kolay kırk yıl. Başarısız olmadı mı, hayal kırıklığına uğramadı mı, patronları gururunu kırmadı mı? Elbette oldu bunlar. Ama hiç bir zaman pes etmedi. Etseydi belki bugün onların halinden anlayan bizler olmayacaktık. Bir şeyi başarmak için aynan...

Beni Bana Sor...

               Çok şey vardı kafasında O'na dair. Gözlerinin önünden o kadar çok kız geçti ki; onun olmayan, olmayacak olan. Hep uzak durdu o insanı boğan kalabalıklardan. İlk görüşte kim kimi tanımış, kalabalığın içinde gözüm seni nereden ısırıyor diye bakarken pat kendini bulmuşsun ilişkinin içinde. Kim bilir kaç kez doğru adamı buldum derken aslında  attan inip eşeğe bindiğini farketmişsindir. O yüzden hep haddini bildi ne at oldu ne de eşek.  Eşeksen semer vuran çoktur, at isen bacağın kırıldığında kafana sıkarlar. Yalnız oldu, o yüzden her zaman...                  Bukowski'nin romanlarındaki o dişleri kırık, usları kırık adamlar olmak işine geldi. İnsan kalabalığından uzak, aynalardan kaçan, bir köşede kendi başına hayatını sürdüren hergele olmaktı en kolayı. Başarının bir anlamı yoktu, yaşanılan zorluklar olmayınca. Maddiyat her zaman canımızı okudu, hayaller yarınlara ertelendi, sev...

Gidenlerin Ardından

Masam her zaman ki gibi çarşamba pazarı Bulamıyorum o çok sevdiğim dolma kalemi Gözüm takılıyor kenardaki resme Hep bir arada gülen mutlu yüzler ve birden hayallerde bulurum kendimi **** Bir daha olmayacak kahkahalar inletir odamı Dedemin poğaçaları kokar o daracık mutfak Anneannem elinde mısırlarla gelir tarladan Biz torunlar yapışır eteğine şefkat kokan ellerini koklarız Annem seslenir kapının eşiğinden yıka ellerini sofraya oturuyoruz Helal lokma var tabakta, bir parça anne sevgisi Babam baş köşede her zamanki gibi... **** Gece olurdu yıldızları alırdık koynumuza Kuzular say say bitmez Masallar birbiri ardını izlerdi. Çocuktuk işte hiç büyümeyecekmişcesine yaşardık Bizi omzunda gezdiren adamların yaşlanmadığı bir dünya hayal ederdik. Engeller her zaman vardı tabi bizi sırtlayan babalarda... **** Şimdi gidenlerin resimleri baş köşede Hatıralar kalbimizde, gözyaşları usul usul akarken mendile Radyoda çalan bizim şarkımız Elbet bir gün kavuşacağız, bu böyle yarı...

Kısa ama Öz...

              Zaman bir kum tanesi gibi avucunun arasından akıp giderken, aynadaki yüzün yıllara meydan okumaya direnir. O gün gelir bir kalp çarpıntısı ile başlar herşey. Aklın kalbine söz geçiremez, dünyayı toz pembe görmeye başlarsın. Hem görmeyip de ne yapacaksın. Bu ömür çalışarak, iki lokma ekmeğin peşinden koşarak, üç kuruş paranın hesabını yaparak geçmez ya.               Sıcacık bir yuva, boy boy çocuklar, mutlu bir aile, gülen yüzler...Bugün bunların hepsini bir arada görme fırsatım oldu. Amcalarımın, halamın çocukları ile bir araya geldiğimizde birlikteliğin tadını almayalı yıllar olmuş onu anladım. En son böyle bir araya geldiğimizde kimimiz yerde emekliyordu, kimimiz okula yeni başlamıştı, kimimiz de daha ergenliğine yeni girmişti. Şimdi ise kendi ayakları üzerinde duran bir düzine insan, biz oturup sohbet ederken etrafımızda koşuşturan dünyalar güzeli çocuklar. Babalar dede, anneler nine olmuş, kuzenl...

Hayat Bayram Olsa

            Bir bayram daha geldi çattı. Çocuk iken duyduğum heyecan var mı içimde zannetmiyorum. Nerede o eski bayramlar diyenler vardı ya çocukluğumuzda aynen katılıyorum. Hiçbir zaman olmayacak. Mesela bahçesinde top koşturduğumuz anneannem yok artık, dedem artık daha yaşlı ve daha yalnız...O bahçede koşturan küçücük çocuklar iş, güç, çoluk çocuk sahibi oldu. Değişmeyen bir şey kaldı belki de; her bayramın 2. günü tüm aile bir araya gelmemiz.               Sabah kimileri bayramlığıyla, kimileri pijamasıyla koyuldu  caminin yoluna. Çocukluk arkadaşlarımla kıldım namazı aynı safta. Aylardır görmediklerimle bayramlaştım. Namazdan sonra caminin önünde belki göremediklerimiz kalmıştır diye beklerken, bir de baktık saadet zinciri oluşturmuşuz. Herkes sıraya girip bayramlaşıyor. Kaybettiğim maneviyatı ak sakallı amcanın sıcak elinde tekrardan hatırladım. Ekmek kuyruğundan, börek sırasına kadar her şey aynıydı değişen b...

Yine Mevsimlerden Sonbahar...

        Sonbahar geldi ya insanın içine tatlı bir hüzün doluyor. Ne ağlıyorsun hüzünden, ne gülüyorsun sevincinden. Bakıyorsun sararan yapraklara, aklına geliyor geçip giden o güzelim yıllar. Geçmişi hep özlem ile anıyorsun, geleceğe dair beklentiler çıkmıyor aklından. Cebinden çıkardığın hayal tanelerini atıyorsun cami avlusunda bekleyen umut fakirlerine.          Eminönü'ne giderken görüyorsun ki trende hep kaçak sevdalar. İniyorsun meydanda beklenmedik bir yağmur başlıyor birden. Hayat da böyle değil midir? Tam güneş doğdu derken bastıran yağmur ile sırılsıklamsın. Hazırlıksız yakalanırsın sevdaya, biletin yoktur yolculuğa çıkacak. O yüzden sevdalar kaçak yaşanır İstanbul'da. Gözlerini yatırırsın duraklara, sonra bir şarkı dökülür dilinden. Biz bu sonbaharda buluşacaktık, bahar geldi geçti sen gelmez oldun...           Bilmiyorum nedendir ama alışamadım bu kalabalık şehrin hayat mücadelesine. Bir çalar saat se...

Bir Başkaydı Benim Memleketim...

           Otobüste başımı cama yaslamışım sıkıcı İstanbul trafiğinde hayallere dalmışken gözüm çarptı birden koskoca reklam. Yeni Türkiye...Valla onu bunu bilmem arkadaş ben eski kafalıyım. Nerde o eski İstanbul geri verebilir misiniz bize hee. Akşamları eve geldiğimde biraz kafa dağıtayım diyorum geçiyorum aptal kutusunun karşısına. Yüzlerce kanal, binlerce asalak, boktan gündem, saçma sapan diziler ve ekranın karşısında milyonlarca aptal...              Üzülüyorum İstanbul'un bakire zamanlarını göremediğim için. Büyüklerim anlatınca hüzünleniyorum. Annemlerin bidonlarda su taşıdığı Küplüce, insanların hafta sonları piknik yaptığı sahiller şimdi cafelerle dolmuş. Parayı veren düdüğü çalar. Çok şükür bir balık tutma keyfi var insanların ona karışan yok. Tiyatrolarda eski tat yok diyorlar, sonuna kadar katılıyorum. Zeki ile Metin'in Deve Kuşu Kaberesi nerdeee, şimdikiler nerede. Kimse yokluktan bahsetmesin. Devlet deste...

Mutluluğu Ararken...

Hayat bir çikolata kutusuydu Bense küçük bir çocuk Hayallerim bir adım ötedeydi  Bense dersine daima geç kalan bir hayta Karamsarlık aklımın hep bir köşesindeydi Neyi kaybettiğimi bilmediğimden olsa gerek Hep bir şeyleri özlerken buldum kendimi Kimi zaman umudun peşine Kimi zaman gerçeklerin peşine koşt um Mutluluğu arayarak geçen ömrüm  Yağmurdan kaçarken bir su biriktisine bakarken son buldu Biraz yorgun gördüm onu, düşünceliydi de Belki de kaçan fırsatların hayal kırıklığı vardı gözlerinde Bir şey diyemedim, o da bir şey demedi  Galiba susmak en iyisiydi  Yağmurun sesi yetiyordu zaten...

Kitap Kokan Hayatlar...

         Sabahın ilk ışıklarıyla elim cebimde koyuluyorum yola. İşe giderken yolda bizim caminin cemaati ile karşılaşıyorum. Bir grup delikanlı ihtiyar bembeyaz sakallarını sıvazlayarak sohbete dalmış, huzur damlıyor gözlerinden. Bizim sokağa bakıyorum eskiden evlerin bacasından ağır ağır tüterdi kömür sobasının dumanı. Anlardık ki o evdekiler ısınmış, karınlarını doyurmuş o akşam. Sıcak poğaça diye bağıran abi yok artık, süt dağıtan Ali amca da. Mahallenin çocukları sokakta top oynayacak yer bulamıyor. Dalına tırmandığımız incir ağaçlarının yerinde koca koca evler. Boş bir arsaya hasret bir mahalle...            Kitapçıların önünden geçerken gözüme küçük bir çocuk ve annesi takılıyor. Şeker Portakalı ile başlayan serüvende binlercesini okudum, yüzlercesi kitaplığımdaki yerini aldı. Koleksiyonerler vardır ya hani bende kitap biriktirmeye adadım kendimi. Sahaflara gittiğinizde anlarsınız ne demek istediğimi. Kitap kokmaz oralar sa...

Esaretin Bedeli...

          Derin bir nefes al ve kendini kalabalığın içindeki hengameye bırak. Nereye gittiğin veya nereye varacağın önemli değil, önemli olan yolculuğun keyfini çıkarmak. Hayatta böyle değil mi! Her insan aslında doğduğu andan itibaren ölmeye başlar...Dünya derdi henüz küçük bir çocuk iken yapışır yakamıza. Beklentiler ve toplumun genel kanıları arasında bir yerlerde sıkışıp kalırız. Start verildi ve koşu başladı. Mutluluğa, zenginliğe, huzura ve şehvete daha önce kavuşmak için birbirini ezmekten çekinmeyen bir insan topluluğunun içinde var olma mücadelesi ile karşı karşıyayız.              Kendimi özgür hissetmiyorum, zengin olmak gibi bir düşünce bazen rüyalarıma girse de çabucacık unutuyorum. Mutluluk mu? Denize girmek gibi bir şey benim için, yüzmeyi iyi bilmediğimden olsa gerek ayaklarımı suya sokup çıkartıyorum arada sırada. Azimli olmadığım gerçek fakat benim gibi insanlarında gereken değeri gördüğü bir yerler olmalı....

Karamsar Kumarbaz

        Sabahın ilk ışıkları odanızın camından içeri süzülürken bir çalar saat sesi ile açarsınız gözlerinizi sessiz odanızın bembeyaz tavanına. Bazen nerede olduğunuzun farkına varamazsınız, bazen de görmüş olduğunuz rüyadan uyanmak istemediğinizden içinizde acı bir burukluk olur. Çünkü yataktan kalktığınızda hayatın acı gerçeğini yüzünüze buz gibi bir su gibi çarpmak zorunda kalırsınız.           Hayatın her anından zevk alabilen insanlara gıpta ile bakıyorum. Kurtuluşa ermiş ender insanlardan. Çünkü öyle bir devirde yaşıyoruz ki egomuz sıradan bir insanın bedeni ile süper bir kahraman karakteri arasında sıkışıp kalmış. Bunaldığınız anlarda gömleği sıyırıp içinizden bir süperman çıkmasını bekliyorsunuz ama nafile. Anca gömleğin ütüsü bozulur. İşte tam demek istediğim noktadayım şu an belki de. Kimim ben, ne istiyorum, mutlu olmayı denemek yerine kolaya kaçıp neden karamsar oluyorum. Bir hedef koymak yerine kaçan fırsatların arkasından va...

Bir İstanbul Masalı

        Yedi tepeli İstanbul sardın dört tarafımı ne senden geçebildim ne de senden vazgeçebildim. Herkesin yaşamaya değer bir masalı vardır bu şehirde. Kimileri bir bavul ile geldiği bu şehirde zenginliğe yelken açtı, kimileri karun olduğu bu şehirde kimsesizler mezarlığında toprak oldu. Ama ne olursa olsun hep bağrına bastı İstanbul misafirlerini.         Masallar ile kaybedecek vaktim yok demeyin. Hangi insan mutsuz olmak ister ki; gerçeği görmek için aynaya bakmaya gerek yok. Geçmişte insanın aynası değil midir? Bu şehirin kasvetli bir havası vardır başınızı eğdiğinizde. Çünkü sizin gibi milyonlarcasının hayallerini gömmüştür boğazın serin sularına. Hangimiz Üsküdar sahilinde bir banka oturup Kız kulesinin eşsiz manzarasında gerçek aşkı hayal etmedik. İlk buluşmanın dönüşünde minibüste aynı anda parayı uzatıp buradan iki kişi alır mısınız demedik? Bazen araya mesafeler girdi boğazın bir yakasında siz, diğer yakasında o. Beklermişcesine el s...

Carpe Diem'in Peşinde...

      Bu yazımı bize gülmenin sadece bir eylem değil hayatın tüm sıkıcılığına ve zorluklarına göğüs germenin bir aracı olduğunu öğreten Robin Williams'a ve etramızda dönen dünyanın kölesi değil kendi dünyamızın efendisi olmanın değerini gösteren Jack London'a ithaf ediyorum.        Kaç kez Carpe-Diem'i yakalamaya çalışırken paçanızdan tutulup çekildiniz. Hayatımızın her döneminde acaba bunu yaparsam ne düşünürler diye anın tadını çıkarmaktan kendimizi alıkoyduk. Çok kez bir hedef koyduk ama peşinden koşmayı unuttuk. Kaç kez sokağa çıkıp ben ilgi görmek istiyorum, sevilmek istiyorum demek yerine dört duvarla çevrili bir odada kendimizi beyaz tavana bakarak hayal kurarken bulduk. Kendi  oyunumuzda bile başrolu alacak güveni göremedik kendimizde.         İnsanları memnun etmeye çalışmaktan sıkıldım.  Genç yaşımda kendimi memnun etmek için yaşamanın farkına vardım fakat bu kolay olmadı. Size yatırım yapan ebeveynleriniz, ...

Çay Kaşığıyla Gelen Mutluluk...

          İstanbul'un keşfedilmemiş yerlerinden birinde; kitapların özgür bıraktığı bir düşünce aleminde hayallerin gerçek, sevginin karşılıksız, arkadaşlığın paha biçilmez  olduğu bir yerdeyim. Ağaçların saygıdan eğildiği dik bir yokuştan sahile doğru ilerliyorum, elimde her zaman olduğu gibi en yakın arkadaşım, bir cebimde hayallerim diğerinde ise hayatın gerçekleri...            Her sabah gördüğüm insanlar almışlar yine yerlerini. Küçük kızı ile şehrin kurtarılmış birkaç yeşil alanında yarınlara umutla bakan bir anne. Gözünde güneş gözlükleri, kulağında kulaklık her zamanki gibi zarafeti ile kendine hayranlıkla baktıran kariyer sahibi genç kız geçiyor koşarak yanımdam. Ayasofya manzaralı banktaki yerimi aldım, yaslandım arkama. Kahvaltı için henüz erken, menü zaten belli bir parça simit, üçgen peynir ve bir bardak sıcak çay. İstanbul'un tadına varmak bu kadar kolay ve ucuzken, zengin olma kaygısı ve İstanbul'un parsellenm...

Mağdur Edebiyatı

           Biz erkeklerin hayatında 4 önemli evre vardır. İlk evre sünnet ile başlar ve erkekliğe adım atarsınız. Sonraki evre de üniversiteyi bitirir ve sizin için harcanan emekleri boşa çıkarmadığınızı gösterirsiniz. 3. evre artık kendi ayaklarınızın üstünde durursunuz yani bu adam olduğunuzun göstergesidir. Artık kimseye muhtaç olmadığınıza göre kendi yuvanızı kurup çoluk çocuğa karışma vaktiniz gelmiş demektir. Yani evinin erkeği çocuklarının babası olmak...              Askerden geldiğim akşam teyzem söyledi bunları bana. Çok düşündüm, ne zaman geldik bu duruma diye.  Şunu farkettim ki askere gidene kadar hep mağdur rolü yapmışım. Hangimiz yapmadık ki? Mağdur olmak demek, asla özür dilemek zorunda kalmamak demektir. Mağdurlar sorumlu değildirler, çünkü her zaman suçlayacak birilerini bulurlar. Çocuk iken kaçımızın hayalleri yoktu. Bir futbol topunun peşinden yıllarca koştuğumu hatırlıyorum. Suçu hep başkaların...

Hayallerin Ötesinde, Yaşamın Kıyısında...

          Bu hayatta bazı şeylerin karşılığı olmamalı diye düşünüyorum. Karşılıksız sevgi gibi klişeleşmiş bir söz kullanmayacağım. Ama bedel ödemekten sıkılmadık mı? Biz sıradan insanlar gazetelerin 3.sayfalarındaki entrika haberleri olmaktan ne zaman kurtulacağız. Her gün gözümüze sokulan hayatlar, küçük kaçamaklar, yasak aşklar, kolay edilen şöhret ve parayla gelen saadet.            Kendi hayatını yaşamana izin yok. Bizim gibilerin iki dünyası var. İlkinde başkaların hayatında sadece bir nesneyiz. Yapmak zorunda olduğumuz işi yapıyor, onlardan arta kalanlara şükrediyoruz. Anlamı olmayan bir iktidar mücadelesinde gençliğini ve hayallerini satan bir avuç lejyoneriz. Diğer dünya ise sadece bize ait. Orada insanlar başarıya ve servete aç değil, muhtaç olduğu biraz sevgi, bir parça mutluluk...              Sıkıntı aramaya gerek yok, en büyük buhran biziz. Eşlerimiz tarafından her gün aldatılıyo...

Uzak Hayaller, Yakın Denizler...

            Hayatın bilinmeyen denizlerinde her sabah yeni limanlara yelken açıyoruz. Kimi zaman durgun sularda ilerlerken beklenmeyen fırtınalara yakalanıyoruz, kimi zaman dümeni yanlış tarafa kırıyoruz. Kader bu ya fırsatlar hep bir adım ötemizde kalıyor, uzansak tutamıyoruz, tutsak elimizden kayıyor. Mutluluk ve başarıyı yakalamak ile geçen ömrümüz ancak onu peşinden koşmakla geçiyor.              Her sabah aynada baktığım yüzüm gün geçtikçe, ben farkında olmadan yaşlanıyor. Saçlarım kırlaşmış, hafif de seyrelmeler yok değil hani! Annem ile hala kitaplarım yüzünden kavga ediyoruz. Annem kavga edecek başka bir mesele bulamadığından kitaplarıma laf ederken, ben güvenip sarılacağım başka bir şeyim olmadığından kitaplarıma sahip çıkıyorum. Tabi bunca yokluğun arasında evimize güneş gibi doğan kardeşimi de unutmamak lazım. Cebi delik, gönlü zengin, kahkahası bol, hayatı sade ve sıradan yaşayan biz umutsuz ev ahalisine yar...

Hayatın Elinden Tutmak...

            Aynı günün sabahına uyanalı bilmem kaç gece oldu...Kafama kadar çektiğimin yorganımın altında gözlerimi karanlığa açarken dilimde aynı kelime, aklımda aynı düşünce YİNE mi? Sonra penceremin arasından yorganımın altına süzülen gün ışığı içime umut dolduruyor. Yataktan kalkacak gücü buluyorum kendimde her sabah.              Bembeyez tavana bakıyorum boş gözlerle. Gün boyunca olacakları gözümden yansıtıyorum boş duvarlara. Monoton bir hayatı renklendirmek adına  boş uğraşlar işte. Ayaklarımı sürüyerek evin  içinde ilerlerken gözüm Dila'ya takılıyor. Aynı benim gibi yatakta yatarken savaşırcasına uyumuş. Kolu başka bir yerde bacağı başka bir yerde. Babam her zaman ki gibi günün ilk ışıklarıyla hayat mücadelesine başlamış. Yattığı yerde kalan tek şey vücudunun bıraktığı iz. Her halinden belli oluyor yorgun ve düşünceli...Tıpkı benim gibi.               Bu benim yaşa...

Karamsar Aklımın Odalarında...

            Charles Bukowski okumaktan olsa gerek hayatı toz pembe göremiyorum. Her şeyde bir bokluk arıyorum, karamsarlık bazen iyi geliyor. Yaşadığımız topluma ait hissedemedim hiçbir zaman kendimi. Doğuştan kaynaklanan sebeplerden olsa gerek karizmatik birisi olamadım, kafamda her zaman birden fazla fikir ve  hayal olduğundan gerçek başarıyı yakalayamadım. Çoğu kez kendim olmam istenmedi. Başarı ve mutluluk için hep bir kalıba girmek gerekti. Bukowkski'nin dediği gibi " Hep kalıplara uymayı reddettim. Geldiğim nokta şu; diğerlerinden daha mutsuz, bir o kadar umutsuz ama kafam hepsinden daha güzel..."              Çok mu pembe dizi izledik, entrikalarla geçen günlerin sonunda Rosalinda'ya mı kavuşacağız orası meçhul. Kumanda elimde insanların mutlu hayatlarına zapping yapıyorum. Başarı mı mutluluğu getirir, mutluluk mı başarıyı...Doğru kadını arayarak mı  bulursun, yoksa o mu gelir seni bulur. Şans Allah'ın ...

Şafak: Hayallere Doğan Güneş...

           Askerlik nedeniyle ara vermiştim. Ayrılığı fazla uzatmak istemiyorum. Anlatacak çok şey var belki ama birazını askerden sonrasına saklamak lazım. Anlat diyeceksiniz bana, bende her zaman ki gibi o anı yaşıyormuş gibi hararetli bir şekilde anlatacağım.             Askerlik bir vatan borcu mudur yoksa insanların kafasını iki elinin arasına alıp hayatın değerini anlamasını sağlamak için biz erkeklerin toplandığı bir açık cezaevi midir anlamaya çalışıyorum. Televizyonun ekranına merak ile bakarken haberlerde bizim memleketin adının geçmesini bekliyorsun. İstanbul dediklerinde ufak bir kıpırdanma oluyor, oturuşunu falan düzeltiyorsun. Gazeteler de ilgimi çeken haberleri kesip biriktiriyorum. Tek aşkım dediğim kitaplarım beni burada da yalnız bırakmıyor, elimden düşmüyorlar. Hikayesi olan insan o kadar çok ki. Nasılsa vaktim var sabırla hepsini dinliyorum. Hayallerini anlatırken insanların gözlerinin içi parlıyor. Evlil...

Her Şey Yolunda mı Merkez?

       Haftalardır çalkalanan Türkiye'de Merkez Bankası'nın geceleyin vereceği karar bekleniyordu. Kimilerine göre Gezi Parkı ve Yolsuzluk soruşturması ile siyasi istikrar sarsıldı, ekonomideki gidişat kötüleşti ve Merkez Bankası'nın bu kararı almasına ortam hazırlandı. Kimilerine göre ise 2013 yılının başından itibaren Federal Rezerv Bankası'nın para musluğunu kısacağını açıklaması ile zaten döviz kurlarında yukarıya doğru bir hareketlenme başlamıştı. Ben bu iki görüşü de harmanlayanlardanım. En nihayetinde şunu unutmamak gerekir ki yüksek faiz bir sebep değil, sonuçtur.          Türkiye gibi üretimi tüketime bağlı olan ve döviz girdisinin büyük bir kısmını sıcak para, turizm geliri ve hammadde ihracatı ile elde eden bir ülkede tabi ki krize girildiğinden faiz oranlarının artması beklenir. Şimdi burada etik bir görüş savunup faizler arttırılmamalı, sıradan vatandaş faiz yükünün altında ezilir, ekonomik büyüme sekteye uğrar gibi iktidar va...

Mantığım Kalbime Karşı Geliyor...

            Biz erkekler bazen çok ilginç olabiliyoruz. Hayal dünyamızda bir kadın yaratıyoruz. Sonra uygun vücut ölçülerine sahip olan bir tanesine o hayalimizdeki kadını yerleştiriyoruz. İlk başlarda herşey güzel gidiyor, saçmalıklara katlanabiliyorsun ama sonra bir şeyler çarpıyor yüzüne. Severek yaptığımız çoğu şeyi artık yapmıyoruz veya gizli saklı yapıyoruz. Ve hiç sevemeyeceğimiz şeyler bizim rutinimiz oluyor. Adına ilk başta AŞK diyoruz, sonra mantık ilişkisi oluyor. Karşılıklı olarak idare ediyoruz. Ve en sonunda herşey bitince koca bir SAÇMALIK oluyor...             Hayatımda ilginç bir dönemece giriyorum. Ne zaman bir şeyleri yapmaya heveslensem bir aksilik çıkıyor işte. Bu sefer de araya askerlik giriyor. Geçmişte yaşadığım bazı pişmanlıklar oldu. Hayalimin yakasına yapışmadım, çabuk vazgeçtim. Birkaç kız sevmiştim çok uzun zaman önce uzaktan bakmak ile yetindiğim. Ve şimdi askere gitmeden önce şapkamı önüme koyd...