Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İyi Bir Çocuk Olursak Belki....

            Yarın yine sabah olacak , ben yine aynı hayalleri kuracağım. Tam 12 dakikada Marmaray'a gideceğim. Şanslıysam eğer 07:30 seferine yetişirim. İşe giderken metroda tam 17 dakika kitap okuyacağım. Metrodan işe yürüme mesafem yaklaşık 7 dakika...Ben o süre zarfında istifa edeceğim günü, hayalini kurduğum düzeni oturtacağım zamanı hayal edeceğim. Derken kendimi masa başında, stres dolu ortamda bulacağım. Bazen bütün koşullar uygun iken mutlu olamazsınız. Ben henüz o koşulları sağlayamadım. O yüzden bir nebze vicdanım rahat.               Toplum bize hep olmamız gereken insanı empoze eder. İyi bir eğitim aldıktan sonra, güzel bir diploma ile iyi para kazanacağımız bir işin hayalini kurarız. Bugüne kadar eğitim aldığım hiçbir hoca bana nasıl mutlu olacağımı öğretmedi. Nasihat veren kaç tane aile büyüğünüz var. Size örnek gösterilen abi her zaman çok para kazanandır.             ...

Ömür Dediğin; Umut etmektir...

Resim
Bir sabah uyanıp kafamı yorganın altından çıkardığımda olmak istediğim adam olacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Bir çalar saat sesi ile değil de; belki ezan sesi belki de kuş cıvıltıları ile uyanırım. Aynada yüzüme uzun uzun bakar, çarpık dişlerimle kocaman gülümserim kendime. Balkona çıkar elimde bir fincan çayım ile annesinin elini sımsıkı tutarak okula giden çocukları izlerim.  Dün geride kaldı , yarın henüz gelmedi. Ben bugünün telaşından akıp giden zamana direnemez oldum. Merak ediyorum ilk ne zaman hayaller kurmaya başladım. Ve bugüne geldiğimizde mutluluğu paylaşabileceğim, sıradan ve sade hayatıma renk katacağım günlerin hayalini kurmaya devam ediyorum. Ders çıkaracağım o kadar çok şey var ki: Mesela bir kız kardeş nasıl idare edilir. Tüm yaramazlıklarına rağmen gözlerinin içi ile size güldüğünde ne yapabilirsiniz? İşten yorgun argın geldiğinizde bırakın kendinize ayıracak vakti , o küçücük çocuğa nasıl vakit ayırırsınız.        Babamın bana...

Kafam Hafif Dumanlı...

Resim
        Uzun zaman sonra dertleşme isteği uyandı bende. Kendi kendime konuşayım derken baktım deli muamelesi görüyorum. O zaman kendi iç sesime buradan sesleniyorum. Beni dinleyecek adam yok değil; fakat derdimi anlayacak var mı orası meçhul.         Neyin peşinden koştuğumu ve bu amansız mücadelenin nerede biteceğini soruyorum kendi kendime. Ne olduğunu anlamadan ömrümün üçte biri rüzgar gibi geçti. Çocukluk hayallerim gerçekleşmeyen bir macera olarak geride kaldı. Ne zamana kadar sürecek bu maddi tatminsizlik derken, elimizde kalan maneviyatı da kaybetmişiz haberimiz yok. Pirince giderken eldeki bulgurdan da olduk iyi mi!   Bu yaşıma kadar hiç keşkelerim olmadı. Yaptığım her tercih , yapamadıklarımın ikamesiydi. Ve ben tercihlerime her zaman sahip çıktım. Futbolcu olamadım belki ama, yıllarca peşinden koştuğum futbol topu sayesinde aynı hayali kuracağım onlarca dost edindim. Çocuklarıma anlatacağım sayfalar dolusu zaferim var...

Özlemek...

Resim
Bir toprak kokusu doluyor ciğerlerime, Sabahın ilk ışıkları gözlerime vuruyor, Hasret duyuyorum geçmişe, Dedemin fırınında pişen poğaçanın kokusuna, Akşam üzeri esen rüzgarın esintisine, Çimenlere uzanarak kurulan hayallere... Bir gün sevdiğim insanlar taşıyamaz oldu emanet canlarını, Kurulan eşsiz sofralar eniştem olmadan kuruluyor, Anneannem kendisinden beklenildiği gibi sessiz sedasız gitti.. Sıra sıra giderken İlker'de giydi üzerine beyaz kefeni, En çok da o koydu zaten. Şimdi en zoru kaldığımız yerden devam etmek, Verilmiş sözümüz, edilmiş yeminimiz yok belki Bir gün tekrardan bir araya geleceğimiz günlerin özlemi var...                        

Talih Kuşu...

        Yine uzun uzun hayallere , bitmez tükenmez düşüncelere dalmışım. Eminönü iskelesinden anons yapılıyor. Koşar adımlarla yetişiyorum vapura. Şimdi denizin güvertesinden Boğaz manzarasına bakacağım ya, aldırma gönül aldırma. Sevda dediğin Yeşilcam filmlerinde kaldı.         Bir bardak sıcak çayı sıkıca kavrıyor ellerim. Rüzgara sırtımı dönüyorum; ısınmak için birbirine sokulmuş çiftler ,  koyu sohbete dalmış ihtiyarlar. Hayat güzel arkadaş , bir de şu geçim derdi boynumuza asılmasa.  Düşünün ki günümüz iyi geçsin diye saçımızı tam tersine tarıyoruz. Simidi koparıp koparıp , pudingi çay kaşığı ile yiyoruz. Tabi küçük şeylerden mutlu olduğumuz kadar , ipe sapa gelmeyen şeylerde canımızı sıkmıyor değil. Olsun biz yine de gülmeye, umut etmeye devam ediyoruz.           Bu yıl içimde farklı bir his var , o yüzden İstanbul'un dört köşesinden milli piyango bileti almaya başladım. Büyük ikramiyenin hayalini...

Atın Beni Denizlere...

Yolculuk buraya kadarmış ya, Belki bu kalemi son tutuşum, Hüzünle andığım dostlarımın arasına dönmeme az kaldı,  Hani bir söz vermiştik ya birbirimize, Beraber büyüdük , beraber yaşlanacağız diye,  Beraber güldük , beraber ağlayacağız diye... Şimdi beni sorarsan ben yine bildiğin o hayalci çocuk, Ders almadım senden sonra ölmeyecekmişcesine çalışıyorum, Kazık çakacağım ya bu dünyaya, Oysa hep derdik ya şiir tadında yaşamak vardı hayatı, Bir kafiye gibi uyumlu olan eşimizi bulacaktık, Yarım kalan cümlelerimizin sonunu mutlulukla tamamlayacaktık, Olmadı be çocuk senden sonra olmadı... Turgut Uyar diyor ya; düşünüyorum da biz büyüyerek çocukluk etmişiz diye, Hatırlıyor musun o erik ağacının altındaki salıncağımızı,  Dedemin böreklerini , anneannemin bahçesini, Senden sonra gitmek nasip olmadı ama ilk gidişimde sallanacağım.  Gökyüzüne bakacağım gülümseyerek,  Nasıl beyaz sayfaya ilk kelimeyi yazmak zor ise , bitirmek de bir...

Belki Bir Gün Hayattan...

Resim
        Sanki bir film sahnesi gibi sararan yapraklar kaldırımlara serpilmiş. Ellerim cebimde, üşümemek için iyice paltoma gömülmüşüm.  Köşebaşında bir Suriyeli , avuçlarını açmış öğrendiği bir kaç kelime ; Allah rızası için çok açız.   Sabahın köründe ekmek parası kazanmak için insanlığımı hangi köşeye bıraktım hatırlamıyorum. Doğmuyor güneş istesemde herkesin üstüne , merhem olmuyor iyi niyetimiz herkesin yarasına...          Zor kadere emanet ettim gençliğimi. Durmayan bir şekilde beyazlıyor saçlarım, gelecek kaygısı sırtıma yük olmuş ve ben güzel günlere hasret prangalar eskitiyorum. Ne zormuş arkadaş çocukluğumuzun masumiyetini bir kenara bırakmak , ciklet parasına mutlu olduğumuz günlerden ; hiç doymadığımız günlere gelmek. Büyüdükçe sadece para değil , insan da harcıyormuşsun onu anladım. İnsan kendisi ile , hayalleri ile ve başkalarının gerçekleri ile savaş halinde. Dayanmak zor olsa da bir ah çekiyorsun, yoluna giriyo...

Bir Hazan Sabahı; Ben , Hüznüm ve Geride bıraktıklarım...

Resim
Bembeyaz ekrana boş gözlerle bakıyorum. Ne yazsam , ne yapsam , ne olacağım , kimle olacağım, nerelere gitsem... Sorular her daim kafamı kurcalarken cevaplar hep bir adım uzağımda. Hayat akışına bırakılacak kadar kısa değil ve ben bunu her sabah aynanın karşısında kravatı boynuma düğümlerken kendime söyleyecek cesareti bile bulamıyorum. İnsan olarak bencil kalabalıktan bir kaçış yolu arıyorum ama farkındayım ki; artık ben de bencilim. Kimseye güvenmek istemiyorum , sevemiyorum , hayallerimi paylaşamıyorum, sevincim kursağımda kalırken , üzüntümü yalnız yaşıyorum.  Hep bir saadetin peşinden koşuyoruz. Yepyeni bir kanepe alıyoruz , tam da bizim ihtiyacımız olan. Mutluluğu renkli desenlerin üzerinde parmağımızı gezdirerek arıyoruz. Bir fincan kahve yudumlarken , hele bir de elimizde o çok sevdiğimiz edebiyat dergisi varsa bu hayatta çok şey bekleme. O küçücük kanepede mutlu mesut otur aşağıya... Popüler kültürden bir kaçış yolu arıyorum, ne kadar kaçmaya çalışsam da kapana s...

Üzeyir İlker'in Anısına...

Resim
        Seni anlatacağım kelimeleri özenle seçmeye çalışıyorum ama olmuyor. O yüzden taşkın seller gibi bırakıyorum cümleleri. Dikecek ağaçlarımız, peşinden koşacak hayallerimiz bir de kuracak yuvamız vardı. Bakma sen aradan birkaç gün geçti , gözyaşlarımı kendime saklayabiliyorum. Ama düşünmeden de edemiyorum be çocuk.            Her bayram bir araya gelen o koca aile artık eskisi gibi olur mu? Yoksa biz de diğer aileler gibi artık cenazeden cenazeye mi bir araya geleceğiz. Hani o bayram sofrasının etrafında bir araya geldiğimizde bizi kim güldürecek. Biz kime arada kendine dikkat et çocuk diyeceğiz. Belki sorgulamamam lazım ama büyüklerimiz diyor ya Allah onu bizden daha çok sevdi diye. Yapacak o kadar çok şey vardı ki? Ne acelesi vardı seni bu kadar erken yanına almak için.              Sonunda hepimiz birilerinin anılarında yaşayacağız diye yazmışsın. Gitmek mi daha zor, yoksa geride kalan...

Türkiye'nin Seçimi...

   Amin Maalouf der ki; İnsanlar bir dinleri oldukları için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar. Türkiye bunu yaşıyor... Bir seçimi daha geride bırakırken gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim. Ben önüme bakmaya devam ediyorum. Bu ülkenin çözmesi gereken sorun iktidar değil. Bizi yönetecek insanları seçme özgürlüğüne sahibiz ama muhalefet edecek insanları seçme özgürlüğümüz yok. Çünkü alternatif yok.     Ülke terör batağına batmışken , komşuları ile ilişkilerini sıfırlamışken, ekonomisi durgunlaşmışken, dinimizde zorlama yok iken birileri bir şeyleri zorluyorsa ve muhalefette buna rağmen ilerleme yok ise bu seçimi Ak Parti kazanmadı, Türkiye kaybetti arkadaş. Bir lokma bir hırka, komşusu aç iken yatan bizden değildir, işçinin emeğini teri kurumadan verin, işi ehline verin diyerek iktidara gelenler; şatafat içinde boğuluyorlar. Para toplayıp fakir fukaraya yapılan yardımlarla onların gönlünü kazanmayı büyük marifet sayanlar, İnsanların yoksulluğun...

Sev Kardeşim...

Resim
            Uykusuzluğa bedenin nasıl alıştığını test ediyorum şu günlerde. Sanırım daha çok uykusuz geceler de bekliyor bizi. Bir haftadır yazmıyorum, ne yazacak fırsatım ne de takatim vardı. O yüzden cebimde biriktirdim kelimeleri , gönül rahatlığıyla harcayabilirim.               Ömrümüz istemek ile geçiyor sanırsam. Çocuk iken sevgi istersin , genç olunca iyi bir gelecek istersin, evlilik çağına gelince ebedi mutluluğu istersin, babalık mertebesinde eve götüreceğin ekmeği istersin. Hayatının her döneminde bir şeyler istersin de , bir kendin olmayı istemezsin. İşte bunun eksikliğini tarif edemem.                Yoksulluk korkusuyla geçen çocukluktan , yıldız bir futbolcu olma hayalleriyle top koşturulan ergenliğe ve ben nasıl büyük adam olacağım dediğim üniversite günlerini de geride bırakırken yaş olmuş 25. Babadan kalan genetik miras kırlaşan saçlarla , kara kara düşünmeden...

Gülümse Kaderine...

Resim
            Halayın başında mendili sallarken dünyanın ne kadar da hızlı döndüğünün farkına varıyorsun. Az önce elimi omzuna attığım adam yıllar yılı en iyi dostlarımdan biri oldu. Mahallede misket oynadığımız günler tek gayemiz en renkli misketlere sahip olmaktı. İlk okula giderken tenekeden yaptığımız topla rakip tanımazdık. Ergenlik sivilcelerimiz yüzümüzü istila ederken lise de uzaktan severdik hep kızları. Okuldan eve , evden okula giderken hayallerimizi anlatırdık birbirimize. Sonra kaderimizi değiştiren gün gelip çattığında memleketten kilometrelerce uzağa , farklı alemlere dağıldık. Çok sıkıldığımız anlarda telefon ahizesinden gelen kahkaha ile döndük hayata. İyi ki var dedik eski günler...            Sonra diplomayı rulo yapıp elimize verdikleri gün; kim hayallerimizi satın alır ve kim bu adamlara inanır da kız verir diye kara kara düşündük. Belki de çok düşünmekten benim saçlarıma aklar düşerken , o tel tel kayb...

Yazamayan Yazar , Tek Şiirlik Şair...

           Şehrin doğusunda küçük bir ev , bilemedin belki de tek göz bir oda. Küçücük penceresinden koskocaman dünyaya bakabildiğin , en nihayetinde sana kimsenin karışamadığı bir yer, sıradan bir insanın hayallerinin ve umutlarının sığacağı kadar... Sabah uyandığımda trafik sesini duyuyorum. Stresli ve karın ağrısı ile işini giden yüzlerce kader mahkumu. Akşam dönerken ağır ağır ilerliyorum aynı sokakta. Mahalle kömür sobası kokuyor , işportacılar sesi yankılanıyor ve yaşadığımın farkına varıyorum.               Siz de bazen kapana kısıldığınızı hissediyor musunuz? Kurtuluşun ıssız bir otel odasında hayatınıza son vermek olduğunu düşünürsünüz. Ama acele etmeyin , siz sıradan birisi değil miydiniz? Ne zannediyorsunuz öldükten sonra size rock yıldızı muamelesi mi yapacaklar. O yüzden çabuk dağıtın bu fikirleri aklınızdan. Şu an imtihan halindesiniz. O yüzden aldığınız her kararda şıkları işaretlerken çizgi dışın...

Hayaller İstanbul, Hayatlar Kandahar...

            Dedem duvar örerdi,             Babam duvar örerdi,             Ben duvar örüyorum,             Peki hala bir evimiz niçin yok ?  Fellini'nin Amarcord'un filminden bir sahne... Sene 1976 aradan kırk sene geçmiş ve değişen hiçbir şey yok. O zaman neden hala sokaklara dökülüp demokrasiyi , barışı çağırıyoruz; haktan, adaletten , eşitlikten söz ediyoruz. Çağırınca geliyorlar mı? Güçlü her zaman haksızdır bu dünyada ! O zaman zalimin zulmü varsa ,sevenin Allah'ı var demek istiyorum. Fakat dilim varmıyor demeye , çünkü inandığımız ne varsa iyi niyete , aşırı sevgiye , birilerinin koyu inancına kurban gitti.  Hep klişe bir laf vardır ya ülkenin %99 müslüman. Bugüne kadar bu sayısal üstünlük bize ne verdi. İslam kelimesinin köküne inersek s,l,m harfleri yani salim , selim , kimseye zararı olmayan anlamlarına ulaşıyoruz. Halimiz ortada , olu...

İmtihan mı İntihar mı?

          Bu aralar hayatım, sonunu merak ettiğim ve bir an önce bitmesini istediğim bir film gibi. Sabahın 6'sında bir çalar saat sesi ile uyanıp , gecenin 11'inde eve bezmiş ve yorgun girerek geçiyor. Şikayet etme lüksümüz yok öyle değil mi? Çünkü bunu biz istedik. Kimse kafamıza silah dayamadı. Aslında hiç kimse sevmediği işi yapmak zorunda değil , çok beğendiği bir kıyafeti veya elektronik bir eşyayı zorda kalacağını bile bile kredi kartına borçlanıp almak zorunda da değil. Ama işte biz Y kuşağını deli s.kti. Her şeyin iyisini hemen istiyoruz.               Biz henüz bir ekonomik kriz ile karşılaşmadık , işten kovulmadık , boşanmak zorunda da kalmadık. Bizim en büyük buhranımız kendi iç dünyamız. Tüm gün sosyal medyada birilerinin hayallerine , mutlu mesut çekilmiş evlilik fotoğraflarına , dünyanın farklı noktalarında verilen absürd pozlarına maruz kalıyoruz. Hepsinde gülen insanlar. Halbuki göte kaçan borcu , şirkett...

Zamansız Bayramlar...

        Bir bayrama daha kavuşmanın sevincini.....Yok abi bu yazı yine karamsar ve bir o kadar da isyankar olacak. Hangi ara namazı kıldık , hangi ara kurban kesildi demeye kalmadan kavurmalar midemize oturmuş , keyif çayları içilmiş , hal hatırlar sorulmuş. O da yetmemiş hararetli tartışmalarla memleketi kurtarmışız. Murat'cım sende biraz kilomu aldın ne? Çok karamsar görüyoruz seni hep isyan hep isyan? Genç yaşında çalışacaksın ki yaşlılığında rahata eresin. Düşüncelerin sana kalsın , sen öyle ulu orta yerde fikirlerini beyan etme herkes nasıl yolunu buluyorsa sen de yoluna bak be oğlum...           Evet çok şükür bir bayram daha yaşandı bitti saygısızca. Bayram dediğin çocuklara bayram arkadaş ; etin nereden geldiğini bilmeden  , aman şekerim çıkar demeden tatlılara gömülmeler , el öperek ganimete konmalar... O zaman biz ne s.kime büyüdük arkadaş. Elalem çocuklarını bir bir evlendiriyor , takıyor takıştırıyor, tatillere çıkıyorlar ...

Murat Hayaller Ülkesinde...

Resim
         Güneşin bile sabah doğacak takati yok iken , bir çalar saat sesi ile uyanıyorsun. Yorgunluktan , bezginlikten , hayal kurmaktan şişmiş gözlerle aynada kendine bakarken , bir anlam arıyorsun yüzünde. Öğrenci olduğun günler geliyor aklına , annenin şefkatle titreyen sesiyle , kimi zaman öperek uyandırdığı sabahlara özlem duyuyorsun.            Her geçen gün sanki hayat daha bir çekilmez oluyor. Güzel günlerin bizi beklediğini hayal ederek avunuyoruz. Halbuki geçmişe özlem duymadan geçen tek bir günümüz de yok, kaybettiklerimizin yerini dolduracak insanlar da... Bazen çocuk kalsaydım hep diyorsun; kıskançlıkların , kavganın gürültünün , şıpsevdi aşkların , kanayan yaraların çabuk unutulduğu günlere dönmek istiyorsun. Hem de çok istiyorsun. Çünkü kocaman adam olduğunda kederinde ağlayan, sevincinde gülen insanların hangisinin samimi olduğunu bilemiyorsun.            Bir de günümüzün popül...

Hasret Kokan Kelimeler...

Resim
    Uzun uzadıya anlatmak ister ya hani insan kendisini. Annesinin sıcak bir poğaçayı sardığı mendil gibi muhafaza eder kelimelerini. Yolluk yapar kendisine düşüncelerini. Çünkü her an hazırdır geri dönülmez yolculuklara. Bir çekmecede saklıdır , boynu bükük sevdaları. Arada beyaz kağıtlara  karalarsın isimlerini. Mürekkebin bittiği yerde gözyaşın ile tamamlarsın. İşte böyle beter bir şeydir düşüncelerin kimsesizliği. Ne kimsenin yaşantısını beğenirsin  ne de kendine uygun bir yaşantı bulabilirsin.      Zaten ne beklersin ki hayattan. Gelirken ne getirdin , giderken ne götürebilirsin. Baban bile seni anlamaktan aciz iken veya sen anlatacak kelimeler bulamazken , bekleme başkalarından seni anlamalarını.       Bir gün gerçekten bir kızı sevmek zor gelmediğinde , sonunu getirebilecek cesareti kendinde bulabildiğinde durma... Yasemin kokulu kaleminden çıkan şiirleri karalara tertemiz sayfalara. Ocakta pişen çorbanın , balkonda asılı d...

Cehaletin Başladığı Yerde Umutlar Biter...

          İşe başladığım günden beri ne ekonomi üzerine ne de siyaset üzerine yazı yazar oldum. Biraz olsun haddimizi bilmek lazım diye düşünüyorum. Gerçi burası Türkiye ; Rasim Ozan Kütahyalı'nın spor eleştirmeni , karısı olacak döl israfının entellektüel , Acun'un medya patronu , börekten anlayan kadının bakan olduğu ülkede herkes herşeyi bilebilir.            Sanırsam çok fazla okumaktan, düşünmekten ve empati kurmaktan dolayı  lanet , sevimsiz , çok bilmiş bir insan olmaya başladım. Çevremde o sevdiğim insanların sığ görüşlerini ve cehaletlerini gördükçe artık katlanamıyorum. Sosyal medyada asparagas haberlere itibar eden, kulaktan dolma bilgilerle bilgiçlik taslayan, öğrenci iken okumaktan nefret edip şimdilerde derviş gibi davrananları gördükçe ister istemez iki söz etmeden duramıyorsun. Güzelim memleketin cahil insanları ; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldular ya.  Bilmediğini bilen bilgisizdir , bilmediğinin...

Güneşin Batışında , Denizin Kıyısında...

Resim
            Zar zor kurduğumuz hayatı kendimize yakıştıramıyorduk, diyordu bir şair. Emekleyemeden koşmaya başladığımız bu dünyada çok engele takılıp düştük , dizlerimiz parçalandı , gözümüzden yaşlar aktı , hayallerimiz suya düştü , sevdiğimiz kız terketti belki de hiç bize ait olmadı. Bunca kalabalığın içinde hep yalnız kalmayı yeğledik.  Çünkü nasihate değil , bir parça huzura ihtiyacımız vardı.             Hayatta artık geri dönülemez bir noktaya geldiğimiz olur , bazen daha da ileriye gidemeyeceğimizi düşünürüz ve genelde öyle olur. İşte o noktaya geldiğimizde olanı biteni sessizce kabullenmekten başka çaremiz yoktur. Bu yüzden hayatta kalmayı başarırız öyle değil mi? Her hafta sonu mutlaka boğazın karşısında bir bankta oturup elimde kitabımla manzarayı seyrederim. Arada arkama dönüp o güzelim evlerde oturan şanslı insanları da hayal etmeyi unutmam tabi ki de. Keşke göründüğü kadar güzel olsa memleketim.   ...

Bir Yaz Yağmuru Altında...

Resim
         Sıcak bir günde iş çıkışı yakalanıyorum yaz yağmuruna. Metroya koşarak mı gitsem yoksa yağmur altında ıslanmanın keyfine mi varsam diye düşünürken zaten sırılsıklam olmuşum. Keyfim yerine geldi. Taze toprak kokusu geldi birden burnuma. Levent'in göbeğinde hayra alamet değil bu. Bir baktım sağıma şehrin göbeğine yeni bir mezar taşı dikiyorlar , onun temelinde geliyor. Güldüm kendi kendime.            Metro tenhaydı. Kıvrıldım bir köşeye , elimdeki dergiyi karıştırmaya başladım. Birkaç durak dikkatimi çekti yanımdaki amcanın dik bakışları. En sonunda dayanamadı sordu.  Sen komünist misin evlat? Yok amca dedim , ben ekonomistim. Bir süre yan yan baktık birbirimize. Sonra ne olur bu memleketin hali diye sordu. Boşversene amca  sen emekliliğin keyfini çıkar , şemsiye bize girdi deyince yüzü gülüverdi. Belki de uzun zaman sonra kendinden daha düşünceli birisine rast gelmişti.           ...

VATAN SAĞOLSUN...

Resim
      Bir sabah kapı çaldı , sofrada kimsenin gıkı çıkmıyordu. Kısa bir bakışmadan sonra annem kalktı. Kapıda 3 üniformalı asker , başları öne eğilmiş. Belki de bugüne kadar ki en zor görevleriydi. Birkaç dakika birbirlerine baktılar. Annemin sağ gözünden bir damla gözyaşı usulca süzülüverdi. Sonra babam beliriverdi ardında. Sanki o anı bekliyormuşcasına iki kelime çıkıverdi ağzından VATAN SAĞOLSUN...        Küçük bir çocuk iken , akşam olduğunda babamın eve girmesi ile kucağına atlayıp doya doya sarılmanın hayalini kurardım. Fakat bir gün olsun yapamadım. Babam belediyede temizlik işçisiydi. O yüzden üzerinde ağır bir koku ile girerdi eve. Ömrüm boyunca burnumun önünden gitmedi o koku. İşte o adam çöplükten çıkarıp adam etti beni.         İkindi vakti caminin önünü tıklım tıklımdı.  Bir zamanlar incir ağacına beraber çıktığım çocuklar babamın hemen arkasındaydı. Buruk bir gülümseme vardı hepsinin yüzünde. Belki nasıl oldu...

Yalnız Figüran...

Siyah beyaz hayallerin sessiz figüranlarıydık, Perde indi ve sahne kapandı, Mutluluklar yarınlara kaldı, Kalbimin odaları bomboş şimdi, Alkış yok, ses yok,sen yoksun. Zaten hiç olmadın ki... Bir umutla bugüne kadar geldim 25 adım dile kolay Düşe kalka , soluk soluğa Tırnaklarımla kazıdım hikayemi Bembeyaz sayfalara karaladım adını Bir kahve molasında tanıdım aşkı Tadı damağımda buruk bir his bıraktı Biraz sen kattım , biraz ben Öylesine güzel , ölesiye tatlıydı... Murat Koçhan

Mahalle Kokusu...

Resim
         Buram buram kokuyor mahalle. Mahalle nasıl kokar demeyin.  Emek kokar, biraz alın teri. Sabahları sıcak poğaça kokar, askere giderken ise hasret. Kışları kömür sobası kokar, ana kucağı kokar yorgan altında. Bir de huzur kokar kahvehane önü.           Sonra gün gelir kokular birbirine karışır. Eski tadı kalmaz mahallenin. Uzaklara özlem duyarsın. Yeni bir başlangıca belki de. Geri döndüğünde ardında bıraktıklarına sıkı sıkı sarılabilmek için.  Denedim aslında kendi hayal dünyamda çok uzaklara gittim. Yalnızlığın tadına varmak için Pembe mutluluklardan ,  haksız kazançlardan ve de yalan sevişlerden çok uzaklara. Belki bir sahil kasabasına. Yeniden inanmak , yeniden güvenmek , yeniden sevebilmek için..        

Kıyak Kafa...

Resim
               İlişkim biteli çok olmamıştı. Tipik Türk erkeği gibi soluğu teselli için rakı sofrasında aradık. Kadehler ardı ardına kalkıyor , boşaldıkça kederleniyordum. Zaten buraya kederimizden gelmemiş miydik? Kafam güzelleştikçe güzel düşünmeye başladım. Aldık ceketleri kendimizi Beyoğlu'nda dar bir sokakta birkaç orospunun kapısının önünde bulduk. Meğersem bizimkilerin amacı beni biraz sarhoş edip , ilk açılışımı yapmam için ortamı müsait hale getirmekmiş. Bir kadının acısını en iyi bir başka kadın unutturur...                  Heyecanlandım , kıpkırmızı kesildim. Dişi aslan pençeleri ile yapıştı yakama geri çektim kendimi. " Ağzı süt kokuyor, bu anca çavuşu tokatlar." dedi. Herkes gülüyordu. Israr da etmediler. Ben kanepeye çöktüm , onlar da odalarına çekildiler. Tene batan tırnaklar , şehvetli çığlıklar derken ben gece bültenlerine dalmışım. Kendimi milli takım kampına davet edilip antrem...

Kaybolan İnsanlığın Portresi...

Resim
         Ahşap masaya dirseklerimi yaslamış yalnızlığımla dertleşiyordum. 2 bardak demli çay söyledim, önümde edebiyat mecmuası. Keşfedilmeyi bekleyen yeteneklerinin hünerli ellerinden çıkmış satırları okuyorum. Sonra bir bağırış , İstiklal'e doğru artan kalabalığın peşinden gittim. Olay mahalli, şeritlerle çevrilmiş. Üzeri gazetelerle örtülmüş genç bir kadın, kocası tarafından sokak ortiasında hunharca katledilmiş. Benim gözüm ise kadının üzerine gelişi güzel atılmış gazetelerde. Sanki ölümü unutturmak istercesine , sosyetenin vur patlasın çal oynasın eğlenceleri , Fenerbahçe'nin bomba transferleri , kapak güzelleri...            Canım sıkıldı , ne yolunda gidiyordu ki zaten. Ufak ufak ilerleyim derken Taksim metrosunda buldum kendimi. Altını çizdiğim kelimelerin eski anlamı kalmadı sanki. Gün geçtikçe uzaklaşıyorum insanlardan. Sokakta sevilen kadınlar katledilirken , nöbette askerler kör kurşuna kurban giderken , anaların gözü...

Jöle Reklamı

Duştan sonra elime bir tutam jöle alıp dağılmış saçlarıma şekil vereyim derken aklıma çocuk iken yaşadığım komik bir anım geldi. “Ya altı ya da yedi yaşlarındaydım. O günlerde televizyonlarda yakışıklı erkeklerin oynadığı jöle reklamları vardı. Filinta gibi bir adam elinde bir kutu jöle ile çıkıyordu ortaya. Bir avuç jöleyi saçlarına yedirdikten sonra üzerine atlayan kızlar mı dersin, araba ile kaçıran kızlar mı. O yaşlardaki bir çocuğun kızlarla ne işi olur demeyin. 90 doğumlu jenerasyon bu güzelim ülkede çocukluğunu doya doya yaşayan son jenerasyondur. Ülkede bir sürü yenilik oluyordu ve bunları ilk yaşayan görenler bizlerdik. Kocaman cep telefonları, teflon tavalar, jöleler, tetrisler vs. Her neyse o akşama geri dönersek annem beni her Cuma günü yıkardı. Sanırım koskoca bir haftanın yorgunluğunu üzerimden atmam için yapıyordu bunu. Ya da aşırı titiz olduğundan olsa gerek. Çünkü ilerleyen yıllarda annemin bu aşırı titizliğinden çok çekecektim. Annem beni yıkayıp pakladıktan s...

Kayıp Bir Beden , Eksik Bir Adam...

       Zaman akarken durduraksızın, kendimi dinlemeye fırsat bulamaz oldum.  Bitmeyen mesailer arasında geleceğe dair hayaller kurmaktan vazgeçmiyorum. Esneyerek , gözlerimdeki mahmur ifade ile işten çıkıyorum. Ağır ağır adımlarla yürüyorum metroya saat 20:30'a geliyor. Her zaman ki köşede başını öne eğmiş, Allah rızası için avucunu açan görme engelli amca. Saat kaçta getiriyor onu dilendirmek için genç kız bilmiyorum. İlk zamanlar gerçekten kör müydü diye şüphem vardı. O yüzden bir akşam rast geldiğimde usulca takip ettim. Kızcağızın nasıl tüyolar verdiğini , adamcağızın elindeki üç kuruş parayı nasıl gaspettiğine şahit oldum. Dilimi yuttum sesim çıkmadı.  Adaletini sikeyim dünya diyebildim sadece gerisi laf-ı güzaf.          Sonra elimde kitabımla arkama yaslanıyorum metroda. Yine güzel, alımlı kariyer sahibi bir ahu karşımda. Kim bilir bu güzelin sahibi kim. Kim ulan sahiden bu şanslı erkekler diye sormaktan sıkıldım artık. He...